Adıge Kültür Evi’nde gümüş işlemeciliği kursu

0
202

Kursa giderken herkeste farklı bir heyecan vardı. İlkokuldayken oturduğumuz sıralarda yıllar sonra oturup, yeniden öğrenci olma duygusu hepimizi heyecanlandırıyordu. Derse girmeden önce adımıza hazırlanmış dosyalarda aydınger kağıdı, A-4 kağıt ve kurşun kalemler verildi, her şey hazırlanmıştı.

Sınıfa girdiğinizde fındık kabuğu sobasının sıcaklığı hemen içinizi ısıtıyor. İlk kursumuza köyümüz Köprübaşı’ndan ve farklı yerlerden 20 kursiyer katıldı. İlerleyen haftalarda bu sayı artacak gibi gözüküyor.

Birçoğumuz, İbrahim Sami Özen hocamızın dersine ilk defa katılıyorduk. Herkesin kafasında neler öğreneceğimiz, hangi aşamalardan geçeceğimiz soruları vardı. Hocamız, üretmenin ve özellikle de kendi tasarladığımız bir şeyi işleyerek ortaya çıkarmanın inanılmaz keyifli olduğunu söyleyerek sözlerine başladı. Ardından kursta neler yapacağımızı aktarmaya başladı.

SAVAT; yüzlerce yıl devam eden bu özel sanat dalı, bugünlerde kayıp olma riski ile karşıkarşıya. İlgilenenlerin sayısı dünya genelinde oldukça azalmış durumda. Bu sanatın en önemli özelliği yıllar boyu aynı şekilde bozulmadan devam etmesidir. Hocamız, Savatın tarihteki yolculuğuna bir pencere açarak günümüze kadar gelişini anlatırken, kafamızda canlanmasını da sağladı. Yıllar boyu ülkeler arasında çok önemli bir yere sahip olan bu sanat her çağda gelişerek devam etmiş. Kafkasya’da farklı şekillerde kullanılmış, kimi zaman kıyafetlerde, kimi zaman hediyelerde, kimi zamanda savaşlarda kullanılan kılıç ve kama ile eyerlerde ortaya çıkmış. Günümüzde ise hediyelik eşyalarda, kolye ve yüzük gibi aksesuarlarda, bastonlarda, çok değişik yerlerde işlenerek sunulmakta.

Adıge El Sanatları üzerine çalışmalar ve araştırmalar yapmak bizlere ayrı bir heyecan veriyor. İlk çizimimiz için aydınger kağıtlarımızı katladık ve ilk motifi çizmeye başladık, ardından kağıdı katlayarak aynı motifin simetrisini çizdik, motifin tamamı ortaya çıktı. Hocamız “Çizimde zorlanıyorum diye endişelenmeyin, zamanla el beceriniz gelişecektir, ilerleyen haftalarda kabiliyetlerinize göre kiminiz çizimci olacak, kiminiz bu çizileni bir alüminyum folyoya veya ahşaba işleyecek, kiminiz gümüşe ve pirince işleyecek, zamanla herkes becerisine uygun bir dal seçecek, acele etmeyin” diye bizi yönlendirdi. Motifler nasıl çıkar, dünyada hangi yöntemler kullanılır gibi bilgileri aldıktan sonra bol bol çizim yapmaya başladık.

Çalışmalara, el becerisi kazanana kadar pirinç ile başlayacağız. Kullanacağımız aletler Kafkasya’da geçmişte kullanılanlarla aynıları olacak. Bunlardan biri körük, çalışma şekli oldukça ilginç. Dikkatimizi çeken farklı aletin, eski dönemde Kafkasya’da kullanılan bir matkap olduğunu öğrendik. Hocamız gerçeğine uygun olarak aynısını kendi imal etmiş. İlkbaharda hep beraber bahçede bir fırın kuracağımızı ve burada da işlemecilik üzerine çalışmalar yapağımızı iletti.

Farklı sanatlarla ilgili bilgi de aldık, örneğin Telkari. Nasıl ortaya çıktığı, hangi işlerde kullanıldığını dinleyip bu sanatlardan etkilenmemek mümkün değil. Hocamız bu sanata 26 yılını vermiş. Ama o da en az bizim kadar heyecanlıydı. Tükenmekte olan sanatımızı kursiyerlere aktarmanın sevincini yaşıyordu. Bu sanatın bitmeden devam edeceğini, hocasının kendisine bıraktığı bayrağı taşırken artık yalnız olmayacağını düşünüyordu. Mesleği kendisine öğreten hocasını unutamadığını, kendisine büyük bir miras bıraktığını dile getirdi. Bu sanat ile birlikte Ebru gibi farklı sanat dallarını da öğrenerek eğitimler verdiğini iletti.

Bu cumartesi akşamı bizler için her zamankinden farklı geçti. Günlük yaşantımızın yoğunluğundan, stresinden ve teknolojiden uzak, keyifli bir 2 saat geçirdik. Ders bitiminde gelen sıcak çaylar ise bu keyfin hediyesi oldu. Haber: Mesut Önder

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz