İnsanlığın İflas Manifestosu: 150’likler Listesi (2. Bölüm)

0
248

Çerkez Milletinin Düveli Muazzama ve Âlemi İnsaniyet ve Medeniyete Umumî Beyannamesi. İzmir, 1337 (1921)

Halen Yunan askerî işgali altında bulunan Batı Anadolu, yani Balıkesir, Bandırma, Erdek, Gönen, Biga, Kirmastı, Mihaliç, Bursa, İnegöl, Yenişehir, Aydın, Manisa, İzmir, Eskişehir, Kütahya, Afyon ile İzmit, Adapazarı, Hendek, Düzce, Bolu ve yöresi Çerkes ahalisinin, biz aşağıda imzaları bulunan yetkili temsilcileri ve Yunan Hükümetince onaylanan “Şarkı Karip Çerkezleri Temini Hukuk Cemiyeti” (Yakın Doğu Çerkeslerinin Hukukunu Sağlama Derneği) kurucuları, Birinci Dünya Harbi sonunda büyük devletlerce kabul ve ilân edilen milliyet prensibi ile ortaya çıkan millî hukukuna dayanarak İzmir’de kongre halinde toplanarak hazırlık halindeki milletlerin hukukunu üzerine alan ve yenik devletlere kabul ettirmeyi taahhüt eden Büyük İtilâf Devletleri ve ortaklarıyla, özellikle Yunan Hükümetine Çerkezlerin sığındığını bildirerek millî isteklerinin yerine getirilmesini rica etti. Anadolu’da bugün oturmakta bulunan Çerkezler, doğruya yakın bir hesapla iki milyon kadardır.

Çerkezler; dil, âdetler, duygular ve uygarlık itibariyle millî geleneklerini korumuş ve devam sağlamışlardır. Çünkü eski çağlar tarihinin Doğu’da ve Yunanistan’da kaydettiği uygarlıkların hepsinde (Kafkas ırkını doğurmuş) olan Çerkezler bir sebep unsuru olduğu gibi, çağımızın yüksek medeniyetini kuran beyaz ırkın ve “arî”lerin seçkin ailesinden oldukları İngiliz, Fransız, Alman, Rus ve Yunan tarihçilerinin tarihî eserleri ile saptanmıştır.

Çerkezlerin, Arap Hükümetlerinin çökmesi üzerine merkezi Mısır’ın Kahire şehri olmak üzere tüm Arabistan, Kuzey Afrika ve Suriye’yi de içine alarak kurdukları hükümetin üç yüz yıl kadar yasadığı ve millî yurtları olan Kafkasya’da cumhuriyet seklinde haiz oldukları idarî ve siyasî istiklâli, Rus istilâsına karsı tehlikede görünce merhum Şeyh Şamil’in idare ve komutasında her türlü savaş aracı ile donatılmış Rus imparatorluğuna karsı yirmi yıl, sürekli olarak yiğitçe savaştığı herkesçe tanınmakta ve bilinmektedir.

Adı geçen merhumun bu savaşları, ne yazık ki, Rusların büyük üstünlüğü karsısında zorunlu olarak başarısız kalınca Rus Çarlığının güttüğü gizli emellerden haklı olarak kuşku duyan üç milyondan ibaret olan Kuzey ve Batı Kafkas Çerkezlerinden iki milyon miktarındaki nüfusun (o zamanki Babıâli’nin gösterdiği koruyucu çağrıya uyarak) yavaş Türkiye’ye göç ettiği ve Kuzey Kafkasya’da kalan bir milyon nüfusun çoğalması ile bu güne kadar üç milyona ulaştığı Rus istatistikleriyle saptanmıştır.

Bu hesaba göre, Türkiye’ye göç eden iki milyon Çerkez nüfusunun şimdiye kadar üç misli artarak altı milyona ulaşması gerekirken, üzülerek söylenebilir ki, bugün iki milyona yakın bulunmaktadır. Bunun nedenlerine gelince; pek açık bir gerçek olduğu veçhile, Osmanlı Hükümetinin inkârı mümkün olmayan kötü idaresinin sonucu’ olarak çeşitli dert ve felâketlere kurban edilmek yüzünden Çerkezler, dört milyon nüfustan yoksun kalmışlardır.
Kaldı ki, 13 sene önce Meşrutiyet idaresinin ilânı üzerine, siyasî olgunluktan mahrum ve ancak Türkçülük ve Turancılık duygularıyla dolu olan ve tarihte misli görülmemiş bir surette, diğer Osmanlı unsurlarını yıldırma politikası ile Türkleştirmek gibi yanlış bir politika izleyen Türk yöneticilerinin siyaseti, Türk olmayan bütün unsurların milliyetlerini ve yasama güvenliklerini yok etmekle, Çerkezlerde de “yalnız korunma amacı” ile haklı bir şikâyet ve perişan olma hissi uyandırmış ve bunun sonucu olarak Çerkezler bu devam ede gelen zulümlerden kurtulmak amacı ile millî bir gaye takibine ve millicilerin açıkça Çerkez milletini mahva kalkışması dolayısıyla, onlar da silahla savunmaya ve çarpışmaya mecbur kalmışlardır.

Bu yüzden Çerkezler, binlerce değerli evlâdını ebediyen kaybetti. Malları ve hayvanları yağma edildi ve köyleri yakıldı. Netice itibariyle Çerkezlik, telâfisi mümkün olmayan maddî ve manevî bakımdan, korkunç zarar ve kayıplara uğramış olmakla beraber, bu mücadelesinde sarsılmaz bir azimle sebat etmiş ve bugün de etmekte bulunmuşlardır.
Gerçi Çerkezler, gerek komutan ve gerekse er olarak Birinci Dünya Harbine katılmadılar değil; fakat, bu katılma diğer milletler gibi fiilî, emeli, hissî olmaktan ziyade ister istemez ve kanuni idi. Mamafih, mütarekeden sonra Çerkezlerin az bir kısmı Anadolu ihtilâlcilerine (tamamen yanlış bir his ile) katılmış ve bir nevi Mustafa Kemal’in hükümranlığını kurmaya yarayacak fiilî harekâtta bulunmuş iseler de, Kemalistlerin insanlık dışı hareketlerini ve yanlış siyasetlerini onlar da yakından görüp anlayınca, geri dönülmesi büyük bir sakınca olmayarak kısa bir müddet içinde Çerkezlik emelleri yoluna, pişmanlık duyarak bundan geri dönmüşlerdir.

Özellikle Çerkezler, Halifelik makamına manevî bakımdan bağlı kaldıkları halde, Babıâli’nin Kemalistlerle birleştiğini ve bunca fedakârlığına rağmen Çerkezliği tamamen ihmal ettiğini saklamaya lüzum görmedikten sonra Çerkezlik, haklı ve tabiî bir kararla, kendisine kurtuluş vadeden ve bunu işgal bölgesinde fiilen ispat eden Yunan ordusuna katılmayı, millî ve hayali çıkarlarından saymıştır, (Nitekim daha önce soylu Arnavut ve Arap milletlerinin de Türklerden ayrılmakla yabancı kurtarıcılara aynı sebepler ve kaygılar ile eğilim gösterip katıldıklarına şüphe yoktur). Bundan sonra, bir buçuk sene devam eden mücadele esnasında Çerkezler; Müslüman olan ve olmayan binlerce suçsuz insanı millîcilerin kıyımından kurtarması itibariyle belirtmeye ve övülmeye değer hizmetlerde bulunmuşlardır.
Yunan Hükümeti, taşıdığı milletlerarası insanlık ve uygarlık nitelikleri gereği olarak din farkını göz önüne almaksızın, Ermeni ve bilhassa Rum göçmenleri ile eşit olarak ve belki fazlası ile Çerkez göçmenleri ve mültecileri hakkında ilgi göstererek, onların iaşelerini ve yerleşmelerini en iyi bir şekilde sağlamıştır.

Yunan Hükümetinin Anadolu’ya ayak bastığı tarihten itibaren, askerî isgal sahasına giren bölgelerde oturan Çerkez ahalisine Kemalistlerin zulüm ve baskı yapmaları üzerine sığınanlara, harp ederek esir aldığı millettaşlarımıza, diğerlerinden farklı olarak yakınlık ve hüsnükabul göstermesi, iyi davranması, itimat etmesi ve kayırması bilhassa minnet ve şükranla anmaya ve belirtmeye değer.

Bundan dolayı, bu gönül okşayıcı ve içten davranış, Çerkezlerin Anadolu’da uygarlık yeteneklerine sahip ve kurtarılmaya lâyık bir millet olduğu ve Anadolu’da Rumlarla Çerkezlerin karşılıklı olarak hayatı menfaatlerinin ve siyasî haklarının eşit olarak korunması gerektiği inancından dolayı olduğunu, Çerkezler kuvvetle ümit eder ve dilerler.
(Konuyu) ayrıntılı sunmaktan amaç:

a) Millî çehremizi göstermek,

b) Anadolu’da uygar milletlerin dikkat nazarını çekmeye lâyık bir Çerkez milletinin yaşadığını bildirmek,

c) (Üç yüz seneden beri sürekli olarak egemen olan kötü idare yüzünden yıkılış vadisine yuvarlanan, asri ve medenî bir idare kurmak kabiliyetinden yoksun, içten ve dıştan Yakın Doğu’da ve dolayısıyla Avrupa’ da, bir karışıklık ve harp kaynağı olan Osmanlı Hükümeti ve Meşrutiyetin ilânı ile onun yerine geçerek Osmanlılığın çökmesine neden olan aşırı Türkçülerin uğursuz siyaseti, Anadolu sahasında Türk’ten gayri bir milletin hayat hakkını tanımamakta direndiği, medeniyet alemince inkârı kabil olmayan bir hakikat olduğundan) bundan böyle Merkezlerin Yakın Doğu’da Türklerin uğursuz yönetiminden kurtulmasıyla Yunan himayesi altında bir barış ve esenlik unsuru olarak yasamaları sebeplerinin sağlanması arzusunu göstermek ve dilemekten ibarettir.

Bundan dolayı, Büyük İtilâf Devletleri ve ortaklarınca millî olan aşağıdaki isteklerimizin kabulünü ve desteklenmesini kongremiz rica ve hemen harekete geçilmesini sabırsızlıkla beklediğini soylu kişiliklerine sunmakla şeref duyar.

1) Devletler arasında kabul ve ilân edilip eski sulh antlaşmalarına konduğu gibi, gelecekteki Yakın Doğu sulhuna da konması kuvvetle umulan azınlık halindeki milletlerin hakları ve siyasî çıkarlarını temin ve tatmin edecek olan madde hükümlerinin bütün Çerkezleri de kapsamına alması.

2) Çerkez milleti, Anadolu’da her bakımdan kendisiyle aynı durumda ve karşılıklı menfaatlerle bağlı bulunduğu Rum unsuru ile eşit haklar çerçevesinde kader birliğine istekli bulunduğundan dolayı, millî ilerleme ve gelişmesini kendisinde kuvvetle ümit ettiği uygar Yunan Hükümetinin fiilî himayesi altına sokulması.

3) Çerkez milletinin önce Halife ve Babıâli’nin ve sonra millî ve hayatî çıkarlarının sevki ile giriştiği bu mücadele yüzünden uğradığı bütün zarar ve ziyanlarının barış yapacak taraflardan biri olan Türk Hükümetine ödetilmesinin sağlanması.

4) Barış konferansında yukarıdaki millî isteklerimize karsı çıkıldığında, delilleri göstermek, inandırıcı açıklamayı yapmak ve gerekli savunmada bulunmak üzere, yüksek konferans meclisince yetkili temsilcilerimizin davet buyrulması.

Bundan dolayı yakarıda açıklanan, kabulü ve desteklenmesi hususunda medenî yardım ve desteği birinci olarak Büyük İtilâf Devletlerinden; ikinci olarak, Yunan Devletinden; üçüncü olarak insanlık ve medeniyet âleminden rica ettiğini ve beklediğini ve bundan böyle millî emellerinin meydana gelmesine hizmet edecek siyasî ve sosyal teşkilâtı yapmak, Çerkezlerin gelenekleri ve millî, dinî ve medenî ihtiyaçları çerçevesi içinde sağlamak; ilerleme ve gelişmesi esaslarını düşünmek ve hazırlamak; hükümetler ve yüksek meclislerle bağlantı kurarak gerektiğinde yetkili temsilciler göndermek ve siyasî girişimleri yapmak, lüzumlu evrakın düzenlenmesine ve imzasına ve millî haklarının dayandığı islerin ve hususların izlenmesine ve sonuçlandırılmasına kongremiz kendi azası arasından ayırıp seçtiği daimî yürütme kurulunu teşkil eden ve daha önce Yunan Hükümetince resmen tanınmış olan “Şarkı Karib Çerkezleri Temini Hukuk Cemiyeti”ni vekil yaparak toplantısına son verdiğini, sunma vesilesiyle yüksek saygılarını takdim eyler. Yardım Allah’tan. 24 Ekim 1921
(Türk İstiklal Harbi IV.cilt , İstiklal Harbinde Ayaklanmalar, 1919-1923,Genkur, 1974 s 318-322)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here