Yine Bardakçı yine çarpıtma

0
300

Bir grup Çerkesin bir araya gelerek kurdukları Çoğulcu Demokrasi Partisi (ÇDP) ile ilgili köşesinde bir yazı kaleme alan gazeteci Murat Bardakçı, oluşumu sert sözlerle eleştirdi. 21 Ocak’ta yayınlanan Vatana ve millete hayırlı olmasın!” başlıklı yazısında Bardakçı, “Büyük dedelerinin ve ninelerinin yüzde 70’ten fazlası Kafkasya’dan gelmiş bir kişi olarak ’Çoğulcu Demokrasi Partisi’ hakkında tek bir temennim var: Vatana ve millete hayırlı olmasın” dedi. ÇDP üzerinden kimlikleri ile ilgili kaygılarını dile getiren bütün Çerkeslere ağır eleştirilerde bulunan Murat Bardakçı, demokratik hak talebinde bulunan Çerkeslere, ’’Moskoftan isteyin’’ diyerek seslendi. Çerkeslerin bu topraklara Çar’ın kılıcından canlarını kurtarabilmek için geldiklerini belirten Bardakçı, Osmanlı’nın zor bir durumda olmasına rağmen Çerkesleri kabul ettiğini, şimdi “haklarımız elden gidiyor” veya “kimliğimiz kayboluyor” diyenlerin yaptığına da nankörlük deneceğini belirtti.

Hem tarihçi müsveddesi hem de ırkçı ve edepsiz

İnci Hekimoğlu

Canlı yayına yansıyan küfürleri, izleyicilerine ve konuklarına yönelik saygısızlığı, tarihi; resmi tarihle yarışacak kadar eksiltip-artırarak neredeyse kendine göre yazması, küstahlığı ve kabalığı ‘benim tarzım bu’ düzeyinde pazarlama aracı yapması ile meşhurdur.
Şahsen kendisini de söylediklerini de ‘hiç’ saydığımdan ikide bir Çerkesler üzerine yaptığı sayıklamalara da yanıt vermeyi düşünmezdim. Ancak “Vatana ve millete hayırlı olmasın’ başlığı ile yazdığı son yazıda; bir grup Çerkes’in kurduğu ÇDP (Çoğulcu Demokrasi Partisi) üzerinden kendisi gibi devşirilerek ‘Türk Çerkesi’ olmayı reddeden tüm Çerkesleri hedefe koyarak saldırması; bu hadsiz ve izansız adama karşı kalemi ele almayı zorunlu kıldı.
Yazısında özetle şunları söylüyor, Murat Bardakçı adlı tarih yalancısı: “O zamanın sıkıntılar içerisindeki Türkiye’si yüzbinlerce Çerkes’e kucak açmış; ev, iş, aş sağlamış ve devlette önemli görevler vermiştir. İmparatorluğun bu himayesine ‘âtıfet’; şimdi ‘Kimliğimiz kayboluyor’ gibisinden terânelere de ‘nankörlük’ denir! … ‘Kimliğimiz gidiyoooor!” feryatları nankörlükten de ötedir, vefasızlığın daniskasıdır, bunun böyle olduğunu söyleyenleri ‘devşirmelikle’ suçlamaya da ‘edepsizlik’ denir!”
Tarihçi geçinen birine değil, olsa olsa resmi tarih yalanları yaymakla görevli bir ‘memur’a denk düşen bu sözleri ilk kez etmiş değil bu zat-ı muhterem. Yani buraya alıntılamam değer atfettiğimden değil, hem ‘edep’, ‘nezaket’ sözleriyle sıvadığı düzeysizliğini hem de ideolojik körlüğün insanı nasıl trajikomik bir figüre dönüştürdüğünü göstermek için.
Bardakçı’nın tezlerine tek tek yanıt vererek başlayalım:

Çerkes sürgününde Osmanlı aktördü

1-“O zamanın sıkıntılar içerisindeki Türkiye’si” değil, Osmanlı’sıdır, sürgün edilen Çerkesleri kabul eden. Ayrıca Çerkesler “göç” etmemiş, soykırım ve sürgüne uğramıştır.
2- Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve askeri olarak çöküşü, ilhak (işgal) ettiği ülkelerin tek tek elinden çıkması nedeniyle yeni vurucu güce ihtiyacı vardı. Bu nedenle de Çarlık Rusyası’na karşı 100 yıla yakın savaşmış Çerkeslerin soykırımdan hemen önce yaptığı yardım çağrılarının hiçbirine yanıt vermemiş, tersine imparatorluk için taze kan olarak gördüğü Çerkeslerin vatanlarından koparılıp atılmasını desteklemiştir. 1829 Edirne anlaşmasından 1858 Paris anlaşmasına tonla belge ve bilgi kayıtlarda vardır ama onları görmek için Murat Bardakçı değil tarihçi olmak gerekir.

Bardakçı’nın ‘atıfet’ saydıkları

3- Osmanlı’nın ‘atıfet’i mesela şunlardı: İskan politikası çok netti. İmparatorluğun bütün sorunlu ve potansiyel sorunlu bölgelerine Çerkesleri yerleştirdi. Sinop-Reyhanlı hattına, Balkanlarda Hıristiyan nüfusun yoğun olduğu bölgeye, Arap illerine (Ürdün, İsrail, Suriye), saray çevresi olarak tanımlanabilecek doğu ve güney Marmara bölgesine, yani saray muhafızlığına.
Göçmenlerin askerlik muafiyeti olmasına rağmen daha Osmanlı topraklarına ayak basar basmaz “gönüllü birlikler” yakıştırması ile askere alarak, savaşlar nedeniyle kaybettiği savaşçı gücü Çerkeslerle yeniden toparlamak vs.
Dahası da vardır; bu pek atıfet sahibi Osmanlı döneminde Çerkesler köle olarak alınıp satılmıştır.
4- 100 yıllık savaştan yenilgiyle çıkmış, topraklarından sürülmüş, soykırıma uğramış ve çoğu hastalık ve açlıktan hayatını kaybetmiş Çerkes halkının çaresizliğini kullanan Osmanlı, devşirebildiklerinin bazılarını önemli görevlere de getirmiştir. Çerkes olduğunu (Türkçe yazarak Çerkez) dile getiren, ama bu kimliği Türk ırkçılığının hizmetine sunan Murat Bardakçı’nın dedeleri muhtemelen o önemli görevleri hak etmişlerdir.
5- Osmanlı’nın mirasını devralan Cumhuriyet de, yaratmak istediği devlete bir millet lazım olduğundan Anadolu’daki tüm farklı etnik kimlik ve inançtakilerle birlikte Çerkesleri de Türkleştirmeye çalışmış, kabul etmek gerekir ki büyük ölçüde de başarılı olmuştur.
6- “Genç nesillerin Çerkesce’yi bilmemesi ailelerin suçu” değildir, elbette. Cumhuriyet döneminde 1908 ve sonrası kurulan dernekleri ve anadilini öğreten okulları kapatılmış, anadilleri yasaklanmış, Çerkes köylerine “Vatandaş Türkçe konuş” tabelaları asılmış, Çerkesce konuşanlara para cezası uygulanmış, soyisim-sülale adları yasaklanmış, coğrafi bütün isimlerin değiştirilmesi için yasalar çıkarılmıştır. Çerkes dernekleri kapatılmış, dernek üyesi öldürülmüş, bir dernek başkanına işkencede “Türk olduğunu kabul et, suçlamaları geri çekelim” denmiştir.
Milli eğitim sistemi ile Türkçe ve Türklük dışındaki bütün kimlikler aşağılanmış, bu aşağılanma küçücük çocukların beynine kazınarak, çocuklar kendi kimliklerine ve dillerine yabancılaştırılmış, yüksek sesle bile Çerkesce konuşmaya korkan aileler çocuklarına Çerkesce elbette öğretememiştir.

“Moskof”tan istedik, verdi

Murat Bardakçı’nın yazısında, soğuk savaş döneminin hakim ağzıyla “Gidin ‘Moskof’tan isteyin” diyecek kadar ‘tarihçi’likten istifa etmesi ise oldukça dikkat çekidir. Turancı ağızla “Moskof” diye aşağıladığı Rusya’nın komünizm döneminde Çerkeslere bağımsızlık hakkı verilmiştir. Lenin 1921’de Özgür Abhazya Cumhuriyeti’ni tanımış, her ne kadar Gürcü kökenli Stalin’in işbaşına gelmesinden sonra özerk cumhuriyet statüsüne indirilerek Gürcistan’a bağlanmışsa da, bugün bağımsızlığını ilan etmesinin zemini ‘Moskof’ döneminde olmuştur. Oset, Adıge, Çeçen, İnguş, Dağıstanlılar, Karaçay ve Balkar’ın da, SSCB çatısı altındaki özerklikleri, kimliklerini bugünlere taşınmasında önemli pay sahibidir.
Bu gerçeklere karşın, Bardakçı’nın Çarlık Rusyası’ndaki sürgün ve soykırımı ısrarla anmaması, sürgün yerine ‘göç’ tanımını kullanması bir yana, şimdi Çerkes halklarına Moskova’yı adres göstermesine gülebilirdik. Hatta, ırkçılığın karanlığında körleşen bir ‘tarihçi’nin, bütün tarihi gerçekleri ters yüz edecek kadar şuursuzlaşması yalnız kendi ‘kariyerini’ ucuzlatıyor olsaydı hiç umurumuzda olmazdı. Ancak kullandığı medya organları aracılığı ile de kamuoyunu zehirlemeye, ötesi Çerkes halklarına aba altından sopa göstermeye kalkması karşısında diyeceğimiz tek şey şudur: Haddini bil!

Ne itaat edeceğiz ne de terk!

Ve son olarak gelelim Bardakçı’nın absürt ama bir o kadar da kendini çırılçıplak ortaya süren şu sözlerine: “… canlarına tak edecek olan Türkler’in de bir ‘Türk Partisi’ kurduklarını düşünün! ‘Irkçılık’, işte o zaman hakikat olur!”
Özellikle cümlenin sonuna koyduğu o ünleme, adeta Çerkeslerin kapısına bırakılan ‘şüpheli paket’ etkisi yüklemeyi de ihmal etmemiş Bardakçı.
Sadece ‘Türk Partileri’ tarafından yönetilmiş bu ülkede, daha kanı kurumamış Hrant Dink cinayeti, Zirve yayınevi katliamı, Madımak, Çorum, Maraş, Musa Anter ve Kürt coğrafyasındaki binlerce cinayet devletin kanlı sicilinde yer almışken; Bardakçı’nın ‘ırkçılık’la tehdit etmesi, bundan ötesi “gaz odaları” herhalde, dedirtmektedir.
Kusura bakma Murat Bardakçı. Bu topraklarda yıllardır hüküm süren ırkçı, ümmetçi ‘Tek’çi zihniyete karşı, ‘Türklük’ ya da ‘İslamcılık’ politikalarıyla eritilmeye çalışılan bütün halklar, bütün farklılıklarıyla yaratacakları o gökkuşağı ile bu ülkeyi aydınlatacaktır. Belki efsane gerçek olur, o gökkuşağının altında siz bile dönüşüme uğrarsınız.
ÇDP ile hiçbir bağı olmasa da benim gibi binlerce Çerkes, ait olduğunuz güruhun bütün sindirme ve susturma gayretlerine rağmen kimliğimize, dilimize ve kültürümüze sahip çıkmaya, bu ülkede evrensel demokrasi anlayışını hakim kılmak için, halkların eşitliğini savunmaya devam edeceğiz.
Son bir not: “Nezaket”, “edep” falan gibi sözcükleri, sizin gibi bizatihi varoluşuyla yalanlayan birinin telaffuz etmemesini öneririm. Çünkü sizin kaleminizden çıkınca “itaat et ya da terk et”e dönüşüyor.

ÇDP’den tepki

Çoğulcu Demokrasi Partisi (ÇDP) Genel Başkanı Kenan Kaplan, Murat Bardakçı’nın eleştirilerine tepki göstererek, kimliğine sahip çıkmanın bir onur olduğunu söyleyerek yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada özetle şu görüşlere yer verildi:
Haber Türk gazetesi yazarı Murat Bardakçı, yazısında, ÇDP’nin İstanbul toplantısını vesile ederek Çerkesleri “nankörlük” ve “edepsizlikle” suçlarken, bir taraftan da ÇDP için “etnisite partisi” algısı oluşturarak aklınca adli makamlara ihbar etmiştir. ÇDP olarak, bütün bu suçlama ve iftiralarının hesabını mahkeme huzurunda soracağımızı kamuoyuna deklare ediyoruz.
… Birincisi; Çerkesler bu ülkeye gelmedi sayın Bardakçı, getirildi. Evet, Çerkesler yüz yıllar süren savaşta soykırıma uğramış ve yenilmiş; sağ kalanlar da Rus süngüleri ucunda Osmanlı gemilerine bindirilerek Devlet-i Aliye’ye, yani meşhur ismiyle Osmanlı’ya getirilmiştir. Yahut sizin karikatürize üslubunuzla ifade edersek, Osmanlı Devleti gemileri “Turistik seyahat olsun diye” Çerkesya kıyılarında gezerken, Rusların -nedense?- sahilde topladığı Çerkesleri tesadüfen görmüş ve onları aldığı gibi bu topraklara getirmiştir. Nasıl inandırıcı geldi mi?
…İkinci husus da Çerkesler o dönemde “Türkiye”ye getirilmedi; kendini “Devlet-i Aliye” olarak isimlendiren ülkeye getirildi sayın Bardakçı. İsimlendirmeyi yanlış yaparak, “Türkiye” vurgusuyla, 150 yılda “devşirilen” Çerkeslerin minnet duygularını tahrik ederek bizi birbirimize vurdurmaya çalışmanızı ise çok ucuz bir taktik olarak görüyor, sizi kınıyoruz sayın Bardakçı.
… Bardakçı’ya soruyoruz: Sayın Bardakçı, etnik olarak Türk olmayan insanlara “Türküm, doğruyum…” andı söyleten; Köylerimize kadar iner şekilde “vatandaş Türkçe konuş!” kampanyaları düzenleyen; Farklı kimliklerin köylerinin, coğrafyalarının kendi dillerindeki isimlerini değiştiren; Anadilde isim ve soy isimler alınmasına mani olan devletin ana dillerin öğrenilmesine mani olmadığı açıklamanızı gerçekten inanarak mı yazdınız?
… Son olarak… Parti kurarak, yasal sistem içersinde hak arayışımızı “nankörlük” ve “vefasızlık” olarak nitelendiren Bardakçı’ya, devlete karşı “nankör ve vefasız” birilerini arıyorsa uzaklara değil en yakınlarına bakmasını öneriyoruz.

KAFFED de cevap verdi

Kafkas Dernekleri Federasyonu da bir açıklama yaparak, Bardakçı’nın kamuoyunu yanılttığını belirtti. Açıklamada, “Bu yazı sizin ilk vukuatınız değildir. 9.11.2009 tarihinde ‘Teke Tek’ programında sarf etmiş olduğunuz uygunsuz sözleriniz ve 14.3.2011 tarihinde bir başka yazınızdaki ifadeleriniz nedeniyle size kınama yazıları göndermiştik. Son yazınız da, Çerkes halkına karşı beslediğiniz düşmanlık hislerinizin bir yansımasından başka bir şey değildir. Tarihsel gerçekleri ve insanların en temel haklarını red ve inkar eden söyleminiz, kendi kendisini teşhir etmektedir.
Sizin de gayet iyi bildiğiniz üzere; Çerkeslerin güzel ve zengin yurdu Kafkasya sahip olduğu büyük imkanlar nedeniyle, sürekli çevre halkların ilgisini çekmiş ve güçlü orduların saldırılarına maruz kalmıştır. Bu saldırıların en büyük ve en kanlısı Rus Çarlığı tarafından yapılmıştır. 101 yıl süren Rus-Kafkas savaşları sonrasında yenik düşen Çerkesler Osmanlı topraklarına sürgüne gönderilmiştir.
… Daha önce de yazmıştık, şimdi de tekrarlıyoruz; Osmanlı imparatorluğu Çerkes toplumuna ‘atıfet’ etmemiştir. Osmanlı imparatorluğu çaresiz ama savaşçı Çerkesleri, o zamanki çıkarlarına uygun olarak, sınırları içindeki Hıristiyan azınlıkları kontrol etmeyi amaçlayan bir iskan politikası çerçevesinde yerleştirmiştir. Çerkesler, her zaman vatandaşı oldukları ülkelerin huzur içinde yaşaması ve kalkınması için üstlerine düşeni fazlasıyla yerine getirmişlerdir.Çerkes dilinin ve kültürünün artık kaybolma aşamasına gelmesinin sorumluluğunu ‘aile büyüklerine’ yıkma çabalarınız ise baskı politikalarını meşrulaştırma adına sosyoloji ve tarih bilimine ihanet etmektir. Toplumsal bir varlık olan dil ve kültür, ancak eğitim, medya gibi toplumsal yaşamın her alanında özgürce kullanıldığı zaman varlığını sürdürebilir. Ayrıca Türkiye’de sadece Çerkeslerin dilini ve kültürünü kaybetmek üzere olduğunu söyleyerek kamuoyunu yanıltıyorsunuz” ifadelerine de yer verildi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz