Troya Efsaneleri (8) – Anadolu Kentleri ve Troya

0
633

Mitoloji ve Gerçekler

Mitoloji bir masal değildir. Mitolojide tarihsel gerçeklik düş gücüyle süslenerek anlatılır. Bu anlatım bir amaca göre yapılır ve çoğu kez de gerçeklik amaca uygun olarak saptırılır. Mitologun görevi, bu anlatımların arkasındaki gerçeği yakalamaktır. Bunu yapabilmek için mitolojinin ortaya çıktığı çağın toplumsal ve siyasal yapısını, üretim ilişkilerini ve üretim teknolojisini, egemen ideolojiyi ve dinsel yapıyı iyi bilmek gereklidir. Bu nedenlerle ve anlattığımız konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, Anadolu kentlerinin kuruluşunu, birbirleriyle ilişkilerini ve özellikle Troya kentinin üç bin yıllık tarihsel gelişimini kısaca özetlemeye çalışacağız.

Kent Yaşamı ve Uygarlık

Kentleşme uygarlığın göstergesidir. İnsanlık tarihinin binlerce yıllık bir gelişim süreci içerisinde ulaştığı kültürel bir aşamadır. Kentler ortaya çıktıkları andan itibaren de uygarlık merkezleri oldular. Her türlü uygarlık ürünleri kentlerde doğdu ve gelişti. Anadolu’da görülen Çatalhöyük, Hacılar, Canhasan ve Yümüktepe gibi yerleşimler dünyadaki ilk kentlerdendir.
Mezopotamya ve Anadolu’daki kentsel gelişme ticareti geliştirdi. Balkanları, Tuna Nehri çevresini ve Macaristan’a kadar olan bölgeyi etkiledi. Ticaret, çok uzak yerlerle ilişki kurma, bilgi alma ve bilgi verme, geri halkları uygarlıkla tanıştırma anlamına geliyordu. Ancak yine de uygarlık, Asya’dan Avrupa’ya nüfus göçüyle, böylelikle halkların kaynaşıp bütünleşmesiyle yayıldı:
“Bir şeyi kesin olarak söyleyebiliriz: Orta Avrupa’nın iyice güneyine kadar olmak üzere, tüm güneydoğu Avrupa sahasına, Yakındoğu’dan halkların göç ettikleri ve bu şekilde bir uygarlık kayması olduğu açıktır. Bunlar yerel uygarlıklarla karışmış ve birçok yerlerde belirleyici olmuşlardır. Bu göçler ayrıca, ticari ilişkilerde de önemli bir rol oynamıştır. Savaşlara yol açan büyük anlaşmazlıklar ise, Neolitik devrin başında hemen hemen hiç yoktu. Buna karşın, önemi ve uygarlığı yayma etkisi şimdiye dek küçümsenen, uzak yerlere kadar ulaşan ticari ilişkiler vardı. Yüksek kaliteli endüstri materyali ve endüstri ürünlerinin eski pazarlama şekli olarak, obsidyen ticareti özellikle önemliydi.” (Uhlıg, s.69)
Köy toplumunda temel ekonomik faaliyetler çiftçilik ve çobanlıktır. Köylü ihtiyacı kadarını üretir. Kentte ise, ihtiyaçtan fazla mal üretmek zorunluluktur. İhtiyaç fazlası mal satılır, ihtiyaç duyulan mal alınır. Pazar için üretim yapabilmek için iş bölümü kadar işbirliğinin de sağlanması, idari, sosyal ve ekonomik örgütlenmeleri gerçekleştirecek güçlü merkezi yapıların kurulması bir zorunluluktur. Bu durum kentleşmenin ne kadar zor olduğunu gösterir. Bu nedenlerle dünyadaki ilk kentleri kuran Anadolu’da bile kentsel gelişme kolay olmadı. Kentlerin çevresindeki köyler hep varlığını sürdürdü ve Anadolu binlerce yıl, çiftçilik ve çobanlığın temel ekonomik faaliyet olduğu bir köy toplumu olarak kaldı.

Eski Tunç Çağı Anadolu Kentleri (MÖ 3000-2000)

Eski Tunç Çağında Anadolu’da küçük kent devletlerinin kurulduğu görülmektedir. Bu dönemde Anadolu’da yirmi kadar etrafı surla çevrili kent devleti vardı. Beyler birbirleriyle egemenlik mücadelesi yapıyorlardı, ancak Hititler zamanına kadar merkezi bir yapı kurulamadı. Kentlerin çoğu İç Anadolu’dadır. Bu dönemde Batı Anadolu’da Troya ve Denizli yakınlarındaki Beyce Sultan Höyüğündeki kent dışında tespit edilebilen kent yoktur.
Taş temeller üzerine oturtulan iki-üç odalı kerpiç evler temel yapı biçimiydi. Kentlerde maden işleyenler, çömlekçiler, çiftçi ve çobanlar yaşıyordu. Dokumacılık önemliydi. Ancak yazı bilinmiyordu.
Beyler tarafından yönetilen kentlerin ekonomileri ağırlıklı olarak tarıma dayansa da, zenginliklerinin temelinde maden ticareti vardı. Anadolu, Eski Tunç Çağında, madencilik bakımından Ortadoğu’nun lideri konumundaydı. Madenler çıkarılıyor, işleniyor ve maden fakiri olan Mezopotamya’ya satılıyordu. Güney Rusya’ Maykop’la ilişkileri vardı. Bakır, altın, gümüş ve kurşun önemliydi ve Anadolu’daki yerli kaynaklardan elde ediliyordu. (Macqueen, s.18-45)
Mezopotamya ile ticaret kara yoluyla yapılıyordu. Anadolu’nun iç kısmındaki kent devletleriyle deniz ötesindeki devletler arasındaki ticari ilişkiler, Anadolu’nun deniz kıyısındaki kent devletleri aracılığıyla yürütülüyordu. Bu ticarette stratejik konumu nedeniyle Troya’nın önemli bir yerinin bulunduğu anlaşılmaktadır:
“Truva işte bu koyda oluştu. Bizce burası, dünyada bilinen en eski mal aktarma ve gümrük noktasıdır. Çünkü Truva’nın hükümdarları, elbette ki salt taşımacılıktan değil, tersine giriş ve çıkış hakkı olarak gemilerden de para aldılar. Bunun sonucunda önemsiz bir balıkçı köyünün yakınında oluşan Truva, kısa zamanda zengin bir kent haline geldi. Buranın sakinleri, Alacahöyük gibi İç Anadolu metropolleriyle ilişki kurdular ve aynı zamanda Kurgan bölgeleriyle de bağlantı sağladılar. Onların ticaret temsilcileriyle Çanakkale Boğazı’nın ağzında tanışmışlardı.” (Uhlıg, s. 123)
Aslında Troya, yalnızca Ege ile Karadeniz arasındaki ticari ilişkileri düzenlemiyordu; aynı zamanda Anadolu ile Avrupa arasındaki ticari ilişkilerde de önemli bir rol oynuyordu. Ege Denizi’nde, Troya’nın çok yakınındaki Limni ve Midilli adalarında önemli ilk çağ kentlerinin bulunduğu 1930 yıllarında anlaşıldı. Limni’deki üç kentten ikisinin 1. Troya’dan bile eski ve büyük olduğu kanıtlanmıştır.
Limni’deki Hephaistia kentinde yapılan kazılarla burasının Hephaistos’un tapım merkezi olduğu kanıtlandı. Aynı adada, üstü kapalı kanalizasyonu ve geniş caddesi olan bir ilkçağ kentinin daha bulunduğu bilinmekte, ancak denize batmış olduğundan kazı yapılamamaktadır. Yine aynı adadaki Poliochni köyünde ise parke kaldırımlı bir kent bulundu:
“Burası, ünlü 1.Truva’dan çok daha eskiydi; oluşumunu ise olasılıkla o zamanlar taşımış olduğu ekonomik önemine borçluydu. Bu gerçek bize, ticari ilişkilerin başlangıcının hem çok daha eski olduğunu, hem de geniş yerlere yayıldığını açıkça göstermektedir. Buradaki ticari ilişkiler, büyük olasılıkla eski Saliagos’ta olduğu gibi uzun zamanda beri gelişigüzel gereksinimlerin ve olasılıkların belirlediği bağımlı bir yer değildi. Üçüncü bin yılın sonunda, Balkanlara dek uzanan, sabit kentler arasında bir ticari ağ oluşmuştu; Truva da bunun da yalnızca bir parçasıydı.
Polichni, kazılarda kanıtlandığı üzere, Anadolu’dan gelip buraya yerleşenler tarafından geliştirilmişti ve oval şeklindeki taş evlerden oluşuyordu.” (Uhlıg, s. 131)

Troya I Kenti ve Savunma (MÖ 3000-2500)

Bütün Troya uygarlıkları Tunç Çağı (MÖ 3000-1200) uygarlığı olarak kabul edilmektedir. 1. Troya kenti 90 metre çapında surla çevriliydi; en eski biçimi Beyce Sultan’da görülen duvarları taştan, megaron tipi evler vardı. 1.Troya’nın savunma modeli Balkanlardaki Kurgan tepeleri ve Maykop kültürüyle karşılaştırılmaktadır. (Macgueen, s.29) Batı Anadolu’nun büyük kısmı için karakteristik olan Troya I kültürü, İzmir bölgesine, Limni, Midilli ve Sakız gibi adalara da yayılmıştı. (Sevin, s.118)

Troya II-III-IV ve V Kentleri

Troya II kenti, MÖ 2500-2000 dönemine tarihlenir. Bu dönemde Anadolu’da Hatti Beylikleri kurulmaya başlanmıştı. Troya kenti de bunlarla ilişkide bulunan güçlü bir beylikti. Kent 110 metre çapında surla çevriliydi. Bu dönemde de Troya I’deki savunma modeli ve aynı tip evler görülür.
MÖ 2500-2100 dolaylarında Hint-Avrupalı halkların Anadolu’ya saldırdığı ve Hatti yerleşimlerinin ele geçirildiği genellikle savunulan bir görüştür. (Sevin, s.137) Ancak Hint-Avrupalıların görece uzun bir sürede, yavaş yavaş ve sürekli bir şekilde Anadolu’ya geldikleri ve yerli halkla süreç içerisinde bütünleştiklerini iddia edenler de vardır. (Melchert, s.38)
Büyük olasılıkla Troya-II de düşman saldırısıyla yıkıldı. Ancak bir süre sonra kent olasılıkla aynı halk tarafından yeniden iskan edildi. (Uhlıg, s.135) Troya 3-4 ve 5 (MÖ 2000-1800) yerleşimleri daha önceki yerleşimlerin devamı olarak değerlendirilmektedir. Mimari tipinde ve savunma modelinde önemli bir değişiklik yoktur. Bu dönemdeki kentler, Troya II kentinin ihtişamına ulaşamadı ve kültürde bir gerileme görüldü.

Troya VI Uygarlığı (MÖ 1800-1300)

Bu dönemdeki Anadolu uygarlığı, Hitit uygarlığıyla çağdaştır. Hitit metinlerinde Troyalılar, Hititlerle mücadele eden batı Anadolu devletlerinin kurduğu Aşuva Koalisyonu devletleri arasında sayılmıştır. Troya VI kenti çok zengin bir kentti. Deniz yolunu kullanarak başka ülkelerle ilişki kuruyordu. Kenti çeviren surlar da çok güçlüydü. Sur kalıntılarındaki çatlakların incelenmesinden kentin MÖ 1300 yıllarında bir depremle yıkıldığı anlaşılmıştır.

Troya VI-h ve Troya VII-a Kentleri (MÖ 1300-1185)

Depremle yıkılan kent aynı halk tarafından, aynı yerde tekrar kuruldu. Surlar da onarıldı. Bir süre sonra kent eski görkemine kavuştu. Akurgal, Troya VI-h kentinin yüksek düzeyde bir kültüre sahip eşsiz güzellikte bir kent olduğunu belirtmektedir.
Homeros’un anlattığı Troya, Priamos’un ünlü kenti, kimi yazarlara göre, Troya VI kentidir. Blegen’e göre, Priamos’un kenti olan VIIa, Akalar tarafından MÖ 1240 yılında işgal edilmiştir. Akurgal’a göre ise, Akalar Troya’yı alamamışlar, Priamos’un kenti Troya VI-h, depremle yıkılmıştır. (Akurgal, s.135)

MÖ 2500-2000 Yıllarındaki Anadolu Kültürü

Yazarların çoğu Neolitik Dönem Anadolu kültürünün etnik kimliği hakkında görüş belirtmez. Ahmet Ünal, Anadolu’daki neolitik kültürlerin ve Tunç Çağı kültürlerinin Hattilere ait olduğunu belirtmektedir. (Ünal, s.54)
A. Goetze ve K. Bittel’e göre, Alişar ve Alacahöyük kültürleri Hattilere aittir. Akurgal’a göre ise, Anadolu’da MÖ 2500-2000 tarihleri arasındaki uygarlığın halkı Hattilerdir. Troya I ve Troya II yerleşimi halkları Balkan ve Ege bölgesi halkıdır; Troya’da ele geçirilen eserlerle Anadolu’nun diğer yanlarında ele geçirilen eserlerin stilleri ve motifleri aynıdır. (Akurgal, s.27-31)

Kaynakça
Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu, Kitap1, İst.
Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, İst.
Helmut Uhlıg, Avrupa’nın Anası Anadolu, İst.
H.C. Melchert, Luviler, İst.
J.G. Macqueen, Hititler, Ank.
Veli Sevin, Anadolu Arkeolojisi, İst.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz