Aynıyla Vaki Mart 2015

0
237

Yıllar içinde biriken sorular var aklımda. Geçmişimize, bugünümüze ve geleceğimize “kör, sağır, dilsiz” kılındığımızı düşünerek hem kendime hem de size sormak istedim, cevapları birlikte bulabilmek ve yol almak adına…

“Asalet ve nezaketin timsali Çerkesler” söylemindeki üstünlük sanrısının “Bir Türk dünyaya bedeldir”den çok farkı var mıdır? “Kibirlenmek deli işidir” (зыгъэпэгэн дeлэм иоф) gibi bir atasözümüz olmasına rağmen, kibir dolu yaftaları kuşanmış olmamız enteresan değil midir? Hele hele, “kadınlarımız güzeldir” diyerek övünmek, hangi dehşetengiz ruh halimizin yansımasıdır? Sosyal medyada “Circassian Beauties” (Çerkes Güzelleri) sayfası açacak kadar mı körleşti o asaletimiz? “Biz asiliz, biz güzeliz” salınmalarının kime, ne gibi bir faydası olabilir? “Biz de Çerkesiz, hem de kökümüz saraya dayanıyor” derken hangi acıklı üstünlüğümüzü ima ediyoruz?

Sözde “asalet ve nezaket”imizin yıllar içinde “atalet ve rezalet”e evrildiğini görmüyor muyuz? Halkımız ve ortak doğrular adına bizi başkalarıyla bir araya gelmekten, birlikte birşeyler yapmaktan alıkoyan “atalet”i, farklı ama samimi bir görüş karşısında dile getirdiğimiz hakaretamiz söylemlerimizdeki “rezalet”i fark edemeyecek kadar mı asiliz?

Tek haklının kendimiz olduğu felsefesiyle oluşturduğumuz dünyalar kuran insanlar silsilesi haline geldiğimizi anlamamıza mani olmuyor mu “atalet”imiz? “Ben dedim oldu” ya da “ben yaptım oldu”ları cebimize atıp, halkımız adına bir arpa boyu yol alamamaktan hiç vazgeçmeyecek miyiz?

Anavatana yerleşenin diasporadakine, henüz anavatanına dönememiş olanların anavatana dönene takındığı; ortak doğru ve çare üretmekten yoksun “nezaket”siz hömkürmelerin, geleceğimize dair kaygılara ve “asalet”imize dayandırılabilecek bir yanı var mıdır?

Belgelere dayalı doğrulara burun kıvırıp, “sürgün-soykırım yok, sadece göç var ve doğrusu budur”larla süslediğimiz hikayelerimizle halkımızın tarihine ve geleceğine dinamitler döşediğimizi fark edememizin nedeni de “asalet” mi? “Xabze”yi tam bilmeden “xabze”ye dair neredeyse bir konferans verebilecek bilgiye sahip olduğumuzu sanmamıza neden olan o sakil özgüvenimiz, klavye başında başkalarına hakaret etme cüretimiz, xabze’nin hangi maddesine sığıyor acaba? Halkımızın tarihine dair kocaman bir kütüphaneyi adeta beyninde depolamış , bununla yetinmeyip kendi imkanlarıyla tercümeler yaptırmış, neden-sonuç ilişkilerini başarıyla kurabilmiş büyük ya da küçüklerimize en azından saygı duymak yerine, arkasından haksız dedikodular yapmayı ve malum söylemlerimize taraftar olmaya başkalarını da heveslendirmeyi vazgeçilmez bir alışkanlık haline getirmemizin nedenini o “asil” vicdanımıza sorabilme “nezaket”ini gösterebiliyor muyuz?

Derneklerde ya da etkinliklerde takındığımız, karşılıklı saygıda kusur etmeyen reveranslarımızı klavye ve ekran arkasına geçince ağza alınmayacak hakaretlere dönüştürmekteki sebatımız, halkı için samimiyetle birşeyler üretmeye çalışanlara çelme takma ve karalama güdümüz, kendi doğrularımızı dikte ettiğimiz üç beş kişilik gruplar oluşturup, “Heyyy bakın, nasıl cevap yazmışım ama” gösterileri yaparak doyumsuz egolarımızı beslemeye çalışma arzumuz da “asalet ve nezaket”in olmazsa olmazları mı acaba?

“Atalet ve rezalet”e dönüştürdüğümüz “asalet ve nezaket”imizle çaresizce övünmek yerine, halkımızı yok oluşa sürükleyen “defo”larımız ve mangalda kül bırakmayan “ego”larımızla yüzleşmek ve toplumsal cinnet öncesinde tedavi yollarını aramak daha “asil ve nazik” ve üstelik erdemli bir davranış olmaz mı sizce?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz