Girit’in Gizemli Uygarlığı (4)

0
613

Kres Adı ve Aşuvalar
Amacımız Girit’e adını veren efsanevi kral Kres’in, eski Girit dilindeki adını açıklamaktır. Ancak Girit dili konusunda Karyalılarla yakın akraba olduğu dışında fazla bir şey bilinmiyor. Bu nedenle açıklamaları yaparken, aynı dönemde aynı coğrafyada yaşayarak ortak bir kültürü paylaşan ve akraba bir dili konuşan halkların bize sağladığı dil ve kültür malzemelerinden yararlanacağız. Yine aynı şekilde, bazı bilim adamları günümüzdeki Bask ve Kafkas halklarının konuştukları dillerle, Sümer, Elam, Hatti, Hurri, Subar, Etrüsk, Pelasg ve Kar dillerinin arasında ilişki bulunduğunu savunduklarından bu dillerin bize sağladığı dil malzemelerinden de yararlanacağız.
Ele aldığımız konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, bu yazımızda, halklar ve diller arasındaki akrabalık ilişkilerini kısaca özetlemeyi yararlı buluyoruz.

Ege’de Konuşulan Diller
Karyalıların yalnız Giritlilerle değil, Lidyalılar, Misyalılar ve Etrüsklerle akraba oldukları bilinmektedir. Bu halklarla Likya, Kilikya ve Troya halkları da akrabadır.
Girit, Karya, Likya, Kilikya, Lidya, Misya, Troya, Etrüsk ve Pelasg halklarının konuştukları çok sayıda (-ssa), (-nda) ve (-ssos) barındıran akraba dillerin, Hint-Avrupa ya da Sami dili olmadığı artık anlaşılmıştır.

Etrüskler ve Troyalılar Kafkas Kökenlidir

Tarihöncesi Ege kitabının yazarı George Thomson’a göre, Pelasglar, Etrüskler ve Troyalılar Kafkas kökenlidir. Aynı şekilde Mora yarımadasında ve Ege adalarında Helenlerle birlikte görülen Akalar (Akhalar), Henioklar ve Zygiler Çerkeslerin atalarıdır. Aynı yazar, eski çağlarda “Karadeniz’den Suriye’ye, Ege’den Sümer’e kadar bütün bir bölgeyi kapsayan ortak bir dil alt katmanının bulunduğunu” belirtmektedir. (Thomson, 1. cilt, s. 211- 214-231-237-320-336; 2. cilt, s. 126)

Hatti ve Hurri Dilleri
Anadolu’da Neolitik, Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı uygarlıklarının kesintisiz bir şekilde devam ettiği kanıtlanmaktadır. Mellart’a göre Çatal höyük uygarlığını yaratan halkın kökeni Paleolitik Dönem’de Anadolu’da yaşayan halka dayanmaktadır. Ünal’a göre ise bütün bu uygarlıkların sahibi olan insanların “Hattiler oldukları hiç kuşku götürmez”. (Ünal, Kitap 1, s. 54 )
Anadolu’nun adı bilinen en eski halkları olan Hatti ve Hurrilerin Kafkas halklarıyla akraba olduğu ise kabul edilen bir görüştür. Hattiler özellikle Orta Anadolu’da yoğunlaşıyordu. Hurrilerin daha yoğun olarak yaşadığı bölgeyse Doğu Anadolu’ydu. Gurney, Hatti dilini Kuzey Kafkas dil gruplarıyla ilişkili görmektedir. Diakonoff’a göre ise, Hatti dili Adige-Abhaz diliyle; Hurri dili, Nakh (Çeçen) diliyle akrabadır.

Hititler Dönemindeki Batı Anadolu Halkları
Hititlerle birlikte MÖ 2100-2200 yılları civarında Anadolu’ya göçen ve Hint-Avrupa dili konuşan halklardan Luviler, batı ve güneybatı Anadolu’ya yerleşmişler ve bir süre sonra da yerli halkla çarpışarak bölgedeki bazı toprakları ve kentleri ele geçirmişlerdi. Tıpkı Hititler gibi Luvilerin de kent kurmak yerine yerli halkın kentlerini ele geçirdikleri anlaşılmaktadır. (Ünal, Kitap 3, s.16-22-38-92) Ancak bölgede merkezi bir devlet kurulamamıştı. Ülkenin bir kısmı (daha sonra göreceğimiz gibi Aşşuva bölgesi), yerli halkın kontrolündeydi. Buralardaki yerli halkın büyük ölçüde kabile yapılarını da koruyarak yaşadıkları anlaşılmaktadır.
Özetle söylemek gerekirse, Hitit İmparatorluğu’nun kurulduğu dönemde Batı Anadolu’da Anadolu’ya göçmen olarak gelen Luviler ve Anadolu’nun yerlileri olmak üzere iki ayrı etnik grup yaşıyordu. Yerli halk, Orta Anadolu’daki Hattilerin akrabasıydı ve onlarla akraba bir dil konuşuyor ve aynı kültürü paylaşıyordu. Luvilerin egemen olduğu bölgelerdeyse, yerli halkla Luviler birlikte yaşıyorlardı, bu bölgede en az iki etnik grup ve birden çok dil vardı.
Yer, tanrı ve şahıs adlarından anlaşıldığına göre, Luvi bölgesinde de nüfusun çoğunluğunu yerli halk oluşturuyordu, ancak krallar Luvi asıllıydı. Tıpkı yakın akrabaları Hititler gibi Luviler de Anadolu’ya çok az sayıda ve yönetici bir zümre olarak gelmişlerdi. (Ünal, Kitap 1, s. 26 )

Luviler ya da Arzavalılar
Hitit metinlerinde Batı Anadolu’da çok sayıda küçük devlet görülmektedir. Hitit İmparatorluğunun kurulduğu dönemde Ephesos, Uşak, Afyon, Kütahya bölgesindeki beş devlet bir araya gelerek ülkelerini işgal etmek isteyen Hititlere karşı “Arzava” adıyla bir koalisyon oluşturdular. Şimdiki Ephesos/Apasa öreninin bulunduğu yerde bulunan ve bilim adamlarının “Küçük Arzava” adını taktıkları küçük krallık Arzava ülkelerinin lideri durumundaydı. Bu ülkeler Hititlere hep sorun çıkaran onlara düşman ülkelerdi. Ama çok erken dönemden itibaren Hitit bağımlısı durumuna gelmişlerdi.
Hitit kaynaklarında Arzava bölgesi, “Luvia” olarak adlandırıldığından Arzava koalisyonu devletlerinin Luvilerin yönetiminde olduğunu kesin bir şekilde söyleyecek durumdayız.

Yerli Halk ya da Aşşuvalar
2. Tuthaliya zamanında Arzava koalisyonu dışında kalan 22 Batı Anadolu devleti birleşerek Hititlere karşı Assuva (Aşşuva) adıyla bir koalisyon oluşturmuşlardı. 2. Tuthaliya, Aşşuva’ya karşı iki kez sefer düzenledi, onları yenmeyi başardı ve halkının çoğunu köleleştirerek Hattuşa’ya götürdü.
Assuva/Aşşuva ülkesi büyük olasılıkla Bergama’nın kuzeyindeydi. Aşşuva’nın doğusunda daha sonraki Misyalılarla ilişkilendirilen Masa/Maşa ve Karyalılarla ilişkilendirilen Karkişa ülkesi yer alıyordu. Şimdiki Çanakkale-Bursa dolaylarında ise Troya ile ilişkilendirilen Ta-ru-i- şa ve Viluşa ülkeleri bulunuyordu. Lugga/Lukka ülkesi Antalya yöresindeydi. (Ünal, Kitap 2, s.5; Gurney, s.55 )
Yukarıda sayılan ülkelerin tamamı Aşşuva koalisyonu içinde yer alıyordu. Ancak Troya’nın durumu farklıdır. İlk Aşşuva koalisyonunda yer alan Troya, Aşşuvaların yenilmesinden sonra Arzava koalisyonunda da yer almıştır.
“Assuva/Aşşuva Ülkesi’nin” Batı Anadolu’da olduğu bilinmekte ise de yeri kesin bir şekilde belirlenememekte, bazıları Lidya’ya, bazıları da Troya bölgesine yerleştirmektedir.
Aşşuva’nın yerini araştıran bilim adamları peşin bir önyargıyla onu bir devlet olarak algılıyor, bu adı taşıyan bir kent ya da devleti bulmaya çalışıyorlar. Oysa “Aşşuva” hiçbir belgede kent ya da devlet adı olarak yer almıyor. Ama Hitit belgelerinde 22 devletçiğin oluşturduğu bir koalisyonun adı olarak yer alıyor. Peki, ama böyle bir kent ya da devlet yoksa Hititler savaştıkları bu devletçikleri neden bu adla anıyorlardı?
İşin ilginç tarafı, “Aşuva” adı yalnız Hitit belgelerinde değil, Mısır belgelerinde de görülmektedir. (Umar, s.120 ) Aşuva devlet değilse bunu nasıl açıklamak gerekir?
Bu soruların cevaplarını bulmak için elimizdeki belgeleri tekrar incelediğimizde, Arzava koalisyonunu Hititlere düşman Luvi devletlerinin oluşturdukları bir askeri ittifak olarak kesin şekilde saptıyoruz. Arzava Koalisyonu Hititlere karşı kurulmuştu, ama Aşuvalar, Hititleri düşman gördükleri halde bu ittifakta yer almayarak başka bir koalisyon kurmuşlardı. Aşuvaların bu tavrı onların yerli halk olduğunu gösterdiği gibi Luvilere karşı çok derin ve güçlü düşmanlık duyguları beslediklerini de gösterir. Aşuva adının Hitit ve Mısır belgelerinde görülmesi ancak böyle bir kent ya da devletin hiçbir belgede yer almaması olgularını yukarıdaki saptamalarla birlikte değerlendirdiğimizde, bu adın Batı Anadolu’da yaşayan bir yerli kabilenin adı olduğu sonucuna ulaşıyoruz. Bize göre, koalisyonu oluşturan devletlerin adları da kabileyi oluşturan klanların ya da bu klanların yaşadıkları bölgelerin, kentlerin ve köylerin adlarıdır.
Öyle anlaşılıyor ki, bölgedeki yerli halk soy ve kabile temelinde örgütlenmişti ve kabile “Aşuva” olarak adlandırılıyordu. Hititler ve Mısırlılar da onları bu adla tanıyorlardı. Hattilerin yakın akrabası ve Anadolu’nun yerlisi olan bu kabileyi oluşturan Taru, Li, Lo, Aş, Yaş, Sid, Mad/Mıd/Med, Mağan/Maan, Masa, Maşa, Mışa, Maz/Maza, Şan, San, Yasan, Kar, Atruş/ Etruş, Lüh, Lukh, Tarmil, Kıl/Kil gibi adlar taşıyan klanlar bütün bölgeye yayılmış şekilde köylerde ve kentlerde yaşıyorlardı.
Görüldüğü gibi Aşşuva adı, bir kabile adı olarak düşünüldüğünde, şimdi anlaşılmaz olan pazılın parçaları yerli yerine oturmakta ve her şey daha anlaşılır duruma gelmektedir.
Bu kabile halkının oluşturduğu, “Aşşuva” koalisyonunda yer alan üç devletin adı az-çok tanıdıktır: Lukka, Taruişa/Troya ve U-i-lu-şi-ia/Vilusiya/Vilusa. Bu üç devlet, Batı Anadolu’nun en güçlü devletlerindendi. Hitit belgelerinde Troya ya da Viluşa’nın kralı olarak anılan Alaksandu, Homeros’un İlyada destanın kahramanı Paris’le özdeşleştirilmektedir. (Gurney, s.56; Akurgal, s.92) Esasen Homeros da, Troyalıları, Aşuvalılar (Yunan dilinde Asya) olarak anar.
Daha sonraki Karyalılarla özdeşleştirilen Karkişalar ve başka bazı belgelerde de adları görülen Masalar, devlet değil de, küçük yerleşimlerde yaşayan nispeten daha fazla nüfus barındıran ve büyük bir bölgeyi kontrol eden kabile soyları gibidir. Bunların bir siyasal ya da dinsel merkezlerine rastlanmadığı gibi, düzenli askeri birliklerinin bulunduğunu gösteren bir kanıt da yoktur. Aynı şekilde, Aşşuva koalisyonunda adı geçen ve başka hiçbir belgede görülmeyen diğer devletçikleri (!) de devlet olarak değil, kabileyi oluşturan klanların yaşadıkları küçük yerleşim birimlerinin adları olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Anadolu’nun Diğer Bölgelerindeki Aşuvalar
Hitit belgelerinde şimdiki Elazığ/Elazık (Keban) bölgesinde yaşayan bir halk olarak görülen İşuwa/Hişuva, Kuzey Suriye’de bir Hurri kenti olarak kayıtlara geçen Hassu/Haşşu ve güneydoğuda Fırat’ın ötesindeki bir ülke olan Haşşuva gibi yerleri de Aşuvalarla ilişkilendirmeyi zorunlu görüyorum. Asşuva adının Linear-B yazısında A-*64-ja olarak geçtiğini öne sürenlerin görüşlerini Akha(Ahhiyava)-Kafkasya-Troya-Anadolu ve Aşuva kabilesi ilişkileri kanıtlandığından doğru buluyor ve destekliyorum.

Maykop Kurganı ve Aşuvalar
Maykop Kurganı’ndaki yazıları okuyan Rus bilim adamı G.F. Turçanınov, Kurganda yatan kralın Aşuva kabilesinin kralı olduğunu, yazıların Abaza, Abhaz ve Ubıhların ataları olan Aşuvalar tarafından yazıldığını belirtmektedir. (Yazara haksızlık yapmamak için hemen belirtelim, kitabının başka bir yerinde yazılardaki dil için etnik bir tanımlama getirmediğini, bunu tek bir yazarın yapamayacağını belirtmeye özen göstermektedir. Yani yazar aslında Aşuva halkının arkaik söz varlığının Abazalar ve Ubıhlar tarafından daha çok korunduğunu ve yaşatıldığını belirtmektedir. Ancak aynı söz varlığının, Adigeler tarafından da güçlü şekilde paylaşıldığını ve yaşatıldığını saptıyoruz. Bize göre Adige soyları da eski Aşuva kabilesinin içinde yer almışlardır. Nitekim Anadolu’da Aşuva soyları olarak gördüğümüz Karlar, Masalar ve Mışalar yalnızca Adigeler arasında yaşarlar.)
Bazı yazarlara göreyse Maykop Kurganı halkı MÖ 2300-2200 yılları civarında göçerek Anadolu’ya yerleşmiştir. Bunun kanıtı Alaca Höyük buluntularıdır. Lovpaçe ve diğer bazı yazarlara göre ise, Çatalhöyük kültürünün temsilcisi olan bir grup insan MÖ 5. bin yılın başlarında Anadolu’dan Kafkasya’ya göçmüştür. Aynı şekilde Kafkasya’yla Mezopotamya arasında da çok eski dönemlerden beri ilişki bulunmaktadır. (Lovpaçe, s. 44-81)

Lidyalılar ve Aşuva Halkı
Tarihteki bir halkın bütünüyle ortadan kalkması, hiçbir iz bırakmadan yok olması mümkün değildir. Bütünüyle asimile olan bir halk bile bazı kültürel özelliklerini ve inançlarını, nehir, dağ, klan, şehir adlarını yeni halka miras olarak bırakır. Bu nedenle Aşuva kabilesinin bölgede daha sonra görülen halklar, bu halkların kullandıkları kabile, tanrı, yer ve kral adları, yaşatılan gelenekler ve mitolojiler incelenerek yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Eski Aşuva halkının yaşadığı sanılan bölgede Helenistik dönemde yaşadığı görülen Lidya, Karya, Misya ve Etrüsk halklarını aynı ortak atadan doğmuş olarak gösteren bir Lidya soy mitini Herodotos’un aktardığını daha önceki bir yazımızda belirtmiştik. Bu soy mitinde de görüleceği gibi Lidya’da yaşayan bir soy kendisini Aşuva olarak adlandırıyordu. Yine aynı şekilde kendilerini Aşuva olarak adlandıran soylar Troya ve Ephesos bölgelerinde de yaşıyorlardı. Artemis’e bağlı peri kızlarından yirmi tanesinin “Aşuvalar” adıyla anılması, Anadolu ana tanrıçası Kıpala’nın daha eski adının “Aşuva” olabileceğinin ileri sürülmesi, Nuh oğlu Yafet’in “Aşuva (Asya) adını taşıyan eşi ve Eski Ahit’te adları sayılan Yafet oğullarının Batı Anadolu’da yaşayan halklar ve Kafkas klanlarıyla özdeşleştirilmesi, bağları ve ilişkileri gösterdiği için konumuz açısından çok önemlidir. (Balıkçı, s.13-16)

Abazaların Aşuva Boyu
“Aşuva” adını kullanan bir Abaza boyu (fratri) halen yaşadığından, bu ad Kafkasyalılara tanıdık gelir. Aynı şekilde, ilkçağlarda Aşşuva bölgesinde yaşayan klanların adlarını yaşatan “Masa, Mas, Mışa, Maza, Maz, Mağan/Maan, Mad/Med, Mıd/Mit, Sid/Şıd, Goga/Guga, Kar, Khara/Gara, Karal, Karako, Karaczug, Karaba, Kardan, Karaşa, Koreş, Koreşin, Kheref/Geref, Li (Liy), Lo (Loğ, Lov), luk, lüh, yelukh, Lek, Lekh, Aş, Yaş, San, Şan, Sandı/Sanda, Yasan/Yesen, Jankot, Aşkot, Tarmil/Darmil, Kil/Kıl” gibi Adige/Abaza soyları da halen yaşamını sürdürmektedir.

Sonuç
Yukarıda yapılan tespitleri, ilkçağlarda Anadolu’da yaşayan halklarla halen Kafkasya’da yaşayan halklar arasında ilişki kuran yazarların ne kadar doğru kestirimde bulunduklarının somut kanıtları olarak değerlendiriyoruz. Bu tespitlerden ve görüşlerden hareketle, Asya kıtasına adını veren “Aşuva” adlı kabilenin çok eski dönemlerden beri Anadolu, Ege ve Kafkasya’da yaşadığını söyleyebiliriz. Lidya (Mağanya) soy mitinden anlaşıldığına göre bu kabile soyunu, önceleri Ana Tanrıçaya ve daha sonralarıysa tanrıçanın eşi ay-boğayla özdeşleştirilen Maan/Meen (Manes) adlı tanrıya dayandırıyor, çok eski zamanlardan beri kendisini Aşuva olarak adlandırıyor, adını belirttiğimiz bölgede en eski yerli halk olarak yaşıyordu. Şimdiki Adige, Abaza ve Ubıh halklarının ata kabilelerinden biri olan bu eski kabile, yüzyıllar içerisinde çeşitli halklar arasında asimile olarak küçülmüş ve Kafkasya’da yaşayan küçük bir boya dönüşmüştür.
Halen Aşuva adını yaşatan bu küçük boy, Mellart’ın saptamasıyla kökleri Anadolu’nun paleolitik dönemlerine dayanan ve şimdiki Kafkas halklarının ataları olan Akdeniz halkının büyük tarihlerinin temsilcisi olduğu kadar, insanlığın uygarlık tarihinin de en arkaik temsilcilerinden biridir.

Kaynakça
Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu, 1, 2, ve 3, Kitap, İstanbul
Bilge Umar, İlkçağda Türkiye Halkı, İstanbul, 1999
Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, İstanbul
Halikarnas Balıkçısı, Merhaba Anadolu, Ankara, 1997
George Thomson, Tarihöncesi Ege, 1. ve 2. cilt, İstanbul
Nurbiy Lovpaçe, Çerkes Arkeolojisi ve Sanatı, Karşılaştırmalı Maykop ve Anadolu Hazineleri, İstanbul, 2013
O. Robert Gurney, Hititler, Ankara, 1990

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz