Gezginlerin Dilinden Kafkasya

0
299

Klasik çağdaki bazı antik edebiyat el yazmacılarıyla,tarihin pek çok döneminde pek çokgezginci; Kafkasya’yı yazmıştı. Kuzey Kafkasya halklarının kökenlerini, eski kültürel geleneklerini, politik tarihlerini, yerleşim alanlarını dillen dirmişlerdi. Kafkasya üzerine; Theophil Löbel, Carl Harn, Manuel Sarkısyanz, Hansgerd Göckenjan, Verner Zürrer gibi pek çok Avrupalı yazar da, pek çok kaynak ve belgelere başvurarak Çerkesleri anlamaya çalışmışlar. Çerkeslerin kökenleri üzerine daha Ortaçağ’dan itibaren yazılar yazmışlar.
Bizanslılar I. Justinian (527-565) zamanında Kuzey Kafkasya’da, özellikle Kabardey bölgesinde Piskoposluk kurmuşlardı. İlk Bizans-Çerkes ilişkileri bu dönem kurulmuştu: “Justinian eski Adıge destanlarında büyük bir kahraman olarak geçer. Justinian’ın ölümünden bu yana 1500 yıl geçmesine rağmen, halen onun adına yemin eden Çerkeslere rastlanılmaktadır. Justinian Abhazlardan, kölelerin alınarak çeşitli ülkelere satılmasını yasaklar. Abhazlar bu yıllarda Bizans’ın varsıllığını kabullenmişlerdi. Daha sonraları İran Şahı Anuşirvan (531-579) Bizans’a karşı savaşmıştır.” (Avrupa Gözüyle Çerkesler, Batıray Özbek. Kafdağı Yay., Ankara).
Ardından Kuzey Kafkasya Moğol saldırılarına hedef oldu. Bölgede taş taş üzerinde kalmadı. Bu süreçte Adıgelerin kuzeydeki toprakları Azak denizi civarlarına dek uzanıyordu. Volga ve Don ırmakları kıyıları ise yine Adıge topraklarıydı. Kırım Hanlarının baskılarıyla Tatar köyleri Çerkes topraklarına bu dönem kuruldu. Moğol Altınordu devleti döneminde de Çerkesler ciddi baskılara uğradı, yurtları talan edildi. Pek çok boy o zamanlar, buralardan Kabardey bölgesine doğru çekilmişlerdi. Kuzey Kafkasya’da; Bizans-Çerkes, Çerkes-Moğol, Çerkes-İran ilişkileri hep sıkıntılı olmuş, Çerkeslerle Rus Çarlarının ilk temasları ise daha en başında sancılı başlamıştı.
Gezginciler, Çerkes toplumundaki sosyal yapı üzerine de anlatımlarında geniş yer vermişler: “Pşılar, Worklar, Hür ve bağımlı çiftçiler, bu en son iki sınıf en kalabalık olanlardı. Köleler arasında kesin ayrım Rus hâkimiyeti ve baskısıyla yumuşamış ve sınıflar birbirine daha da yakınlaşmışlar, yanaşmışlardı. Yermelov’un tanıdığı haklara göre köleler de pşı ve workleri öldürebilecekleri gibi onların emirlerini de dinlemek zorunlulukları bile kalmamıştı. Bu yeni kanun sınıfsal yapıyı kökten sarsmıştı. Rusya’da 1861’de ortaya çıkan köylü ayaklanmaları Kabardey köylülerini de ayaklandırmıştı.” (Age. B. Özbek. Kafdağı Yay., Ankara)
Bu süreçlerde ve sonrasında Çerkesler arasında köleliğe karşı Çerkes köylü ayaklanmaları, Bzeiko savaşları başlamıştı. Çerkes toplumu içerisinde konumları bir hayli sarsılan pek çok feodal bey Bzeiko savaşlarının sona ermesi için Çerkes köylüleri üzerinde bakılar uygulamışlardı. Özellikle bazı Kabardeybeyleri, köleliğin ve kendilerine bağlı çiftçilerin, yani kölelik kurumunun devamı için aralarında toplanıp Çar’a rica mektupları yazmışlar, rica mektubunda: “Şimdiye kadar ağır işleri yapan köleler olmasa beylerin yaşayamayacaklarını” (Age) belirtmişlerdi.
Pşılar, toplumun alt katmanlarında özgür kalan “azat” edilenlerin, toplumu kötülüklere sürükleyeceğini ileri sürmüş, kölelik kurumunun devam etmesini savunmuşlardı. Bazı Kabardey beyleri “her azat edilen köle için Çardan ücret istiyorlardı” (Age). Ayrıca; “Bu ve benzer rica mektupları ve yalvarmaları Çar’ı etkiler ve 1867’de çıkarılan bir kanunla ‘azat’ edilen 21 bin kişiye karşılık, her bir kişi için 200 ruble ödenir.” (Age)
Kuzey Kafkasya’nın yerleşik halklarının kültürel ilişkileri, yaşam koşulları, dönemin toplumsal katmanlarının inançları; oruç tutma biçimleri, ay, yıldız, güneş inançları ile Hıristiyan inancının iç içe girmiş hallerini de anlatmaktadırlar. Özellikle Alan ve Çeçen halklarının toplumsal katmanları arasındaki kan davaları üzerine, aldıkları tutumlar bu süreçte en dikkat çeken yan olmuştur. Macar Dominik Rahiplerinin, Kuzey Kafkas halkları arasında gösterdikleri faaliyetlerden rahatsız olan Alan halkı bu süreçte Kafkasya’da rahipleri yurtlarından kovarlar.
Kafkasya’da 1245’lerde misyonerlik yapmış Roma Kilisesinin ve Avrupalı gezginlerin yazdıklarına baktığımızda ise: “Çerkes halkının yaşamları ve gelenekleri hakkındaki ve Çerkeslerin parçalanmış bir feodal yapıya sahip olduklarını hiyerarşik bir sınıfsal yapının sonucu olarak soylular, soylu olmayan halk, uşak ve köleler vardı” (Age) biçiminde belirlemeler yapmaktadırlar. O süreçte soylu sınıflar, halktan birinin at sahibi olmasını istemezler: “Eğer beyler halktan birinin bir taya sahip olduğunu görürlerse, elinden alınır, kendileri büyütürler, yetiştirince de sahibine tay karşılığı bir büyük baş hayvanı ‘bu sana attan daha yararlıdır’ diyerek verirlerdi.” (Age). 1510’larda bölgeyi gezen Cenevizli İnteriano ise Çerkeslerle ilgili: “Onlar yanlarında devamlı olarak tıraş bıçağı ile bileği taşı taşırlar. Birbirlerinin kafalarını tıraş ederler, tepelerinde ise uzun örülmüş şekilde saçlar bırakırlar” (Age) der.
Batılı gezginciler Çerkes kadınlarına yönelik ise şöyle yazmaktadırlar: “Toplumda kadınlara çok saygı, itibar gösterilmektedir. Kadınlar danışma ve karar toplantıları ile her türlü eğlencelere katılırlar. Savaşa giden erkeleri kadınlar törenlerle uğurlarlardı. Hemen tüm Kafkas halklarının konukseverlik geleneğinde kadınlar büyük rol oynamaktadırlar. Başı derde giren her hangi bir konuk, konuk kaldığı evin kadınının göğsüne başını değdirdiği zaman, o evin çocuğu gibi korunurdu.” (Age)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz