KAFKASYA TARİHİNDE BU AY

0
123
** FILE ** A Russian soldier lights a cigarette in the Chechen capital of Grozny, Sunday, in this March 19, 1995 file photo. Former President Boris Yeltsin, who in December 1994 launched a war against separatists in the southern republic of Chechnya, conflicts that would turn the Chechen capital of Grozny into a wasteland and cost the lives of tens of thousands, died Monday, April 23, 2007, at age 76. (AP Photo/Shakh Aivazov, File)

Gezegenden bir Çeçen daha eksilse kimin umurunda ki?

11 Aralık 1994- 11 Aralık 2014, 20. Yıl

11 Aralık 1994’te Rusya birliklerinin Çeçenya topraklarına girmesiyle başlayan 1.Çeçen Savaşı’nda Rusya’nın asker sayısı, silah gücü, yakın hava desteği gibi üstünlüklerine karşın Çeçenlerin gerilla savaşındaki başarıları nedeniyle Rusya geri çekilmişti. Rus kuvvetlerindeki geniş çaplı demoralizasyon ve Rus kamuoyunun savaşa yönelik yaygın karşıtlığı, Boris Yeltsin hükümetinin 1996’da Çeçenlerle ateşkes ilan etmesine neden olmuştu.
Los Angeles Times muhabirlerinden Maura Reynolds, Rusya’nın başlattığı savaşın ardından, sivillere uygulanan savaş suçlarını ve insan hakları ihlallerini araştırmak için Rusya’ya gitti. Cepheden dönen Rus subay ve askerlerle konuştu. Röportajlardaki cümleler, savaşın vahşetini bir kez daha gözler önüne seriyordu. Rus komutanlar, askerleri eğitirken şu cümleleri kuruyordu: “Önce öldür, sonra düşün. Gezegenden bir Çeçen daha eksilse kimin umurunda ki?”

“Rusya’da kurallar işlemez”

Henüz 21 yaşında olan bir asker, Rusların Çeçenya’da gerçekleştirdiği vahşeti şu sözlerle teyit ediyor: “Onlara acımasız davranmak zorundayız. Aksi takdirde başarılı olamayız.”
Askerler, zulüm emrinin üstlerinden gelmesinin gerekmediğini, Rus askeri kültüründe düşmanın insandışı olarak tanımlandığını söylüyor. 25 yaşındaki bir subay, “Kurallar mı? Cenevre Sözleşmeleri mi? Rusya imzalasa da ne fark eder? Ben ya da arkadaşlarım imzalamadık. Rusya’da o kurallar işlemez” diyor. 31 yaşındaki bir komando, “Savaş zamanında insan haklarından söz edilemez” diye ekliyor.

“Çabuk ölüm en kolayıdır”

21 yaşındaki Andrei, cepheden döneli on gün olmuş. “Ev yaşamına alışamadım” diyor. Temel eğitim döneminde Kızıl Haç çalışanlarının insan hakları ve savaş kuralları ile bilgi verdiğini söylüyor. “Bize bir sürü zırva öğretmeye çalıştılar ama savaşta sivil halkı korkutmak lazım, başka yolu yok” diyor. Öldürmeyi komutanından nasıl öğrendiğini şu sözlerle anlatıyor: “Bir adam yakaladık. Elinde katlanır anten vardı. Adını söyledi ama dövünce başka bir ad verdi. Cebinde haritalar bulduk. Annesini aradığını anlatmaya çalışıyordu. Komutanım bana ‘Bir yere gitme, sana bu adamlarla nasıl başedileceğini göstereceğim’ dedi. Anteni aldı adama antenle vurmaya başladı. Adamın gözlerindeki bakıştan onu öldüreceğimizi sezdiğini anlayabilirdiniz. Beş kişiydik, adamı öldürdük ve cesedini nehire attık. Nehir ceset doluydu.
Onlarla başetmenin en kolay yolu süngünüzü kömür ateşinde ısıtıp kor haline getirip vücutlarına bastırmak ya da yavaşça saplamaktı. Mümkün olan en büyük acıyı hissettiklerinden emin olmalıydınız. Asıl mesele, çabucak ölmemelerini sağlamaktı. Çabuk ölmelerini istemezdik, çabuk ölüm en kolayıdır. Hak ettiklerini yapmalısınız. Bunu vahşet olarak adlandırabilirsiniz ama yapmaya alışmak çok kolay. Dokuz kişiyi bu şekilde öldürdüm. Her birini hatırlıyorum.”

“Kulak kesmek bir gelenektir”

33 yaşındaki bir subay ise beş kadın ve orta yaşlı bir adamı kuyuya atarak boğduğunu anlatıyor. Kulak kesmenin bir gelenek olduğunu vurgulamak için “Bu bir savaş ve savaşın kendisi zalim zaten. Kulak kesmek bazılarına vahşet gibi gelebilir ama açıklaması var. Düşmanın kulağını kesip savaşta ölen bir arkadaşının mezartaşına koymak eski bir gelenektir. Bunu yaparak, ölen arkadaşına ‘Huzur içinde uyu. İntikamın alındı’ demiş olursun” diyor.

“Savaşı unutmak istiyorum”

Eski bir boksör olan Boris, cepheden döndüğünden beri uyku sorunu yaşıyormuş. “Ceset, kan görüntüleri ve çığlık sesleriyle uyanıyorum. O anda elime silah verseler kendi köyümdeki herkesi vuracakmışım gibi geliyor. Çok insan öldürdüm” diyor.
Cepheden dönünce birliğinden istifa etmiş. Savaşı hatırlamak istemiyor ama ayak bileklerinden çelik kablolarla iki zırhlı araca bağlayıp, araçları zıt yönlere sürerek parçaladıkları Çeçen kadın savaşçıyı unutamıyor.

“Serseri halk: Çeçenler”

Yarbay Valery, Çeçenlerin yenilmesi için şu çözümü öneriyor: “Aslında, Rus birliklerinin 19. yüzyılda Kafkasya’da kullandıkları eski metodu uygulamak en kolay yol olurdu. Ölen her asker için tüm köy ateşe verilir, ölen her subay için ise iki köy yok edilirdi. Savaşı kazanmanın ve bu serseri halkı zaptetmenin tek yolu budur.”
Bir paraşütçü olan Gennady, eğitimde komutanların Çeçen çocuklarına bile güvenmemeleri gerektiğini öğrettiklerini söylüyor.
“Bazen çocuklar yolun ortasına fırlarlardı, ellerinde mayın olduğunu düşünen askerler tarafından anında öldürülürlerdi. Belki ellerinde mayın yoktu ama kendimizi emniyete almak, üzülmekten çok daha önemliydi” diyen Gennady, Çeçenlerden hala nefret ettiğini belirtiyor. Komutanlarından aldığı eğitimde onu en çok etkileyen söylem şu olmuş: “Önce öldür, sonra düşün. Gezegenden bir Çeçen daha eksilse kimin umurunda ki?”

“Yapılanların soykırımdan farkı yok”
Hava Kuvvetleri’nden emekli olan Albay Alexander Zhilin, “Çeçenler ne yapsa haklı oluyor da biz neden haksız sayılıyoruz? Soruşturmalarla elimizi kolumuzu bağlıyorlar” diyor.
Çeçenya’da insan hakları komiseri olarak görev yapan ancak açıksözlülüğü nedeniyle görevden alınan Sergei Kovalyov ise Kremlin’i suçlayarak, “Her zamanki gibi yöneticiler suçlu, sivil halka uygulanan vahşete neden olan suçluların listesi yapılsa en başında Vladimir Putin yer alırdı. Yaşananların soykırımdan farkı yok” diyor. (latimes.com)

Çeviri: Serap Canbek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here