Sürgün içinde sürgün

0
7

Koç Üniversitesi’nden Prof. Ahmet İçduygu, Dr. İlke Şanlıer ve İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Eylem Akdeniz’in Suriye Çerkeslerinin Türkiye yolculuğunu konu edinen çalışmaları, Marje programında ele alındı. Çalışmanın saha boyutundan çarpıcı kesitler sunan Eylem Akdeniz, Jıneps’e kısa bir değerlendirmede bulundu.

Neden Suriye Çerkesleri?
Suriye Çerkesleri, hem diaspora çalışmaları açısından hem de Çerkes diasporası içerisinde özgül bir yer teşkil etmektedir. Öncelikle, Çerkes diasporik kimliğinin temel kurucu unsuru sayılabilecek “sürgün” deneyimini tekrar tekrar tecrübe ederek yeniden üreten bir topluluktan söz ediyoruz. 1864 Sürgünü ardından yaşadıkları vatandan sürülerek Osmanlı topraklarına yerleştirilen Çerkeslerin bir kısmı sınırların yeniden çizilmesi sürecinde geçmişte Osmanlı’ya ait olan yeni devletlerde yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldılar. Suriye sınırlarında kalan Çerkes nüfusu, 1967 İsrail savaşında Golan tepeleri civarındaki köylerini terk etmek zorunda bırakıldı. Nispeten küçük boyutlarda da olsa bu türden bir deneyim, travmanın yeniden üretilmesi, hafızaların tazelenmesi bakımından kuşkusuz kayda değerdir. Suriye’de 2011’de patlak veren savaşın ardından Suriye Çerkeslerinin “sürgün içinde sürgün” durumları pekişmiştir. Üçüncü defa evlerini terk etmek zorunda bırakılan Suriye Çerkeslerinin bir bölümü, mekânsal yakınlık, vize zorunluluğu olmaması, akraba ilişkilerinin kolaylaştırıcılığı gibi sebeplerle Türkiye’ye geçiş yapmışlardır.

Geleneğin Teknolojiyle Harmanlanması: Internet Üzerinden Aile Bağlarının Keşfi
Suriye’den göçün yoğunluklu olduğu bir merkez olarak İstanbul ve yerel düzeyde Düzce’de gerçekleştirilen saha çalışmasında elde edilen en çarpıcı bulgulardan biri geleneksel bir öğenin zamanla dayanışmanın temel bir aracı haline gelmiş olmasıydı. Çerkes toplumunda sülale isimlerinin yaygın biçimde kullanıyor olması farklı coğrafyalara yayılmış Çerkes diasporasının ortaklaşmasında önemli bir zemin teşkil etmektedir. Resmi soyadlarına ilaveten Çerkesce sülale isimlerinin kullanımı Çerkeslerde kimliğin asli unsurlarından biridir. Suriye Çerkesleri savaş koşullarında Türkiye’ye sığınmalarından evvel, facebook ve benzeri sosyal ağlarla aile/sülale isimlerinin izlerini sürmüş Türkiye’de kuşaklar öncesi akrabalarına erişmişlerdir. Kuşkusuz bu noktada Çerkeslerde sülale (vunakoş) kavramın nasıl geniş tanımlandığını, çok uzak kuzenler söz konusunda olduğunda dahi sülale içi evliliğin kesin kes yasak ve ayıp sayıldığını hatırlatmak gerekmektedir. Çerkesliğin otantik bir öğe olarak altının çizilmediği ailelerde bile çocuklara ilk öğretilen şey sülale bilgileridir. Suriye’den Türkiye’ye yolculukta da sülale isimlerinin izi sürülerek uzak akrabalara hısımlara erişilebilmiş, Çerkes dernekleri ve vakıfların sağladığı ilave dayanışma ağlarıyla zorunlu göçün beraberinde getirdiği mağduriyet hafifletilebilmiştir.

Suriye’den Türkiye’ye: Diasporanın yeniden canlanması
Çalışmanın Düzce köylerinde gerçekleştirilen evresi küçük birimlerde dayanışmanın yanı sıra diasporik kimliğin yeniden canlanmasına ilişkin çarpıcı ipuçlarını da sunmaktadır. Düzce Çerkesleri, yüzlerini hiç görmedikleri, varlıklarından dahi haberdar olmadıkları ‘aile mensuplarına’ kullanmadıkları, kirada tuttukları evlerini ücret talep etmeksizin vermekte sakınca görmemektedirler. Köylere yerleştirilen ailelerin büyük çoğunluğu Türkçe konuşamamaktadır. Bu durumda da iletişim aracı olarak Çerkesce devreye girmekte ve dilin kullanımı canlanmaktadır. Dilin yanı sıra, Suriye’den gelen Çerkesler “sürgün içinde sürgünün taşıyıcıları” olarak Türkiye Çerkeslerinin sürgün anılarını tazelemekteler, kimliğin kurucu unsuru olan “sürgün” travmasını diri tutarak diasporik kimliğin canlanmasına katkıda bulunmaktadırlar. İstanbul özelinde yapılan saha araştırmasında da görüldüğü üzere zorunlu olarak göç eden gençlere, üniversite öğrencilerine dernek ve vakıfların desteğiyle açılan öğrenci evleri dayanışma olgusunu sürekli canlı tutarak kimliğin yeniden altını çizmektedir. Özellikle çatışmanın tarafı olmaktan kaçan gençler, derneklerde ve vakıflarda dans ekiplerine dahil olarak kültürel etkinliklere katkıda bulunmaktadırlar. Kendileri gelemeyen, çocuklarını göndererek çatışma ortamından korumayı hedefleyen aileler için İstanbul önemli bir merkezdir. Aileler geçici bir süreliğine de olsa askerlik çağındaki çocuklarını koruyabilecekleri inancıyla hareket etmektedirler. Dernek ve vakıfların bu gençlere açtıkları ortak öğrenci evleri dernek mensupları arasındaki ilişkiyi güçlendirmekte, Türkiye Çerkes diasporası arasındaki dayanışma imkânlarını da tazelemektedir.
Çalışma, ortak imzalı olarak uluslararası akademik bir dergide yakın dönemde yayımlanacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here