Kurtuluş sevdamız olsun

0
375

“Bütün bunların üstüne

Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim

Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim

Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli

Adın kurtuluştur ama söylememeliyim

Can kuşum, umudum, canım sevgilim.”

                                                                                Erdem BAYAZIT

Onu rahmetle anıyorum. Şair Erdem BAYAZIT şiirlerinde çok güçlü tasvirlere yer verir. Şiirlerinde akıcı bir dile sahip olduğunu hemen anlarsınız. Yukarıdaki alıntıyı yaptığım şiirinin adı; “Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair.” Gerçekten, şiirin tamamında, şiirin yazıldığı 1980 öncesi yılları düşündüğümüzde, seni, beni, yaşadığımız vatanı ve dahası “Ülkemin İnsanlarına Dair” gibi samimi ifadesinde herkes kendisinden bir parça bulur.

Dönemin iletişiminden, ulaşım biçiminden, kederinden – gamından, hasretinden, sevdasından, açlığından yoksulluğundan, vefasından, hastasından, köy ve şehir hayatından, kavgalarından, jandarma baskınından, isyanından, hapishanesinden, hastanesinden hemen her türlü yaşam biçimine kadar anlatır memleketini. Eseri okurken şiire hakim olan güçlü tasvirler adeta okuyucuyu kuşatır. Sonunda yukarıda yazımın başına alıntı yaparak koyduğum bölümle şiirini bitirir BAYAZIT, Erdem.

Yani  …“Bütün bunların üstüne / Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim.” Derken işin içerisinde  “sevda” yoksa anlatılanlar ne kadar anlamsız kalacağının farkındayızdır. Ayrıca “Can kuşum, umudum, canım sevgilim” dediği ve söylemeye çekindiği sevgilisinin adı son derece manidardır: Kurtuluş.

Sevgili dostlar, işimizin içine sevgimizi koyarsak, aşımıza tadından doyum olmaz.

İnsan, ne zamandır esen rüzgârı, kopacak fırtınanın habercisi olarak anlamamak için önemli bir eksikliğinin olması gerekir.

Hani şu son günlerde tartışması yüksek sesle yapılan, hatta mahkeme salonlarında sürdürüleceği ifade edilen Adyge dili alfabesinden bahsediyorum.

Bana sorarsanız sorunun temelinde ne Kiril alfabesi var, ne de Latin alfabesi. Sorunun temelinde biz miras yediler varız.  En az iki yüz senedir hiçbir şey üretemeyen, üretilmişleri de koruyamayan ve onları hep tüketen bizler varız.  Bize kadar ulaşmış bir dili, bir kültürü, bir ülkeyi, bir vs.yi koruyamamış bizler.

Çoğu zaman kimse kimseyi dinlemiyor. Kimse kimsenin samimiyetine inanmıyor.  Konuşurken karşımızdakinin açığını arıyoruz adeta. Başkalarına gösterdiğimiz muhabbetin yarısını insanlarımıza göstermekten imtina ediyoruz. Aynaya sırtımızı dönüp konuşuyoruz.

İnsanlarımızın AKP’liği, CHP’liği, MHP’liği, HDP’liği hakaretamiz aşağılanma konusu oluyor. Cehaletimizi ilmimiz, gürültümüzü cesaretimiz sanıyoruz. Küfrümüzü zikir, zikrimiz küfür biliyoruz.

İnsanları, elimizde hiçbir delimiz olmadan Amerikancılıkla, Rusçulukla, Türkçülükle suçluyoruz. Demokrasiyi ağzımızdan düşürmüyoruz ama insanların ne dinciliği kalıyor, ne de dinsizliği. Adeta kimin neye inanacağına biz karışıyoruz.

Her şey oluyoruz, herkes oluyoruz ve her şeyi ve herkesi kurtarıyoruz. Yeşil de oluyoruz, kırmızı da. Yeri geliyor Yunanı da kovuyoruz, Mongolu da durduruyoruz. Yeri gelince elbet, kendimizi de asıveriyoruz. Minnet edecek değiliz ya işimiz bitince de işimizi bitirmesek bile çekip gidiyoruz.

Eee, olmuşken tam olsun. Stalin’i de unutacak değiliz ya… O da memnun oluversin işte. Bir THA’mızın yanına birkaç daha tha koyup memnun bizden başka herkesi memnun ediveriyoruz. Hatta Tha’yı HA; HA’yı da HE yapıp HE’Yİ de Çerkesler, insan isimlerinin önüne koyarlardı, deyip ansiklopedilerde yazalım. Böylece insan anlamına gelen HA’yı, Köpek anlamına gelen HE ile değiştirelim. HERHALDE BU DA HAYVAN SEVGİMİZİN GÖSTERGESİ OLARAK ALGILANSA GEREK.(!)

Bizden gayrı herkesle platform kuruyoruz.  Ama ne yazık ki bir türlü biz olamıyoruz ve bir türlü bir araya gelip bir birimizin derdini soramıyoruz, bir birimizle hemhal olamıyoruz.

Has bel kader herhangi bir derneğimize ilk adımını atmış olan bir gencimiz her ne hikmetse bir başka derneğimizin yanından bile yol alamıyor ya da yol almasına izin vermiyoruz.

Xabze’yi de bze’yi de kendi dünyamıza sokulmuş, kendi izanımıza giydirilmiş yabancı bir ideolojinin plağından dinliyoruz.

En az yüz elli yıldır ulusal adımızın Adyge mi, Çerkes mi olacağını tartışıyoruz. Dahası ulusal adımızın nasıl yazılacağını tartışıyoruz. Hatta milli adımızı kullanmamak adına milli bahaneler üretiyoruz, ustaca ve kurnazca.

En hazin olanı, en az yüz elli yıldır bizimle ilgili kararları başkaları veriyor ve bizler de o başkalarını utandırmamak adına, başkaları oluveriyoruz.

Çünkü sevgilerimizi geçmişimizle birlikte, adeta Karadeniz’e döktük.

Alfabe ile ilgili görüşlerimi 2013 yılında Ankara’da yapılan ‘Uluslar Arası 2. Adyge Dil günü’ nedeniyle sunduğum tebliğimi daha sonra  Jineps Gazetesinde yayımlamıştım. Tekrar yazmama gerek görmedim ilgi duyanlar ekteki adresten okuyabilirler.

https://www.facebook.com/notes/bram-alaudin/adige-diasporasinda-alfabe-sorunu1/10152530894154656

Bu gün elimde hem iğne var, hem de çuvaldız. Ben ikisini de bırakıyorum. Sizler de bırakın. Ellerimiz açık, yepyeni bir selamla selamlaşalım.

“Bütün bunların üstüne

Hepsinin üstüne sevda sözleri…”  söyleyelim. Sevdamızın adı da “KURTULUŞ” olsun. Ya da KURTULUŞ SEVDAMIZ OLSUN.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz