Lazca İçin Ne Yapmalı?

0
195

2010 yılında bir grup arkadaş bir araya geldik ve bu soruyu kendimize sorduk. Zira hepimiz Türkiye’deki geçmiş örgütlenme ve mücadele deneyimlerini iyi biliyorduk ve bizzat içlerindeyer almıştık.
Öyle bir iş yapmalıydık ki, gerçekten bir boşluğu doldurmalı, Laz toplumunda karşılık bulmalı ve Lazcanın yaşamasına, Laz kimliğinin hayat bulmasına fayda sağlamalıydı.
Yapılabilecekleri önümüze koyduk ve hepsinin artı ve eksilerini tek tek tartıştık.
Neler yapılabilirdi ve biz hangisini yapmalıydık?
1. Laz adını taşıyan bir dernek kurabilirdik. Ama zaten böyle bir dernek vardı. Ayrıca, amacımız çok sayıda Laz’ı dernek çatısı altında toplamak değildi. Bunun faydalı bir iş olabileceğini düşünmüyorduk ya da bu ayrı bir işti. Amacımız, çok sayıda insanı bir çatı altında toplayıp işlemeyen bir yapı oluşturmaktansa, işin ehli olan ve gerçekte üretici olan az sayıda insanı bir araya getirmekti.
2. Bir kültür kooperatifi kurabilirdik. Bunun üzerine çok durduk. Lazların kök salmış imece kültürüne de denk gelen bir örgütlenme modeliydi bu, ancak devlet tarafından sıkı denetleniyordu ve bürokrasisi çok fazlaydı. Enerjimizi alabilirdi.
3. Vakıf meselesine hiç girmedik çünkü ciddi para gerektiren bir işti. Bizim maddi gücümüz yoktu.
4. Bir limited şirket kurulabilirdi. Yaptığımız araştırmalarda üniversitelerin yanı sıra vakıf, dernek ya da şirketlerin enstitü açmasının önünde yasal bir engel yoktu ve 1990’ların ortasında Kürt Enstitüsü de bir şirket olarak kurulmuştu.
Pek çok görüşmeden sonra şirket üzerinde yoğunlaşmaya başladık. Zaten kimsenin bu işten para kazanma gibi bir niyeti de yoktu, tamamen gönüllük esasına dayanmış bir yapı olacaktı. Önemli olan, ehliyetsiz kimselerin müdahale edemeyeceğini kültürel konularda birikim oluşturabilmekti. Bu bir STK çalışması olmayacaktı ama şirket imece usulü ile çalışacaktı. Lazcanın yaşaması gibi bir derdi olan insanlar buna dâhil olabilir ve bu çabaları destekleyebilirlerdi. Yasal yükümlülük açısından şirketler kanununa muhatap olmakla birlikte, işleyiş kolektif yürüyecekti .Buradan Lazika Yayın Kolektifi doğdu. Şirket tüzüğüne “Enstitü kurabilir” ibaresi de eklendi.
Lazika adının belirlenmesi sırasında ise gene isim tarışmaya açıldı, başka isim önerileri de oldu. Ancak, Lazika hem Laz adını çağrıştırıyordu hem de Laz tarihine referans veriyordu. Ortaçağ’da Lazika Krallığı adıyla Güney Kafkasya’da kurulmuş bir devlet vardı. Nihayet Lazika adı kabul edildi.
Lazika Yayın Kolektifi’nin kurulduğu yıl olan 2010’un ilk altı ayında 15 civarında Lazca ya da Lazlarla ilgili kitap yayımladı. Ayrıca, Tanura (Lazca: aydınlanma) adını verdiğimiz 64 sayfa, renkli bir dergiyide hayata geçirildi.
2011’de İstanbul TÜYAP Fuarına katıldık ve beğeniylekarşılandık. Bu Lazların tarihinde bir ilkti. Laz olan ya da olmayan pek çok insanla doğrudan temas etme olanağı bulmuştuk. Oradan nelere daha çok ihtiyaç duyulduğu ve neleri yapmak gerektiği konusunda fikir de ediniyorduk.
TÜYAP Kitap Fuarı’na katılmadan hemen önce dünyaca ünlü klasik Küçük Prens’i Lazcaya çevirmiştik. İlk Lazca romanımızı yayımlamıştık. Renkli ve resimli çocuk kitaplarımız vardı. Fuar bizim için oldukça motive edici oldu. Artık önümüzü daha iyi görebiliyorduk.
Sonraki yıllarda yayımladığımız kitap sayısı 50’yi aştı. Artık bütünüyle Lazca ya da Lazlarla ilgili yayınlar yapan Türkiye’de bir yayınevi vardı ve bu alanda bilinir de olmuştuk.
Kendimizi anlatmanın ötesinde çalışmalarımız gün yüzüne çıktıkça güven duyulan bir çevre olmaya da başladık ve ilişkilerimiz gelişti. Bugün Lazika Yayın Kolektifi Lazca yayın yapmaya devam ediyor.
Şimdi sıra asıl amacımızı gerçekleştirmeye gelmişti.
Zaman içinde büyütebileceğimiz bir araştırma ve eğitim kurumu.
Yani Laz Enstitüsü…
Bir sonraki yazıda Laz Enstitüsü’nü anlatacağım.
Guriş Xelate

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here