Yalnızca kendimiz olmaya çalışmak… Sıkıntılı bir durum!

0
224

“Anadilin gerekliliğini kanıtlamaya çalışmak, bunu telaffuz dahi etmek” -hangi ulusa mensup olursak olalım- gerçekten insanı küçük düşürücü ve aşağılayıcı bir durum. Ancak ne yazık ki bu duruma geldik, getirildik.
“Kendimiz” olabilmemiz için ise bize ait olan, bizi “biz” yapan tüm insani değerlerimizi yani kültürümüzü ifade ederek paylaşmamız ve gelecek nesillere aktarabilmemiz için dilimiz en özel araçtır. Yani kısaca varolabilmenin olmazsa olmazı dilimizdir.
Bizim değerlerimizi taşıyan dilimizin yüklendiği anlam bu kadar önemliyken şu anda dilimizin içinde bulunduğu sıkıntılı durumu kavramak, kalıcı çözümler üretmek ve bulmak zorundayız.
Neden anadilimizi korumak, yaşatmak ve geliştirmek istiyoruz?
Çünkü bizim de bir japon, bir Rus, bir Türk, bir Fransız vs. kadar kendimiz olmaya, kendi dilimizle, kültürümüzle ve diğer tüm değerlerimizle yaşamaya, gelecek kurgulamaya hakkımız var! Yani her ulus kadar bizim de kendi değerlerimiz ile varolma hakkımız olduğu için! İşte bu kadar basit bu sorunun yanıtı.
İnsanlarımızda anadilini öğrenme ve öğretme gerekliliği inancını oluşturamadığımız sürece anadilimizin geleceği tehlike altındadır.
Konuşmadığınız, kullanmadığınız bir dil ile düşünemezsiniz, hissedemezsiniz.
Şaka yapamazsınız, toplumunuza ait anekdotlarınız, fıkralarınız olmaz.
Destanlarınız, hikayeleriniz, atasözleriniz, deyişleriniz, masallarınız, şarkılarınız, ağıtlarınız yiter gider.
Yazılamayan bir dil ile eser yaratamazsınız… Değerlerinizi sonraki nesillere aktaramazsınız.
Artık diasporada aile içinde çocuğun anadilini duyabileceği bir ortam olmadığına göre dilimizin geleceği anavatanda. Bu konudaki bilinçsizlik ne yazık ki sinsi bir şekilde dilimizin geleceğini anavatanda da tehdit ediyor. Anavatanda dahi anadilimiz Adıgece ile ilgili sıkıntılar varsa durum ciddi demektir.
Diasporada hadi neyse de anavatanda da anadil için insan neden kaygılansın ki! diye düşünmek çok doğaldır ancak kaygılanmak için birçok nedenimiz var.
Bizler gibi iki dille yaşamak zorunda kalan ulusların; nüfus azlığı, eğitim dili olarak anadilin kullanılmıyor oluşu, iletişim ile propoganda araçlarını kullanacak sivil örgütlenme geleneğinin olmayışı veya çok az oluşu gibi önemli nedenleri anadilin ötelenme gerekçeleri olarak sayabiliriz. Yani birden fazla halkın bir arada yaşamak zorunda iken duyduğu ortak dil ihtiyacı ile birlikte, eğitim dilinin Rusça olmasıdır ana nedenler. Örneğin Nalçik’teki okullarda Adıgeler çoğunlukta olmasına rağmen sınıftaki başka milliyetlerden olan çocuklar nedeniyle iletişim dili doğal olarak ortak dil sıfatıyla Rusça oluyor.
İlk-orta eğitimde ise, çocuğun başarmak/yetişmek zorunda olduğu derslere bir de anadil sorunu eklenmesin istiyor aileler. Rusçaya hakim olarak yani aksansız bir şekilde (bir başka dilin yarattığı aksan) Rusça konuşabilecek, hayatının bundan sonraki kısmında hiç bir dil sorunu (!) yaşamayacak bir nesil yetiştirmek istiyor ebeveynler. Çocuk büyüdüğünde ve kendi hayatını idame ettirmek zorunda kaldığında zorlanmasın, para kazanırken ona gereken dil çoğunluğun kullandığı dildir, bu yüzden anadili ile zaman kaybetmesin, yanılgısı bu. Özellikle şehirde bu konuda ciddi boyutlarda bilinç kaybı var.
“Dilin içine doğmak” bile iki dille yaşamak zorunda kalan/ bırakılan halklar için ciddi erozyonları beraberinde getiriyor. Eğitim dilinin, toplumsal resmi iletişim dilinin, beraber yaşamak zorunda olduğunuz sayıca bizden büyük halkın dili olması, bizim gibi küçük halklar için önemli bir tehlike. Çünkü anadilimizin meslek dili, bilim dili, sanat dili olarak gelişmesinin önü kapatılmakta, sadece aile içinde ve günlük yaşamın dar bir kesitinde kullanılabilecek bir dil olduğu imajı pekiştirilmektedir.
Eğitim dilinin anadille olmaması bu söylemleri haklı kılamaya başlıyor ve insan kendi dilini öteleme hakkını kendinde görüyor. Anadil eğitim dili olmasa dahi kullanılmasına engel bir durum yok. Anadilini öteleyen ebeveynler aynı yanlış düşünceyi çocuklarına da aktararak nesilden nesile devam edecek bir yanlışın tohumlarını atmış oluyorlar. Anadilini önce öğrenmesi Rusça öğrenmesini geciktirir, aksanı bozulur vs. gibi nedenlere insanlar kendilerini inandırmışlar ve anadillerini öteliyorlar. Önlem alınmazsa bu erozyondan geriye kalacak olan, kültürel yozlaşmanın sonucu, kimlik bilinci olmayan bireylerden oluşan bir toplumdur.
Bu bilinç kaybının doğal sonucu olan bir başka ulusa mensup gibi davranma özentisi içine giren insan, diliyle birlikte davranışlarını da zamanla değiştirmektedir. Çünkü anadille taşınan/yaşanan kültürel ve sosyal değerler yerini başka şeylere bırakmaktadır. Çocukta sağlıklı bir kişilik ve benlik gelişiminde anadili gerçekten önemli bir etken olmaktadır. Eğer, çocuklar kendi kültürel değerlerini takdir eden bir değer yargısı ve bakış acısı geliştirirse, anadilin sağlayacağı özgüven ile kendi benliğine saygısı da gelişecektir.
Şehirin aksine, ilçelerde ve köylerde yaşayan insanlar, doğal olarak anadillerini günlük yaşamlarında kullanıyorlar. Yaşamlarının çok doğal bir parçası anadilleri. Yaşamlarının her alanında anadilleri ile işlerini yapabiliyorlar. Yoğun bir bilinç ve farkındalıktan kaynaklanmasa da şimdilik böyle durum. Yani köylü tarafımız dilimizi geliştiremese de en azından koruyor.
Şu anda müfredatta anadil dersi haftada beş saat olarak öngörülmüştür. Ancak okul müdürlerinin insiyatifine bırakılan bu beş saatten zaman koparılarak başka derslere aktarılmış ve bazı okullarda anadil dersi iki saate kadar düşürülmüştür. Bu konuda şehirdeki velilerin de bir itirazı yoktur çünkü Adıgeceyle nereye kadar gidebilirsin düşüncesi hakimdir. Çocuklarına ülkenin heryerinde geçerli olan ve dolayısıyla baskın dil olan Rusçayı öğretmek zorunda olmalarıyla beraber, anadile meslek dili, sanat dili, bilim dili olarak ihtiyaç duyulmayacak şekilde gelişmesinin önü kapatılıyor.
Oysa kreş öncesi yani aile içi eğitimden başlayarak sonra kreş, ardından da okulda çocuğun yaşamının her anında anadil doğal olarak yer almalıdır. Bu da ancak bilinçlendirici propaganda çalışmaları ile ve devletin anadille eğitim müfredatı oluşturması ile gerçekleşebilecektir. Bunun için gereken eğitimli kadrolar mevcuttur. Sadece alt yapı oluşturulabilmek için kısa bir süre geçiş dönemine ihtiyaç vardır.
Bu sorun gösteriyor ki: Anadilimizin eğitim dili olabilmesi için durmaksızın çalışmak ve bu gerçekleşene kadar da dilimizi hem korumak hem de geliştirmek zorundayız.
Yani halkın dilini kullanması için yasal bir engel olmadığına göre, ebeveynlerin çocuklarına anadillerini öğretmeleri için gerekli bilinç düzeyini oluşturmak üzere, propoganda yöntem ve araçlarını kullanarak ciddi çalışmalarla organize olmayı zorunlu kılıyor.
Anavatanda dahi anadilimiz Adıgece ilgili bu kadar ciddi sorun varken, diasporada sanki insanlarda anadil bilinci oluşmuş da, Kiril alfabesinin Latinden farklı olması öğrenmelerine engel oluyormuş gibi bir imaj doğdu. Anadil her ne şekilde öğrenilebiliyorsa öğrenilsin ancak insanlarda anadillerini öğrenme gerekliliği inancını oluşturamadığınız sürece latin alfabesine aşinalar mantığı ile bu sorun çözülemez. Dil öğrenmek sadece okuma-yazma öğrenmekten ibaret olsaydı eğer her alfabeyle bu yapılabilirdi.
Herşeye rağmen yani anadilimiz Adıgece şu anda anavatanda eğitim dili değilse bile halkın pratikte konuştuğu ve yazılı eser ürettiği dildir. Bu nedenle diasporadaki Adıgeler için anadilimizi öğrenmenin ve yaşatmanın en etkili yolu çocukların, gençlerin anavatanla düzenli ve sürekli olarak bağ kurmalarını sağlamaktır. Şu anda dünyanın neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, tüm Adıgelerin tarihsel ve kültürel bir anavatanları vardır ve anadil Adıgece ile yaşamın sürdüğü tek yer orasıdır. Dolayısıyla anadil konusunda da bakılacak tek yön anavatandır. Yazı dilinin olması devlet olduğunun da göstergesidir ve buna sahip çıkmak gerekir.
Yetmiş yıldır anavatanda kullanılmakta olan yani özümsenmiş olan Kiril alfabesi ile pek çok edebi eser ortaya çıkmıştır. Halen de kitap,dergi, gazete yayınlanmakta, eğitim metodları üretilmekte, eğitimci yetiştirilmektedir. Yani herhangi bir alfabe ile okuma-yazma öğrenmekten ibaret değildir durum. Anavatan anadilimizin nirengi noktasıdır.
Anadilimizde yazılı eser, yayın, gazete-dergi, ders kitabı vs. üretilen tek yer, dilimizin halen halkımızca konuşulabildiği tek yer,dilimizi öğretmek üzere eğitimci yetiştirebilen tek yer, hali hazırda dilimizin halk arasında konuşulabildiği tek yer, anadilimizi konuşabilenlerin bir arada yaşadığı terk yer anavatandır. Bu nedenle de diasporanın anadil konusunda yüzünü döneceği tek yön anavatandır.

Bundan iki yıl önce Nalçik’te benim de kurucularından olduğum “Hatokşokho Gazi Adıge Dil Derneği” adıyla bir sivil örgütlenme doğdu. Adıgecenin geleceği için kaygılanan bir grup insan bir araya gelerek anadilimizle ilgili bazı görevler üstlendik ve çalışmaya başladık. Ortak düşüncenin ve amacın bir araya getirdiği insanlar olarak kaygılarımız ortak. Sihirli değneğimiz olmadığının da farkındayız ancak bu konuda herkesin illa ki yapabileceği bir şey vardır düşüncesindeyiz.
Asıl amacımız, anadili halkın yoğun olarak kullanması konusunda bilinçlendirici propaganda çalışmaları yapmak ve eğitim dili olarak anadilin kullanılması konusunda baskı unsuru olabilmektir.
Anadilimiz ile ilgili olarak samimiyetle paylaştığım bu sıkıntılı durumların çözümü kesinlikle yine anavatanda olacaktır, diasporada değil! Coğrafi dağınıklık ile asimilasyonun ezip geçtiği kimlik sorunu olan bir halkın ağzına çalınan bir parmak “seçmeli anadil dersi” ile çözülecek bir sorun değildir.
Anadilimizi bilmek ve öğretmek bilincini taşıdığımız bir geleceğe ulaşmak dileği ile…
“Hatokşokho Gazi Adıge Dil Derneği” olarak Adıgece öğretmenlerini, öğrencileri ve gençliği kapsayan bir çalışma programı oluşturduk. Bu program kapsamındaki aktivitelerimizden bazıları:
Adıgece öğretmenleri için -Kabardey’in tümü, Çerkesk ve Mezdegu dahil- eğitim kalitesini teşvik ve özendirme aktiviteleri (ödüllü yarışmalar, konserler vs.),
Her yaştaki çocuklar ve gençler için grup katılımları ile ödüllü yarışmalar: Tiyatro, cegureş (anekdot-komedi), bilgi yarışmaları,
Şiir dinleti programları,
Adıgelerin özel ve anlamlı günleri için anma-kutlama programları,
Lise öğrencilerini kapsayan ödüllü, konulu kompozisyon yarışmaları,
Eğitim materyalleri hazırlamak ve bu konuda birikim oluşturmak için teşvik çalışmaları,
Eğitici toplantılar, seminerler,TV ve radyo programları yapmak.
* Derneğimize adını vermiş olduğumuz Hatokşokho Gazi 1841-1899 yılları arasında yaşamıştır. Adıge alfabesini ilk oluşturan kişilerdendir. Adıge söylencelerini yazılı olarak ilk kazandıran, Adıgece gazetecilik yapan, Adıgece ilk okul açan, bu okulda okutulacak Adıgece ders kitaplarını ilk hazırlayan kişidir. Mezarı Kuba-taba köyündedir. ( Hatokşokho Hasanbi Köyü) Anadilimize yapmış olduğu katkıların herkesçe bilinmesi ve adının yaşatılması için hem derneğimize adı verilmiş hem de Kabardey’de okullara, sokaklara adının verilmesi için girişimlerimiz başlamıştır.

Kıp Gupse Altınışık
Nalçik

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz