Akil İnsanlar ya da ‘Mah’ Toplumu Olmak

0
325

Bütün paylaşımlar, bağışlar, özveriler, üstünlükler “MAH” ile yani “VERME” ile başlar. Mah, size ait olan bir güzelliği, bir değeri, bir emeği, ya da bir aşkı, sevdayı, hatta yüreğinizi bir başkasına vermek; onunla paylaşmak ya da ona açmak ve onu en değerli şeylerinize ortak etmektir. Hep kazanacaksınız ama hep vereceksiniz. Mütemadiyen vereceksiniz; üstelik bunu bir yaşam biçimi haline getirerek. Kalbinizden herhangi bir şüphe duymadan vereceksiniz. Hem karşılık beklemeyeceksiniz hem de yaptığınız bu güzelliği unutacaksınız. Yoksa öyle sıradan “MAH TOPLUMU: VEREN EL” olamazsınız.
İstemeden vermek ve Allah’tan gayrısından başka hiç kimseden hiçbir şey istememek erdemin, kanaatin, şükrün, edebin ve adabın, ahlakın, üstün olmanın bizatihi kendisidir.
Cenab-ı Peygamber, “Veren el, alan elden üstündür” buyuruyor. Vefatında miras bırakacak hiçbir şeyi yoktur Dâr-ı Saadet’inde. Zira, peygamberler miras bırakmazlar. Hazret-i İsa bir sonraki öğünde yiyecek kadar gıdayı yanında tutmayı fazlalık ve gereksiz sayar. O, Roma’nın akçesine dahi asla tamah etmez.
Adıgeler (Çerkesler) tarihi karakterleri gereği hep “MAH: AL” toplumu olmayı yeğlemişlerdir. Onun içindir ki Adıgeler Allah’a dua ederlerken bile O’nu noksanlıklardan tenzih ederek dua ederler. Nefsaniyeti hep en sona bırakırlar. Bir şey pay etseler en son kendilerine ve en az olanından, en mütevazı olanından ayırırlar. Kendi nefislerinden bir öncesi de eşleridir. Çünkü eşleri “ŞHEĞUSE: BAŞYOLDAŞ” dır, “KARI” değil. Misafir, akraba, ebeveyn, ve çocuklar daima önceliklidir. Muhtacı, ihtiyaç sahibinden bile önce görüp ihtiyacını gidermek toplumsal bir XABZE gereğidir. Bunun içindir ki, Adıgelerde tarih boyu dilenci ve hapishane olmamıştır. Çünkü suçu oluşturan sebebler ortadan kaldırılmış, sermaye adil bir şekilde tabana yayılmıştır. İnanç ve düşünce özgürlüğü daima var olmuş ve başkasını düşüncesinden, her hangi bir görüşünden ve inancından dolayı hor görmek XABZE gereği doğru karşılanmamıştır.
Adıgelerin bu gün yaşadıkları kültürel erozyonun nedeni diasporik bir millet haline gelmiş olmaları ve yaşadıkları tüm ülkelerde azınlık durumunda olmalarıdır. Anayurt dahil bütün ülkelerde durum bundan farklı değildir.Dolayısıyla Adıge toplumunun içinde bulunduğu ülkelerdeki bütün düzenlemeler, bütün hukuki yapılar, eğitimler ve sosyal ilişkiler egemen toplumların kendi hayat algılarına göredir. Adıge toplumunun yukarıda değindiğimiz “MAH TOPLUMU” olma gibi erdemli bir özelliği, ÇOĞUNLUK ve fakat ANTİDEMOKRATİK TOPLUMLARIN içerisinde anlaşılamamıştır. Geçen zaman içerisinde bu anti demokratik ortamlar sonucu, başta Adıgece olmak üzere kendi milli değerlerini yaşatma fırsatlarını her geçen gün yitirmiş ve tükenme noktasına gelmiştir. Sivil toplum örgütlerimiz ise en azından Türkiye ve Rusya Federasyonu ülkelerinde gelişen bunca olumlu siyasi iklime rağmen hemen hiç bir şekilde, ne yazık ki karar mercilerinde olamamışlardır.
Bugün için değişen bir dünyada, demokratikleşen bir Türkiye’de karar veren ya da öneride bulunan masada bulununabilmeyi “Khah: ver” olarak algılamamalı, bunun da en azından doğru bir okuma yaparak “MAH: AL” demek olduğu bilinmelidir. Zira insanlığa faydası olan bir kararda özne olmak dilenmek değil, yine “MAH: VEREN EL” olmaktır. Bazılarınıza bu yaklaşım, her ne kadar te’vil gibi gelse de, bizim toplumumuz için faydalı bir bakış açısı olduğu kanaatindeyim.
Yanlış anlaşılmaları önlemek adına bir durumu net ortaya koymakta fayda vardır: Yeni Türkiye’de kendi toplumumuz adına talepde bulunmak, karar masasında olmak bir dilenme durumu değildir. Bu bir insanı ve toplumsal haktır. Böylesi bir durumda ülkede yaşayan herkes değişimden etkilenecektir. Dindarı, dinsizi, liberali, solcusu, sağcısı, Çerkesi,Arabı, Türkü, Kürdü, Lazı vb tüm halkalar, tüm dinler yapılan değişikliklerden etkilecektir. Dolasıyla STK’larımız bu değişimde toplumumuzun taleplerini rahatlıkla dile getirmelidir. Unutulmamalıdır ki bu, bir şey istemekten çok topluma bir şey vermektir. Hiç kimse kültürümüzün güzide özelliklerini yanlış yorumlayıp kimseyi yanıltmamalıdır. Kısır döngüler, günlük vaveylalardan uzak, akl-ı selim bir şekilde değişim ve oluşumlarda yer alınmalıdır.
En azından “AKİL İNSANLAR” topluluğuna baktığımızda bizden gayrı her toplum, her görüş, her mesleki gurup, her düşünce yer almaktadır. Çerkeslerin STK’ları, çatı ya da taban örgüleri adına malesef bahsi geçen toplulukta dahi kimse bulunmamaktadır. Varsa da ben bilmiyorum.
Yönetim erki söylemlerden çok icraatlarını hızlandırmalı, sadece bağırıp çağıranı, yakıp yıkanı, vurup öldüreni değil tüm hak sahiplerini ve tüm tarafları muhatap almalıdır. AKİL İNSANLAR’a bakınca Sünniler, Aleviler, yazarlar, gazeteciler, sanatçılar hepsinin Türk olduğunu görüyoruz. Bir de HDP’liler ve BDP’liler var. Değişik din ve topluluk mensuplarını ya biz göremiyoruz ya da tanımıyoruz.
Muhalefet partileri ise değişime ayak bağı görüntüsünden çıkıp işin ciddiyetini ve vahametini anlamalıdırlar. Bütün taraflar ve bütün tarafsızlar dostsuz komşuluklardan uzak durmalıdır. Şeytan yalnız kalmış insanları, toplumları ve ülkeleri pek sever. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz