Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Meşbaşe İshak’ın 85. yaşını kutluyoruz

Adige edebiyatının temel taşlarından olan Meşbaşe İshak, romandan şiire, çeviriden düşünsel yazına kadar pek çok alanda eserler veriyor. 28 Mayıs 1931’de doğan yazar, yaklaşık 65 yıldır aralıksız yazmayı sürdürüyor. Adigey Cumhuriyeti’nin milli marşının söz yazarı olan İshak’ın, yazma serüvenine ve dünyaya bakışına dair pasajları Nart dergisinde yayınlanan röportajından alıntıladık. Nice yıllara üstad…

Meşbaşe İshak bir dizi etkinliğe katılmak için kasım ayında İstanbul’da olacak.

19 Kasım 2016, saat 15:00: Bilgi Üniversitesi
20 Kasım 2016, saat 14:00: Mühürdar Kitabevi imza günü
20 Kasım 2016: İstanbul Kafkas Kültür Derneği, Bağlarbaşı

Meşbaşe İshak’ın ilk kitabı 1953’te yayımlanmıştı. Günümüze kadar 80’den fazla kitap yazan Meşbaşe İshak’ın tüm eserleri 2015 yılında 20 cilt olarak Adigece ve Rusça yayımlandı. Meşbaşe İshak’ın eserlerinin toplam baskısı üç milyonu aşıyor. Ünlü yazar Meşbaşe İshak’ın önemli bir özelliği ise tüm eserlerini Adigece yazmasıdır.

Çocukluğumda, dedemin bahçesinde (kışları haçeşinde) insanlar toplanırdı. Haçeşe gelen yaşlılar, masallar söyler, Nart Destanlarını anlatırlar, konuşmalarını atasözleri ile süsleyerek söylemek istediklerinin anlaşır ve etkili olmasına özen gösterirlerdi. Büyüklerimizin hemen hemen her gün bıkmadan usanmadan anlattıkları olayların başında Adige-Rus savaşları geliyordu. Sürgün hakkında anlattıklarını bana duyurmak istemezler, fısıldayarak konuşurlardı. Ben de meraklıydım, onlarıdinleyebilmenin bir yolunu bulurdum. Dedemin akıllı ve güzel konuşuyor olması, tarihimiz konusunda malûmat sahibi olması yetişmemde etkili oldu
Yazmak için bir yetenek olması lazım ama o yeteneğin olup olmadığını insan kendisi de bilmez. Ben de bilmiyordum, söyleyecek bir şeyim yok o konuyla ilgili. Yazmak, insan yaradılışında olan bir özelliktir sanrım. Mensup olduğu halkın duygu ve düşüncelerini anlamıyor, halkının üzüntülerini, sevinçlerini paylaşmasını bilmiyorsa insan yazamaz. Önce bu duyarlılığa sahip olmak lazım.
Kendime sürekli sorduğum üç soru var. Bu sorular felsefenin de peşinde koştuğu sorular:
-İnsan neden dünyaya geldi?
-İnsan doğup büyüdükten sonra nereye gidiyor, nereye yöneliyor?
-Bu gittiği, yöneldiği yerde ne yapacak?
İşte bu sorulara cevap arıyorum; tabi verilen cevaplar gerçekçi olmalıdır, inandırıcı olmalıdır. Altmış yıldır bu üç sorunun cevaplarını düşünerek, vermem gereken yanıtları dikkate alarak yazıyorum. Şunu da söyleyeyim, bu sorulara hala tatmin edici bir cevap bulmuş değilim. Yanıtım olsaydı yazma eylemim de biterdi sanırım.
Anılarımı yazdığım ve bitirdiğim halde halen sorumluluğum bitti, işim bitti diye bakamıyorum. Halen bir şeyler yapmak mecburiyetindeymişim gibi geliyor bana, merak içerisindeyim. Çeşitli dillerde yayınlanmış 112 kitabım var. Yazdığım artık yeter diye otursam da olur “Ama acaba bir şeyi eksik mi bıraktım, acaba yazmadığım bir şey kaldı mı, değinmediğim bir sorun, bir konu kaldı mı?” diye sürekli bir endişe içerisindeyim. Bu endişe yeniden beni yazmaya itiyor.
En çok yazmak istediğim, beni en çok üzen Adige halkının başına gelen büyük felâket. Bütün AdigelerdeAdigelik bilinci olmalı, Adige dilini hepimiz öğrenmeliyiz, öğretmeliyiz ve dilimizin gelişmesi için her alanda kullanmalıyız. Korumalıyız dilimizi. Dünyada birçok halk var, biz de onlardan biriyiz. İyi, güzel yanlarımızı, dertlerimizi, problemlerimizi diğer halklara da anlatmalıyız. Adigeleri öne çıkaran güzel özellikleri, güzel adetleri var. Genç yaşlı ilişkileri, kadın erkek ilişkileri, küçüklerle büyükler arasındaki ilişkiler… Bunları diğer toplumlara iyi anlatabilmemiz, iyi gösterebilmemiz lazım. Bizim en önemli özelliğimiz bunlar. Adigeler dünyada en eski halklardan birisi. İnsan yoktur ki beşikte yatıp, mezarı olmasın. Ulusların yaşamı da insan yaşamına benziyor. Bizde yaşlı bir ulusuz, yok olmamamız için neler yapmamız gerekir? Geleneklerimizi, davranış şekillerimizi, toplumsal ilişkilerimizi gösterebilmeli, anlatmalıyız. Bunu yapmazsak yok oluruz. Amaç edindiğimiz, olmasını istediğimiz her şeye sahip olamadık. Küçük bir halk da olsak, biz de mücadelemize devam ediyoruz. Bizi bütün dünya tanımalı, bilmeli.
Her gün yazıyorum. Sabah erken kalkıp yazıyorum. Müslümanlar nasıl abdest alıp namaza otururlarsa bende kendi çalışma masama oturup yazıyorum. Yazar tek bir insan, tek bir kişidir. Ona hiç kimse yardım edemez. Annesi, babası, kardeşi, çocuğu ona destek verecek, yardım edecek kimse yoktur. Seksen yaşıma geldim, uzun bir ömür yaşadım. Ama halen tüm yazmak istediklerimi yazdığımı düşünmüyorum. Amaçladığım şeylerin gerçekleşmesi için Tanrıya yalvarıyorum, ‘yardımcı ol, iyilik et bana’ diye. Müslümanların en önemli olan ayetlerini üç kere okuyorum. Yazmaya oturduğumda bir güç kalemimin yazmasını sağlıyor. Tanrı yardım ediyor diye düşünüyorum.
Romanlarımı genç, yaşlı birçok insan okuyor hatta yolda durduruyorlar, ‘bilmediğimizi öğrettin’ diyorlar, Kazaklar, Ruslar onlar da teşekkür ediyorlar. Şuna dikkat ediyorum yazarken hiçbir zaman kılıcımdan kan damlamıyor. Yani toplumları, insanları birbirine kışkırtmayı aklımın ucundan geçirmedim, geçirmem de. Çünkü okuyan gençler kinle, nefretle büyüyecekler, o da uluslararasında halklar arasında olumsuzluklara, düşmanlıklara neden olacaktır. Size de aynı şeyi tavsiye ediyorum, nerede yaşarsanız yaşayın insanlarla barış içerisinde, sevgi ve saygı içerisinde yaşamayı sürdürelim.

Kaynak:Filiz Kaplan
Nart dergisi 81. sayısında yazarla yapılan röportajdan alıntılanmıştır.

 

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Yazarın Diğer Yazıları

Anadillerimizde Jineps’in 2026 temmuz sayısı yayımlandı

Değerli Jineps okurları, Temmuz sayımızı 4 Kuzey Kafkas dilindeki (Abazaca, Adigece Doğu ve Batı diyalektleri, Çeçence, Osetçe) sayfalarımızla oluşturduk. Şengül Eyigün kısa haberleri Adigeceye çevirdi. İlkay Karaduman...

Dilovası nöbeti 6. haftasında: “Dilovası katliamı Türkiye’deki çalışma rejimini ortaya çıkaran bir olay oldu”

Kocaeli Dilovası’nda 7 işçinin yaşamını yitirdiği iş cinayetine ilişkin davanın 3. duruşması öncesinde aileler ve sendikalar yine alanlardaydı. Sanıkların birer birer tahliye edilmesine ve...

“Zamantı’ya Sadakat” bisiklet turu

Kayseri Kafkas Derneği’nin 17-18 Temmuz’da Pınarbaşı, Kaynar Köyü’nde yapacağı 10. Uluslararası Uzunyayla Çerkes Kültür Festivali kapsamında konserler ve sergilerin yanı sıra bir de bisiklet...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img