Girit’in Gizemli Uygarlığı (3)

0
9

Girit’in İlk Mitolojik Kralı Kres
Mitolojiye göre Kres, Girit’in ilk kralıdır. Girit’teki küçük krallıkların Minos tarafından tek bir krallık altında birleştirildiği genel kabul gördüğünden, Kres tüm Girit’in değil, Girit’in en büyük yerleşimi olan Knossos kentinin Minos’tan önceki ilk kralı ya da daha zayıf bir olasılıkla Minos’un taşıdığı bir unvan olmalıdır. Kres, eğer gerçekten krallık yapmışsa, krallık yaptığı dönemi, güçlü olasılıkla Eski (ilk) Saraylar Çağı’na, MÖ 2000 yıllarına ve birkaç yüzyıl sonrasına tarihlendirmek gerekir.
Bu dönemde Mısır’da 12. sülaleyle bir yükseliş başlamıştır. Anadolu’da Hint-Avrupalılar görülmektedir. Suriye’de ve Mezopotamya’daki kent devletleri ve kabileler birbirleriyle savaşmaktadır, güçlü bir merkezi yapı yoktur. Kassitler (ya da Kassiler), Hurriler ve Hiksoslar bu dönemde Mezopotamya’da ortaya çıkarak bölge tarihinde önemli rol oynayacaklardır. Bu dönemde Girit’te ticaret gelişmiş, Mısır ve Suriye’yle dolaysız ilişkiler kurulmuş ve Linear A yazısı kullanılmaya başlanmıştır. Knossos Sarayı bu döneme tarihlendirildiği gibi, Phaistos ve Mallia sarayları da bu dönemde kurulmuşlardır. Girit’te krallığın bu dönemde merkezileşmesi güçlü olasılıktır.

Girit Toplumunun Örgütsel Yapısı
Evans, ilk Minos toplumunun merkezden yönetilmediğini, toplumun klan ya da geniş aileler biçiminde yaşadığını kabul etmektedir. Lewis Henry Morgan’ın artık klasikleşerek genel kabul gören ardışık toplumsal örgütlenme aşamalarına göre söyleyecek olursak, Girit toplumu bu dönemde toplumsal örgütlenmenin en alt basamağındadır ve aynı atadan geldiğine inanan bir soy toplumudur. Eski saraylar Çağı’nda ise sınıf farkları ortaya çıkmış, bireysel gömüler görülmeye başlamıştır. Bu durum kan esasına dayalı soy toplumunun zayıflamaya başladığını gösterdiği gibi, soy temelindeki örgütlenmenin bir üst aşamasına geçildiğini de gösterir. (Alexıou, s.28). Sarayların belirli bir düzene göre kurulmaması, surlarla çevreden yalıtılmaması, adadaki barışın ve soy temelli akraba örgütlenmesinin halen sürdürüldüğünün kanıtlarıdır. George Thomson, Girit prenslerini ve öteki tüccarları topluluğun diğer üyelerinden ayıran hiçbir şeyin bulunmadığını, toplumsal ilişkilerin özgür ve esnek olduğunu belirttikten sonra eklemektedir: “Mezopotamya ve Mısır’la karşılaştıracak olursak, Girit’te kent devriminin, kabile toplumu yapısında daha az çözülmeye yol açarak gerçekleştiğini görürüz.” (Thomson, s.36)
Bu dönemde adada üç-dört krallığın bulunması, kan bağına dayalı toplumsal örgütlenmenin soy ve soyları birleştiren boy (fratri) biçiminde sürdürüldüğünün kanıtı olarak değerlendirilmektedir. Bütün boyları kapsayan bir kabilenin bulunduğu ise kuşkuludur. Morgan’ın örgütlenme aşamaları göz önüne alındığında, Kres, büyük olasılıkla Giritlileri birleştiren boyun kralıdır. Olasılıkla aynı şey Minos için de geçerlidir. Aynı şekilde Mısırlıların Giritliler için kullandığı “Keftiu/Kefti” adı da kabilenin değil boyun adı olabilir. Şimdilik, Mısırlıların kullandığı Kefti adı dışında o zamanki Girit halkı için kullanılan başka bir ad bilinmemektedir.

Sarayların Sosyo-Kültürel İşlevleri
Evans’a göre ilk saraylar (daha doğru deyimle kent krallıkları), siyasal değil, dinsel merkezlerdir. Bu tespitten ve yukarıda belirtilen belgelerden hareketle bu dönemdeki Girit kent krallıklarının ekonomik ve sosyo-kültürel işlevler üstlenen merkezler olduklarını; siyasal işlevlerinin çok az, hatta belki de hiç bulunmadığını söyleyebiliriz. Ancak diğer yandan bu sarayların yöneticileri çevrelerindeki geniş topraklara güçlü olasılıkla toplum adına hükmedip tasarrufta bulunuyorlardı ve soy mülkiyeti üzerine kurulu devlet statüsündeydiler. Siyasal kent devleti böyle bir aşamanın daha sonraki sonucudur.
Girit’teki ilk saraylar, dinsel ve kültürel merkez olduklarından tıpkı Mezopotamya’daki ilk Sümer kent devletleri gibi rahip-krallar tarafından yönetiliyorlardı. Bu rahip krallar, ilk Sümer kentlerinin “Patesi” unvanını taşıyan yöneticileri gibi değiş tokuş ürünlerini kaydedip depoluyor ve sevk ediyorlar; ayrıca bereket ayinleri düzenliyorlardı. Bilindiği gibi Patesiler, kentteki yerel tanrının başrahibi ve yeryüzündeki vekiliydi. Ancak gerçek yönetim yetkisi, Patesi’nin eşi, ana tanrıçanın vekili ve baş rahibesi olan kraliçenindi. (Thomson, s. 201)

Girit Halkı
Arif Müfid Mansel, Girit halkı hakkında şunları yazar:
“Girit’in etnik bünyesi hakkında bir fikir edinmek mümkün olmaktadır. Bu adada rastlanılan (ss) ya da (nt)’li coğrafya ve tanrı adları (mesela Knossos, Tilissos, Radamantis) ya da Girit mitoslarıyla ilgili kişi adları batı Anadolu adlarıyla beraber gitmekte ve Girit uygarlığının Karlarla yakın akraba Anadolu kavimleri tarafından meydana getirilmiş olduğunu açığa vurmaktadır. Girit mühür damgalarında ya da Mısır freskleri üzerindeki Kefti tasvirlerinde görülen etnik tipler de Anadolu’ya işaret etmektedir.” (Mansel, s. 49)
Görüldüğü gibi, Girit’in yerli halkının Anadolu’dan göç ettiği ve Anadolu’daki Kar halkının bir kolu olduğu güvenle söylenebilmektedir. Aslında Girit’le Kar halkı arasındaki ilişki ilk çağlarda da canlıydı: MÖ 3000’li yıllarda Anadolu’dan Girit’e göç olmuştu; Kar halkı, en eski dönemlerden beri Girit’le sıkı ilişkileri bulunan Kiklat adalarında da yaşıyordu; Minos’un kral olduğu sırada Minos’la anlaşamayan kardeşi Sarpedon kendine bağlı halk grubuyla birlikte Anadolu’ya göçmüştü. Bu örnekler, etnik kökeni, dili ve kültürü aynı olan bu iki halkın arasındaki ilişkilerin binlerce yıl sürdürüldüğünün kanıtlarıdır. Bu nedenlerle Girit halkının kültürünün Kar halkının kültürüyle büyük ölçüde benzeştiğini, dilde de çok önemli farklılıkların bulunmadığını söyleyebilecek durumdayız. Yine bu yüzden Kar halkı hakkında bilinenler, Girit halkının dilinin ve tarihinin aydınlatılmasına yardımcı olacaktır.

Girit Halkının Akrabası Olan Halklar
Antalya yöresindeki Likya halkı, bu bölgede yaşadığı bilinen en eski halktır ve mitosa göre bu halk Minos döneminde Girit’ten Anadolu’ya göç etmiştir. Aynı şekilde Muğla ile Antalya arasında yaşayan arkaik Kaunos halkı da Girit kökenlidir. (Herodotos, 1.172; 1.173)
Kar halkının mitolojik atası “Kar” adını taşıyordu. Misya halkının mitolojik atası olan Misos, Lidya halkının mitolojik atası olan Lidos ile Etrüsklerin mitolojik atası olan Tirsenos, Kar’ın kardeşleriydi ve babalarının adı Atis’ti. (Herodotos, 1.94; 1.171; 4.45)
Atis’ın babasının adı ise Manes’ti. “Manes” ile yerli Anadolu tanrısı Men arasında bir ilişki bulunduğundan hiç kuşku duymuyorum. Bu adı “Main/Meon/Mean/Maan/Men” biçimlerinde, Lidyalılar klasik dönemde de kullanılmışlardır. Meşhur ozan Homeros’un babası da aynı adı taşır. Hemoros, Lidyalılardan söz ederken “Lidya” adını kullanmaz, Meon adını kullanır. Ülkenin adı Maionia’dır.
Manes’in diğer oğlu Kotys (Kotis) adını taşıyordu. Kotis’in oğlu ise Asias (Asya/Aşuva) adlı biriydi. Asias’ın soyundan gelen Aşuva/Asya halkı bir Lidya klanı olarak Lidya’da, ayrıca Ephesos’ta ve Troya dolaylarında yaşıyordu. Troyalılar da, Aşuva konfederasyonuna dahildi. Hitit metinlerinden anlaşıldığına göre Troya Kralı Aleksandros (Paris) Aşuva konfederasyonun başkanıydı. (Gurney, s. 55) Bilindiği gibi, bir Mitos versiyonuna göre Troya’yı Girit’ten gelen bir göçmen kurmuştur. Georg Thomson’a göre ise Troyalılar, Kafkas asıllı Kissi halkının batı koluydu ve Etrüsklerle de akrabaydı. Thomson, Etrüsklerin Lidya, Karya, Likya ve Kafkasya’yla ilişkilerinden söz eder ve ekler:“Etrüsk’lerin dili Kafkasya’da halâ konuşulan dillerle bağlantılıydı… Etrüsklerin konuştuğu dilin ve kimi Asya dillerinin Kafkasya’yla bağıntılarının doğurduğu sorunlar, Karadeniz’den Suriye’ye, Ege’den Sumer’e kadar bütün bir bölgeyi kaplayan ortak bir dil alt katmanının bulunmasıyla karmaşıklaşmış ve büyümüştür” (Thomson, s. 214)
Hitit belgelerinde Anadolu’da yaşayan bir halk ve Troyalıların liderlik yaptığı bir kabile olarak tarihsel kayıtlara geçen “Aşuva” adını, Rus bilim adamı Turçanınov, Maykop kurganında yatan kralın “Aşuva ülkesi insanlarının” kralı olduğunu belirtmekte; Ege Mitolojisinde geçen Ai ve Ayet adlarını “D tablet ve İ ispatula” metinlerine dayanarak saptamakta; Korint’teki krallığını bırakarak Kafkasya’ya gidip Aya şehrinde krallık yapan ve Girit’in mitolojik kraliçesi Pasiphae’nin mitolojik kardeşi olan Ayet’in “Ai/Ay” ülkesinin kralı olduğunu, Ayet’in bölgedeki bir kabilenin adı olduğunu, Greklerin buna “Aya” dediklerini belirtmektedir. Yine Turçanınov’un tespitine göre MÖ 1800 yıllarında Byblos’ta bir Aşuva köle kolonisi bulunmaktadır. (Turçanınov, s. 39-112-136)
Bu belgelerde karşımıza çıkan ve Greklerin “Asya” olarak telaffuz ettikleri “Aşuva” adını, Abaza dilinin lehçesini konuşan bir Abaza kabilesinin halen kullanması, Thomson’un yukarıdaki görüşünü doğrulayan ve en eski dönemdeki Ege halklarının Kafkasya’yla ilişkilerini gösteren somut bir kanıt olarak değerlendiriyoruz. Yine bölgede görülen halklarla ilişkili Kar, Karaba, Karal, Karaczug, kral, La, Lo, Li, Luh, Luk, Lek, Tarmil, Maan, Sid, Şid, Aşkot, jankot, Aş (Aşba), Yaş (Yaşba), Yasan (Yesen), San, Şan, Sandı/Khandı, Mıs, Mış, Mışa, Masa, Maz gibi tarihsel adları Abaza/Adige klanlarının halen kullanması ve bütün bu adların Adige ve Abaza dillerinde açıklanabilmesi bu görüşümüzü doğrulamakta ve pekiştirmektedir.
Bu ilişkilerin de gösterdiği gibi Girit, Rodos, Kiklat adaları ve Anadolu’da yaşayan halklar, Kafkasya’da yaşayan halklarla akrabaydılar ve ilişkilerini de devam ettiriyorlardı. Bu nedenlerle “Kres” adını bu çoklu ilişkiler içerisinde ele alıp açıklamaya çalışacağız.
(Devam edecek)

Kaynakça
Arif Müfid Mansel, Ege ve Yunan Tarihi, Ankara, 1988
George Thomson, Tarihöncesi Ege, 1. Cilt, İstanbul,
Georgi F. Turçanınov, Kafkasya’da Bulunan Antik Eserlerin Keşfi ve Yazılarının Çözümlenmesi, Kafdav Yayınları, Ankara, 2009
Herodotos, Herodot Tarihi, İstanbul, 1983
O. Robert Gurney, Hititler, Ankara, 1990
Stylıanos Alexıou, Minos Uygarlığı, İstanbul, 1991

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here