Taşlarda aradım izlerini…

0
9

Çocukluğumdan beri köydeki eski mezarlığın yanından geçerken, ulu meşelerin altındaki mezarlar hep ilgimi çekmiştir. Bazılarında Osmanlıca yazılı taşlar vardı, kim olduklarını merak eder büyüklere sorardım, ama ne yazık ki birkaçının dışında diğerlerinin kim olduğunu bilen yoktu. Daha sonra taşların yavaş yavaş azaldığını gördüm. Köye her gittiğimde mezarlara gittim, taşlara gittim (bu hala devam ediyor). Her gittiğimde mezarlar biraz daha toprağa karışıyor, taşlar daha da azalıyordu. Bu köy Balıkesir iline bağlı Manyas ilçesinin Hacı Osman Köyü, benim köyüm. Yıllardır Ubıh dili ile ilgili çalışmalara tanıklık eden köy.
Bu taşların fotoğraflarını çekmeye başladım. Bizim köy, komşu köyler derken fotoğraflar artmaya, bu gezilerimde bana arkadaşlık edenler de artmaya başladı, Georges Charachidzé, Alexandre Toumarkine, Okan İşcan vd. yol arkadaşım oldular.
Prof. Georges Charachidzé, çocukluğumdan beri tanıdığım, ünlü Prof. Georges Dumézil’in öğrencisi ve daha sonra da onun çalışmalarını devam ettiren dilbilimci. Ubıh dilinin son temsilcisi Tevfik Esenç ile çalışmalarında onlara asistanlık yaparken, benim de kendimi çalışmaların içinde bulduğum yok olan dilimiz. Beraber çalıştığımız 5-6 yılın ardından Tevfik Esenç’in kaybıyla, çalışmalara Georges Charachidzé ile devam ettik. Bu arada mezar taşları ile ilgili çalışmalarım daha da artarak devam ediyordu. Georges Charachidzé bir gün beni bu konuyla ilgili çalışmalar yapan, İstanbul Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nün (İFEA) o dönemki müdürü Prof. Jean-Louis Bacqué-Grammont ile tanıştırdı. Bacqué-Grammont bana “Osmanlı Mezar Taşları Çalışmaları” içinde, yaptığım çalışmanın yer alabileceğini söyledi. Ben de bu çalışmayı, Osmanlı topraklarına sürülen Kafkasyalıların mezar taşları adı altında yapmak istedim ve günümüzde yok olan dilleriyle önceliği Ubıh mezar taşlarına verdim. Dilde bulamadıklarımı taşlarda aramaya yöneldim belki de.
1994 yılında Boğaziçi Üniversitesinde Prof. Sumru Özsoy tarafından düzenlenen ve Tevfik Esenç – Georges Dumézil anısına yapılan Kafkas Dilleri Konferansında* mezar taşları fotoğraflarımın yer aldığı bir sergi yapıldı. Bu konferans benim için aslında bir kesişim noktası gibiydi. Bu Türkiye’de bir üniversitede yapılan ilk Kafkas Dilleri konferansıydı, yine ilk defa bir üniversitede Çerkesce konuşma yapıldı, değerli büyüğümüz Yasin Çelikkıran tarafından yapılan bu konuşmanın çok etkileyici olduğunu hatırlıyorum.
Türkiye’deki Ubıhların yoğun olduğu Manyas, Gönen, Bandırma, Sapanca, Düzce, Samsun köylerinde çekimler yaptım. Siyah-beyaz ve analog makinayla başladığım çekimler bugün digital makinalarla tabi ki daha kolay ve okunabilir oluyor. Taşların yıpranmış olması, fotoğrafların kalitesinin düşüklüğü çevirileri oldukça zorlaştırıyor. Çevirileri Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümünden Prof. Edhem Eldem ilgiyle, merakla, engin bilgisi ve yorumlarıyla yapıyor, farklılıkları çıkarıyor, bu benim için büyük bir şans tabi ki.
Bir Dağıstan köyü olan Yalova Güneyköy mezarlığındaki mezar taşlarında methiyeler var, geldikleri köy isimleri var. Ama Adige mezar taşlarının büyük bir kısmında daha çok Kafkasya veya Ümera-yı Çerakise, hangi kabileden ve aileden olduğu yazıyor.
Taşlarda sırasıyla ölen kişinin dedesi, babası, eşi ve kendi adı olabiliyor. Tabi ki hepsi için aynı şey söylenemez.
Yine bir örnekle devam edeyim; Osmanlıca yazan taşlarda biraz daha dini içerikli yazılar var, aile damgasına hiç rastlamadım, bir köyde kama ve tabanca resmi, bir diğer köyde kama resmi buldum. Samsun köylerinde granit üzerine, elle daha amatörce yapılmış ve üzerinde şekiller olan birkaç taş örneği de var. Fakat Türkçe yazılan yeni mezar taşlarında aile damgaları, kabile isimleri gibi bilgiler var. Hatta yıllar önce ölmüş büyüklerinin mezarını şimdi yaptırıp ona da damga, kabile veya aile adı yazdırıyorlar.
Bir bölgeye gittiğimde tabi ki sadece mezarlığa gitmiyorum. Gittiğim köyle ilgili genel bilgiler de alıyorum, köyün kuruluşu, köyde yaşayan aileler, varsa aile damgaları, cenaze törenleri, vb. Balıkesir ili Manyas ilçesine bağlı, kuruluşunda sadece Ubıh olan 2-3 köy var. Diğerleri parça parça Türk köylerinin içine yerleştirilmiş Ubıhlar. Türklerle karışık olan köylerde, mezarlıklar Çerkes Mezarlığı olarak ayrı yapılmış ve ölülerini kesinlikle kendi mezarlıklarına gömüyorlar. Ki bu Çerkes-Türk evliliklerinde, bazı yerlerde problemlere kadar varıyor.
Mezarlıklarda dolaşırken tabi ki farklı şeylerle de karşılaştım. Örneğin iki yerde ters mezara rastladım. Manyas Hacı Osman Köyde ve Sapanca Maşukiye’de, konuştuğum kişiler gösterdi, hatta bir süre önce bu mezar ters define işareti diye kazmışlar. Bu ters mezarlar bana yıllar önce büyüklerimizden duyduklarımı hatırlattı, bazen kişinin vasiyetine veya ailesinin isteğine göre ölünün başı Kafkasya’ya çevrilerek gömülüyormuş.
Mezar taşlarında çıkan isimleri liste yaptığımızda, çok az da olsa Osmanlı’ya ilk gelenlerin isimlerini görüyoruz. Birçoğunda aile isimleri, hatta dedesi, babası ve eşinin adının aynı mezar taşında olduğu da oluyor. Kaybolmuş birkaç Ubıh ailesi de bu mezar taşlarında ortaya çıkıyor. Örneğin benim köyüm Hacı Osman Köy’de hiçbir akrabası kalmayan yok olmuş iki aile varmış. Bunlardan birisi Agerbi ailesi, mezar taşlarında kesinlik kazandı. Bu konuda yapılan çalışmalara da destek olur düşüncesindeyim.
Bu taşlarda isimleri olan veya taşları, mezarları bile olmayan bütün Kafkasyalıları sürgünün 152.yılında saygıyla ve hüzünle anıyorum. Aydınlıklar içinde olsunlar.

*Sumru Özsöy (ed.) (1997).
Proceedings of the Conference on Northwest Caucasian Linguistics. Studia Caucasologica serisi. Oslo; Novum Press.

Lekuaşue’den / Meral Çare (Çizemuğ)

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here