TARİHTEN

0
17

Pşı Hacemko Mehmet

Ekaterinador’daki ilk ziyaretimizi ellerindeki çavdarla tuz takası yapan birkaç Çerkesin bulunduğu sınır bölgesine yaptık. Ertesi gün bir Çerkes prensi ve maiyetini ziyaret edip halkı görmek için görevlilerle görüşmeler yaptık ve izin aldık. İlettiğimiz mesajda tercümandan şunu söylemesini istedik: “Ekaterinador’a gelen dört İtalyan ve bir İngiliz onunla görüşmek ve küçük hediyeler vermek arzusundalar”.
Ertesi gün prens tam sözleştiğimiz saatte oradaydı, ama bir yanlışlık sonucu erken gelmiş ve onbeş dakika bizi beklemişti. Prensin adı Pşı Mehmet Hacemko idi. Oğulları 8 yaşındaki Şeret Luk ve 7 yaşındaki Alançeray (Alangiray) ile molla Mehmet Khatun, üniformalı ve silahlı bir düzine kadar maiyetinin yanı sıra erkek çocuklar ve ticaret yapan birçok Çerkes, sınır noktasında toplanmıştı. Tercüman aracılığıyla gerçekleştirdiğimiz bilindik selamlaşmaların ardından prens ve molla ile görüşme yaptık. Merakımıza mucip olan noktaları açıkladıktan sonra sorularımızı mazur görmelerini istedik. Hacemko, uzun ve orantılı bir vücuda sahipti ve 40 yaşlarındaydı. Dıştan bakıldığında hoş mizaçlı biriydi. Kendinden hoşnut tavırlarına çarpılmıştık. Deriden yapılmış şapkası kubbe biçimindeydi ve kenarlarında siyah koyun postu vardı. Kazak subayların ceketine benzeyen üst giysisi koyu renkli ve şeritliydi. Üzerinde zincir zırh vardı. Zırh ise ipeksi beyaz bir tunikle kapatılmıştı. Kollar ise bilek kısmından başlayarak dirseğe kadar uzanan yaldızlı gümüş süslemelerin yer aldığı çelik zırhla kaplıydı. Mavi pantolonunda gümüş işlemeler vardı ve kırmızı deri ile diz kısmında bağlanmıştı. Sarı ve kırmızı deriden yapılmış bağlı çizmeleri ise çok uzun ve sivri burunluydu. Sağ elinde kısa saplı ve deriden yapılmış bir Çerkes kırbacı vardı, uç kısmında bir tarafı sarı bir tarafı kırmızı deriyle yapılmış kalp şeklinde bir uzantı yer alıyordu. Bu alet, ata vurulurken ses çıkması için hayran bırakacak şekilde hesaplanarak yapılmıştı. Yaylarını ve yay çantasını, oklarla dolu kılıfı ve kılıcını incelememize izin verilmişti ama tabancaları Kuban’ın diğer tarafında kalan eyerinin kılıflarındaydı.
Kılıçta Şam ustalığı vardı ve çok güzeldi ama fildişi sapı dişe benzer uzun ve keskin çıkıntılarla kaplıydı, bu yüzden de elimize almadan önce eldiven giymek zorunda kaldık. Prensin oğulları Çerkes stili giysiler içindeydi. Molla beyaz bir sarık takmış, dökümlü geniş bir kırmızı elbise ile sarı çizmeler giymişti, o da kılıç kuşanmıştı. Prensin adamları da iyi giyimliydi ve tabancaları vardı. Tabancaları keçi postundan yapılmış kılıflardaydı, kılıfların görünüşü ilkel duruyordu. Ticari nedenlerle orada bulunan Çerkeslerin giysileri ise çok kötüydü ve vahşi bir görünümleri vardı.
Prense, Karasubazar (bugünkü Bilohirsk) üretimi kırmızı deri, birkaç paket İngiliz malı dikiş iğnesi, oğullarına iki çift işlemeli Tatar ayakkabısı ve birer top; mollaya bir çakı, birkaç kalem ve bir paket dikiş iğnesi ve geri kalanlara da sarı deriden yapılmış küçük çantalar sunduk, hediyelerimiz sevinçle kabul edildi. Özellikle dikiş iğneleri ve kalemler büyük bir memnuniyet yaratmıştı. Sonra, kırmızı deri kayışları ve gümüş parçacıkları havaya doğru fırlattık. Attıklarımızı yakalamaya sadece çocuklar değil büyükler de hevesliydi.
Merakımız zaman zaman kahkahalara neden oldu ama tüm sorularımız doğrudan ve nezaketle cevaplandırıldı. Ricamız üzerine prens ok attı, bunu yaparken görüntüsü müthiş etkileyiciydi. Küçük bir Çerkes çocuk oldukça uzağa giden oku getirdi ve yerlilerin mükemmel ustalığının bir örneği olarak saklamak üzere oku ben aldım.
Uzun süren görüşmemizde, Çerkesya’da sık tekrarlanan veba tehlikesi nedeniyle gruba 1,5 metreden fazla yaklaşmamıza izin verilmemişti.
Vedalaşmamızın ardından prens ve maiyeti nehrin karşı kıyısına geçmek için sandallarına bindiler.

Kaynak:
Botanikçi gezgin Robert Lyall’in 1825 yılında Londra’da basılan Travels In Russia, The Krimea, The Caucasus and Georgia kitabından. (1. Cilt Sayfa:400,401,402,403)

Çeviri: Serap Canbek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here