Edebiyatçı Meşbaş’e İshak Türkiye’deydi

0
205

Adige edebiyatının dev ismi Meşbaş’e İshak, Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen panele katıldı. İstanbul Kafkas Kültür Derneği, Düzce Üniversitesi ve Bursa Çerkes Kültür Derneği’nin düzenlediği etkinliklerin de onur konuğu oldu. Yazar için ayrıca Kadıköy Mühürdar Kitabevi’nde imza günü yapıldı

“Adige sürgünü gizli gizli anlatılırdı”

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde “Çerkes Edebiyatı ve Sürgünden Diasporaya Anadil” başlıklı bir panel yapıldı. Panelin onur konuğu, 85 yaşındaki edebiyatçı Meşbaş’e İshak idi.
Moderatörlüğünü Kelemet Çiğdem Türk’ün yaptığı konferansta, Adigey Kültür eski Bakanı Çemişo Gazi, Adigece çevirmenler Mevlüt Atalay ve Fahri Huvaj ile Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Erol Köroğlu söz aldı.
Konuşması sık sık alkışlarla bölünen Meşbaş’e İshak yazı yazmaya nasıl başladığını şu sözlerle anlattı:
”7-8 yaşlarındayken dedemlerin konukevlerine sık sık gider ve konuşulanları dinlerdim. Hep gizli gizli konuşulanlar Adige sürgünü, İstanbul ve deniz ötesine gidişle ilgili acılardı. Ben de bunları dikkatli dinliyor ve zaptediyordum. Sen bunları hiç duymamış ol, asla bahsetme deniliyordu bana. O zamanlar biz, başımıza gelenlerin tam olarak bilincinde değildik. Burada Çerkeslerin yaşadığını dahi bilmiyorduk. Ben bunu ilk kez annemden öğrendim, kendisi mızıka ustası olmasa da melodiler çıkartabiliyordu. 7-8 yaşlarındayken beni bir gün mızıka istemek üzere komşuya gönderdi. Anneme verdim mızıkayı, pencereyi ve panjurları kapattırdı bana. O mızıkayı çaldı ve eşlik ederek sürgün ağıtını söyledi. İlk defa ben orada haberdar oldum. Hiçbir milletin yazarı kendi milletinin başına gelen olayları özümsemeden yazar olamaz. Sonra 16-17 yaşlarında ilk şiirimi yazdım, o zamanlar böyle şeyler yazma özgürlüğümüz yoktu. Birisi bana öğüt mü veriyordu, vahiy mi geliyordu bilmiyorum ama her dörtlüğün sonuna mevcut günleri öven dizeler de ekliyordum. 20’li yaşlarımda deniz dalgası öyküsünü yazdım. Bu öykü sürgünümüzü ve acıları anlatıyordu, bunların yazılması gerekiyordu.
Bugün bir fikrim varsa, ben bir şey olmuşsam; benden bahsediliyorsa bu hep Adigelerin yaşadığı acılar yüzündendir. Ben yalnızca Adige ulusu ile değil diğer Kafkas halklarının eserleri ile de kendimi geliştirmeye çalıştım.”
Mevlüt Atalay, Adige edebiyatının karakteristik özelliklerini ve İshak’ın bu kültüre yaptığı katkıları anlattı: “Adige halkı doğa olaylarını yaşamın rehberi haline getirmiş. Yaşam içinde doğru ve yanlışı bu şekilde ayırt etmişler. Meşbaş’e İshak edebi eserlerinde toplumsal yaşamı renkli bir şekilde yansıtmıştır. Dil, din, ırk veya milleti ayrımı yapmaksızın tüm insanları aynı şekilde etkileyebilmiş hümanist bir yazardır. Daha çok yereli kaleme alsa da şiir ve romanlarında evrensel bir dil kullanarak kendi acılarını anlatmış ve bu acıları başka halkların yaşamamasını istemiştir.”
Adigey Kültür eski Bakanı Çemişo Gazi, Adigey edebiyatının tarihsel gelişimi esnasında karşılaşılan zorluklardan söz etti: “Etrafınızda çok güçlü komşularınız varsa ister istemez onların etkisi ve baskısı altında kalıyorsunuz. Siz daha yolunuzu çizemediğinizde, yalpalamaya başlıyorsunuz. Bu da edebiyatın hızlıca gelişmesini engelleyen etkenlerden sadece birisi. İshak’tan önceki Adigey yazarları genellikle vatanlarını kaybetmelerine neden olan Rus-Kafkas savaşlarına korkup çekindiklerinden değinemediler. İshak onlardan beslenerek yetişti ve onların yaşamadıklarını, sadece özel yerlerde anlatmakla yetindiklerini genç yaşına rağmen yazmaya başladı.İshak yalnızca bir edebi kahraman değil aynı zamanda bir düşünür, rehber ve halk kahramanı. Zamanında herkesin dile getiremediği konuyu ortaya atabilen, kuşkularını giderebilen ve barış içinde yaşamaya ikna edebilen biri.”
Fahri Huvaj da İshak’ın Adigece yazmasının onu bu denli yüce bir yazar yapan en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi ve “İshak önce anadilini geliştiriyor, yeteneği anadille besleyebiliyorsanız başarı kazanıyorsunuz. Eğer o ana dilde yazmasaydı bu derece ünlenemez, böyle etkili olamaz ve böyle sevilmezdi. Yerelden evrensele uzanan bir köprü olabilmektir önemli olan. Yazımınızı yalnızca yerelle kısıtlayamazsınız, ama evrensele soyunup yereli de bırakamazsınız. İshak önce yerelle beslenip orada kazandığı değerleri, güzellikleri evrensele taşıdı ve ikisini başarıyla harmanladı” şeklinde konuştu.
Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Erol Köroğlu, Türk edebiyatında Çerkes imgesine ve İshak’ın Türkiye halkları arasındaki bilinirliğinin arttırılması gerektiğine dikkat çekerek, “Yazar 100’ü aşkın Adigece eser vermiş, bunlardan sadece dört tanesi Türkçeye çevrilmiş. Bence bu önemli bir problem, benim çevremdeki Çerkeslerin birçoğu anadilini konuşabiliyor, ancak Çerkesce okuyamıyorlar. Türkiye’deki Çerkesler İshak’ı yazdığı dilde ne kadar okuyabiliyorlar, tartışılır. Buradan çeviri konusuna gitmek gerekiyor, İshak bir edebiyat devi ve kahramanı. Onu çeviren insanlar da öyle. Tarihsel romanlar tarihin kendisi değilse bile bir anlayış oluşturmak için iyi araçlar” dedi.
(bianet.org)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here