Adnan Khuade, diasporanın ikiyüzlü siyasal portresini çiziyor

0
3

Çerkesler birilerinin tahayyül etmek istediği gibi tembel bir topluluk değiller, sadece bu coğrafyaya başından sonuna kadar yabancılar ve henüz tam anlamıyla bu coğrafyadaki yöntemlere adapte olamamışlar.
Çerkeslerin tarihinde hiç “mırın kırın” bir bulanıklık olmadı, yani dolaylı iletişime kapalılar. Gerçi son yıllarda siyasal platformdaki ivmeden gözlemleyebildiğimiz kadarıyla “mırın kırın” çağı da ilk sürgünlerini vermeye başladı. Burada bunun tartışmasını başlatmayacağım, zaten siyasi arenaya bakınca; söylem-eylem yöntemleriyle bu bulanıklık bariz şekilde belirginleşiyor. Burada anlatmaya çalıştığım şey; bu topraklardaki Çerkesler hem anavatanı, hem de diasporayı aynı anda farklı yaklaşımlar sergileyerek tahlil edemiyor. Diaspora şartlarındaki demokratik söylemin cephesini, olduğu gibi anavatanındaki demokratik söylemin cephesiymiş gibi görüyor. Ancak diaspora ile anavatan arasındaki siyasal platformun baştan aşağı her yönü farklı. Şu kadarını söylesem kafi geleceğine inanıyorum; biz buranın diasporasıyız, buradaki demokratik taleplerimiz Türkiye coğrafyasında köklenmek için değil, sadece burada kendimizi koruyabilmek için. Kendimizi ne için korumak istiyoruz? Çünkü kökümüz olan yere yabancılaşmamak, bir gün geri döneceğimize inandığımız vakte hazır olmak için. Anavatan’daki taleplerimizi ise oranın coğrafyasındaki kökümüzü güçlendirmek için istiyoruz. Bir ağaç gibi düşünecek olursak Çerkesliği, bu ağacın kökü anavatanımızdadır. Biz ise burada sadece yaprakları olarak, ağacımıza döneceğimiz güne kadar yeşil kalmak istiyoruz. Ama görünen o ki; buradaki yapraklar kendini kök sanırken oradaki kökümüz de kendisini bir yapraktan öte görmüyor. Bu duruma da en çok; fırtınaya rağmen köküne ulaşan bir yaprak olan Adnan Khuade’de tanık oluyoruz bu günlerde…
Adnan Kuhade’nin biyografisini yazmayacağım çünkü birçoğunuzun tanıdığına inanıyorum. Tanımayanlarınız ise her yerden ulaşabilir hayatına. Ben size Adnan Khuade’nin çizdiği diasporanın ikiyüzlü portresini anlatayım. Hem öyle milliyetçi argümanlarla değil, çünkü ben milliyetçi değilim. Ben size evrensel, demokrat, insan hakları argümanlarıyla anlatayım. Madem; Gezi’de “Topçu Kışlası” yapılmasına hep birlikte itiraz etmişiz, bunu da dinleyin.
Bir adam düşünün…
1864 yılında soykırıma uğrayan (veya başkalarının söylemiyle katliamlar yaşayan, sürgüne yollanan) bir halkın ardıcısı olarak bir ailenin devamı olarak sürgünde doğmuş büyümüş, ama kökünü bulmak için bugün birçoğumuzun yapmadığını yaparak; yurduna gitmiş… İster Hıristiyan olsun, ister Müslüman. İster sosyalist olsun, ister muhafazakar. İster öyle gitsin, ister böyle, ister elini kolunu sallayarak, ister savaşarak; cevap verin bana, bu adam soykırıma veya sürgüne meydan okumuş olmaz mı?
Bir adam düşünün…
Yurduna gittiğinde, mücadelesi bitmemiş… Biliyor; bu ağacın yapraklarına ihtiyacı var, yoksa hem yapraklar kuruyacak hem kök zayıflayacak. Oturup oportünist oportünist yaşayarak, işiyle-gücüyle, ailesiyle dar bir hayatı yaşamak varken, her şeye rağmen yaprakları ağaca ulaştırmak için çaba sarfetsin… İster öyle olsun, ister böyle… Yöntemini sevsek de, sevmesek de, üslubunu paylaşsak da, paylaşmasak da, ideolojisiyle çarpışsak da, çarpışmasak da… Bu adam mücadele veriyor olmaz mı?
Bir adam düşünün…
Muktedir gözünü dikmiş, devlet örgütlenerek onu susturmak için plan-program tasarlıyor. Tasarladığı plana ve programa göre yıldırmaya, sindirmeye çalışıyor. Yaşama alanlarını basıyor, eşyalarını gasp ediyor, ajanlar dikiyor, hayatını cezaevi ile özgürlüğü arasına sıkıştırıyor. Ama adam inatla beğendiğimiz veya beğenmediğimiz, ama halkı adına, yurdu adına inandığı gerçekleri söylüyor… Bu adama uygulanan zulüm değil mi? Bu adamın mücadele ettiği, iktidar değil mi?
Bir adam düşünün…
Temel hak ve özgürlükler, insan hakları, demokrasi adına diasporada her türlü riske rağmen mücadele veren ve birinci dereceden sorumlu oldukları ortak kimliği paylaşan diğerleri tarafından; bırakın Çerkeslerin yurduna dönmesinin zaten temel hakkı ve özgürlüğü olmasını, bırakın demokrasinin bunu gerektirmesini ve bu adamın en azından gördüğü bu baskıya, zulme, anti-demokratik uygulamalara bile karşı çıkmıyorlar.
İşte bu Adnan Khuade’nin kelepçeli elleriyle çizdiği; diasporanın ikiyüzlü siyasal portresidir.
Merak ve sabırla bekliyorum; kim ne zaman konuşacak diye.
Herkese konuşacağı zamana uygun bir cevabım ise mutlaka olacak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here