Çerkes Eski Gelenekleri

0
438

En uzak tarihten günümüze, gelenekleşmiş eski adetlerin sürekliliğini çağ değiştirmişti. Zamana uyanlar yaşatılmış, uymayanlar terk edilmişti. Çerkeslerinuzak tarihinden kalma pek çok değişik adetleri vardı. Bunların çoğu unutulup gitmişti.
Eskiden Çerkesler arasında çok tanrılı inançlar zamanında en başta duaların biçimi bile farklıydı. Büyük kısmı toprağın bereketi, ürünün bolluğu, yağmurun yağması, salgın hastalıklardan arınmak, düşman saldırılarından ve diğer türlü felaketlerden korunmak için yapılan yakarışlardan oluşuyordu. Çerkesler “güneş doğduğunda yola çıkanların kötü niyeti olmaz” sözüyle, sabahları güneş doğduğunda attan iner, yönünü güneşe döner dua ederlerdi.
Türlü törenler yaparlardı. En sık düzenlenen törenlerden biri de Tğaha törenleriydi. Din adamı (duacı) önderliğinde halk, köyün çıkışında ulu bir ağacın altında toplanırdı. Tören alanına ulu ağacın altına getirilen; koyunu, keçiyi, ineği ya da öküzü kurban ederlerdi. Duacı, bir eline küçük bir çörek, diğer eline içi içki (baksım’e) dolu süslü ağaç bir kap ya da boynuzdan yapılan içki kabı olan bıje alırdı. Bunları gökyüzüne doğru kaldırarak dua ederdi. İçi içki dolu bıje’yi orada bulunanlardan en yaşlıya sunardı. Birkaç kâse içki ve çöreği de orada bulunan diğer kişilere gönderir, onlar da birbirlerine aktararak içerlerdi.
Kurban olarak kesilen hayvanın başı, yere dikilen uzun bir sırığın üzerine geçirilir, derisi duacıya verilirdi. Her zamankinden daha özenle hazırlanan şıpsı pasta,haluj vb. yiyecekler törende dağıtılırdı. O sırada beraberlerinde getirdikleri odun, kazan, kap-kaçaklar hazırlanır, ateşler yakılır, etler hemen orada ziyafet için pişirilirdi. Yemekler hazırlanırken yaşlı erkekler ve kadınlar el ele tutuşup müzik eşliğinde vuig oyunu başlatırlardı. İbadet töreni bittikten sonra duacı, bir dahaki en yakın toplantıyı halka ilan eder, bunun için ne zaman, nerede toplanılacağına dair gün belirlerdi.
Törenlerde daha ziyade toplumsal konular üzerine, köy içinde kaybolan ya da bulunan eşyalarla ilgili halka duyurular yapılırdı. Tören sırasında hazırlanan ziyafetlere genellikle gençler katılmazlardı. Konuklara, yaşlılara yemek ve içki (baksım’e) dağıtarak hizmet ederlerdi. Kadınlar, genç kızlar bu tür eğlencelerde ayrı yerlerde yemeklerini yerlerdi. Yediklerini, içtiklerini erkeklere göstermezlerdi. Genç kızlar açgözlü gibi görünmektense aç kalmayı yeğlerlerdi. Bu tür törenlere bazen kadınlar katılmazlardı. Böyle kutlamalar olduğunda oyunlar, danslar olmazdı. Çerkesler arasında böyle günlerde ateşten atlama geleneği de vardı. Ateşten atlamanın özel bir günü yoktu. Herhangi bir zamanda, herhangi bir toplantıda ateşten atlamalar yapılırdı. Özel bir gün olmasına gerek yoktu. Herhangi bir toplantıda olabilirdi.
Çerkes eski gelenekleri içerisinde Çapş’e de yaygındı. Yaralıyı eğlendiren grubun eğlencesiydi Çapş’e. Yaralının yatağında, odasında yalnızlığını, çektiği acıyı unutturmak, hafifletmek için savaş sırasında ya da herhangi bir nedenle yaralanmış olan yaralı bir an bile yalnız bırakılmazdı. Arkadaşları, yakınları tarafından şaka ve esprilerle olaylar uydurularak, şarkılar söylenip eğlenceler düzenlenirdi. Acıma duygusu olanların yaralının yanına gidip onu eğlendirerek, acısını hafifletmek için bunlar yapılırdı.
Çapş’e’de bey, emekçi ayrımı yapılmaz, herkes hastayı bir kez de olsa gidip görür ve Çapşe’ye katılırdı. Hiçbir zorlama olmazdı. Yaralıyı görmeye gidenler, evin avlusunda bulunan karasaban, örs, çekiç gibi iş aletlerini döverek, türlü sesler çıkartırdı. Nasıl örsün, çekicin çıkardığı sesler uzaklara gidiyorsa, yaralının çektiği acının, ağrının sızıları da bu seslerlerle uzaklara giderdi inancı yaygındı. Eğlencelerde iki kişi diz üstü yere oturur, elleri arkalarında bağlanır, havada kuru bir ekmek ipe asılırdı. Elleri arkadan bağlı yere oturanlar, ipe asılı kuru ekmekten, ağzıyla lokmalar kopartarak yemeye çalışırlardı. Bu arada söz sanatı, konuşma ustalıkları başlardı. Arada halkın geçmişinde yer alan en ünlü tarihi şarkılar söylenirdi. Yaralıyı Çapş’elerde eğlendirsinler diye böyle pek çok değişik eğlenceler sabaha kadar devam ederdi.
Ayrıca uzun kış geceleri kız ve erkeklerin bir araya gelip yemek yedikleri, oyunlar oynadıkları geleneksel gece eğlenceleri olan Şeşdeş de yaygındı. Bazen de Gece ve Karanlık Tanrısı Sozepej için törenler olurdu. Amaç, gündüzün iş yorgunluğunu unutturmak, Gece Tanrısına şükran ifade etmekti. Çerkesler bu törenlerde; “Ey Sozepej, dinlenmek için geceyi yarattığın için çok sevap işledin!” der eğlenceleri sonlandırırlardı.
Yine her Çerkes ailesi kendine ait armalar için ağaç yapraklarından boya elde ederlerdi. Bu gelenek çok yaygındı. Önce ormanda gezip en ulu ağaçların yapraklarını toplarlardı. Sonra bu yapraklar kurutulurdu. Kurumuş yapraklar kazanlarda suyla kaynatılır, elde edilen bulamaçlardan boya yapılırdı. Bu boyalarla Çerkesler, elbiselerinin üzerlerine çeşitli resimler yaparlardı. Özellikle her boyun, soyun, ailenin armalarının işaretlerini evlerde kullanılan eşyalara, elbiselerine, eğerlere, kapı gibi yerlere, kurutulmuş ağaç yapraklarından elde edilmiş yaprak boyalarla damgalar vurulurdu.
Çerkes eski gelenekleri içerisinde etkin bir gelenek de konuk karşılama geleneğiydi. Çerkesler arasında Adıge boylarında bir tek Bjeduğlar gelen konuğu karşılamazlardı. Diğer boylar ise konuklarını kapıda karşılarlardı. Bjeduğlar, “konuk karşılarsan onu istediğin eve göndermemiş olursun” der, konuğu karşılamazlar ancak konuklarını Tanrı misafir ediyor gibi ağırlarlardı. Konukseverlik ve konuklukta gösterilecek bir hata çok ayıplanırdı. Onun için Adıgeler konuklarını ağrılarken, “şöhret için kırk sofra ve keskin kılıç lazım” derlerdi. Tüm Kafkaslarda olduğu gibi, Adıgelerin diğer boyları gibi Bjeduğlar da her zaman bilerek konuk odalarının kapılarını açık tutarlardı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz