Yitirilmiş anavatan: Çeçenya

0
128

Polina Jerebstova’nın üçüncü kitabı “İnce Gümüş Sırma”nın tanıtımı, Nobel Barış Ödülü sahibi Andrei Saharov’a adanan Saharov Kültür Merkezi’nde yapıldı.
1985 doğumlu Polina Jerebtosva’nın Çeçen-Rus savaşı döneminde tuttuğu günlükler 2011 yılında “Polina Jerebtsova’nın Günlüğü-1999-2002” adıyla yayınlanmıştı. Jerebstova, kitabın ardından yaşadığı tehdit ve saldırılar nedeniyle Rusya’yı terkederek Finlandiya’ya sığınmış ve 2013’te siyasi sığınma hakkı almıştı.
Jerebstova, “İnce Gümüş Sırma”nın tanıtımına Skype aracılığıyla katılarak, “Siyasi sığınmacı olarak Finlandiya’da yaşıyorum. Kitabımda belgelere dayalı 33 hikaye var. Anlattığım öykülerde tanıdığım insanları anlattım, o insanlar en azından öykülerimde ‘hayatta kalmış’ olacaklar. Çocukken deneyimlediklerimi anlatmak istedim. Savaşta arkadaşlık da mümkün aşk da ve daha birçok şey de. Artık Çeçen savaşları hakkında yazmayacağım, savaş başlığından uzaklaşacağım. Cehennem ve yaşam arasındaki farkı da anlatmak gerek” dedi.
Saharov Kültür Merkezi bir başka etkinlik daha yaparak Jerebstova’nın 1994-2004 arasında tuttuğu günlüklerden oluşan ikinci kitabı “Cam Kavanozdaki Karınca”yı, ARTTSEH tiyatro kulübünden gönüllü katılımcılara, Oksana Tsehovich yönetiminde teatral okutma yaptırarak kayıt altına aldı. Kitapta yer alan bölümlerin ait olduğu yıllarda Jerebstova hangi yaşta ise aynı yaşta tiyatrocular okudu.
Grozni’de doğan Jerebstova’nın erken çocukluk dönemi mutlu geçmişti. 9 yaşındayken yazdığı “Cam Kavanozdaki Karınca”da, karıncaların kendi yuvalarını ve saraylarını kurduklarına dair bir masalı okuduktan sonra yaptıklarını anlatmış.
Jerebstova şunları anlatıyor: “Bunu doğrulamak istedim ve cam kavanozu toprağa sıkıca yerleştirip saray inşa edecek bir karınca bekledim, karınca geldi ama hiçbir şey yapmadı, ben de gitmesine izin vermiştim. Tüm bunları ayrıntılarla yazmıştım.
Günlük tutmaya başladığımda ileride bir savaşı anlatacağımı bilmiyordum. Büyükannem ve onun annesi de günlük tutarmış. Evimizde dedeme ait neredeyse on bin ciltlik kocaman bir kütüphane vardı. Ne tarafa baksanız eski kitaplara rastlardınız. Bir gün annem bir çekmeceyi açtı ve adeta yosun tutmuş bir defteri göstererek ‘Bak, burada büyükannenin Birinci Dünya Savaşı döneminden anıları var’ deyince kıskançlık hissettim. Evet, ben de yazacağım dedim kendi kendime, bunun bir macera olacağını düşünmüştüm ama savaşı yazacağım aklımda bile yoktu tabi.
Şu anda Finlandiya’da yaşıyorum. Annem ise Rusya’nın güneyindeki küçük bir köyde yaşıyor. Savaş sonrasında çaresiz bir durumdaydık. Bombalardan kaçarak sokaklarda yatmak zorunda kalanlardandık. Şimdi annemin en azından başını sokacak bir evi ve azıcık da olsa emekli maaşı var. İlk kitabım yayınlandığında o da tehdit edilmişti, Finlandiya’ya gelmesi için ikna etmeye çalışıyoruz ama kabul etmiyor. ‘Öldüğümde anavatanıma gömülmek istiyorum’ diyor. Anavatanımı ben de çok seviyordum çocukken. Hayrandım hatta. Ama sonrasında kötü zamanlar geldi. Savaşta adeta anavatanımızı kaybettik. Her şey silinmiş, yok olmuştu. Evimizi yitirip Rusya’nın bir başka bölgesine gittiğimizde ise Çeçenyalı olduğumuz için yabancılardık. Bir şey söylediğimizde bizden korkuyorlardı ya da söylediklerimizi anlamak istemiyorlardı. Onların da kendi yaşamlarına dair karmaşaları vardı.
Savaş korkunçtu ama şakalara sığınmayı da deniyorduk. Saldırılar sırasında büyükannem ve komşularımız şarkı söylemeye başlarlardı. Bazen esprili beşlikler bazen de çocuk şarkıları söylerlerdi. Helikopterler bombalar yağdırırken ‘sinemaya bedava götürecek sihirbazın helikopterle geldiğine’ dair yüksek sesle şarkılar söylenirdi. Ev sallandığında gerçekten bir film izlediğimi düşünürdüm. Kitap bu tarz öykülerden oluşuyor.”
(rferl.org)

Çeviri: Serap Canbek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here