Kuzey Kafkasya: Şizofreni

0
276

Heinrich Böll Vakfı* Rusya ofisi uzmanlarından sosyolog İrina Dempsey, Kuzey Kafkasya’daki yaşam şartlarını, halkın karmaşık yapısını ve beklentilerini anlattı. Vakfın son birkaç yıldır bölgede gerçekleştirdiği araştırmalarda binden fazla insanla görüşülmüş ve raporlar hazırlanmıştı.

-Vakfın Kuzey Kafkasya araştırmalarında neler yapıldı?
-Yedi yıl önce vakıf çalışmalarına dahil olduğumda “Mahaçkaleli Kadınlara Yardım Hastanesi” başlıklı büyük bir proje yürütülüyordu. Eşleri ya da aileleri ile sorun yaşayan kadınların sağlık sorunlarını ve yasal gereksinimlerini çözmek üzere kurulan hastane bir süre sonra yerel yönetim tarafından kapatıldı. Daha sonra “Kuzey Kafkasya’daki demokratik liderleri güçlendirmek” amacıyla bir proje başlattık. Dağıstan, Çeçenya, Kabardey-Balkar ve Kuzey Osetya’da cumhuriyetlerindeki yaşam şartı kalitesini arttırmak isteyen aktif insanlar aramaya başladık. Bu insanlarla çalışarak halihazırdaki durumu analiz etme şansımız da olacaktı ama bölgenin şartları farklıydı.
Kuzey Kafkasya daha önce ekonomik ya da siyasi anlamda birçok araştırmanın öznesi olmuştu ama sıradan halkın ihtiyaçları ya da hayata bakışı konularında çok az şey biliniyordu. 723 kadın ve 800 erkekle görüşerek geniş çaplı bir araştırma yaptık.

-Saha çalışmalarınızda neler yaşandı? Halk sosyologlarla görüşmeye istekli miydi, samimi cevaplar verdiler mi?
-Bölgenin yapısı gereği kullandığımız yöntem farklı olmalıydı. Görüştüğümüz insanların samimiyetle cevaplamalarını ve güvende hissetmelerini sağlamak için anahatları belirledik. Mesela cinsellikle ilgili sorular vardı ama Çeçenya’daki bir kadına bu konuda nasıl soru sorabilirsiniz ki? Kuzey Kafkasya’da araştırma yaparken bir anket formu verip ”bunu doldurun” demek yeterli değildir çünkü bu metot doğru sonuçlara ulaştırmayabilir. Mesela Çeçenya’daki bir kıza böyle bir form verseniz görüşünü işaretlemek yerine “Hepimiz bakireyiz, bakire öleceğiz” diye bir not yazabilir.
Kadınlarla ilgili olarak çocuk yuvaları, güzellik salonları ve Pazar yerlerini araştırma sahası olarak belirledik. Erkeklerle ilgili olarak ise taksi durakları ya da araba yıkama yerlerini seçtik, minibüs sürücüleriyle de konuştuk.

-Görüşme yapacak araştırmacıları da cinsiyetlere göre mi ayırdınız?
-Yerel ve yabancı araştırmacılar belirledik. Çünkü bazı kişiler yabancı araştırmacılarla görüşmeye daha istekliydi. Cinsiyet bazında bir ayrım yapmadık.
Saha çalışmaları bittiğinde tüm araştırmacılar bir araya gelip sonuçları değerlendirdi. Sonuç bizi çok şaşırttı. Kuzey Kafkasya halkının birçok insanın düşündüğü gibi arkaik ya da gelenekçi olmadığına dair bir sonuç çıktı.

-Başka ne gibi bulgulara ulaştınız?
-Kadınların çalışma hayatındaki rolü çok büyük. Bölgedeki işsizlik oranları yüksek ama kadınlar ekonomik anlamda çok daha aktifler.
Bir başka faktör de iş sahalarının yapısı. Kadınların çalışabileceği alanlar çok daha fazla… Kuzey Kafkasya erkekleri satıcılık yapmaz çünkü”erkekler zor işleri yapar” gibi bir değer bariyeri var.

-Kadınların ekonomik hayata atılması geleneksel aile yapılarında bir değişiklik yaratmış mı?
-Erkeğe ekmek parası kazanmayı, kadına ise evkadınlığını yükleyen Kuzey Kafkasya geleneği değişti ama nasıl? Kadının yükü daha da arttı. Sabah sekizden akşam beşe kadar işte çalışan kadın eve geldiğinde diğer mesaisine başlıyor.

-Başka ne gibi bulgulardan söz edebilirsiniz?
-Çeçenler müthiş bir ulusal yapılanma içindeler. Rusya Federasyonu’na mesafeliler. Rusya’nın Kuzey Kafkasya’yı sömürgeleştirip kendi gettosu içinde tutmaya çalıştığını düşünüyorlar. Mesela Çeçen ve İnguşlar 1944 sürgününü çok net hatırlıyorlar. Kendilerinin terörist ilan edilmelerine içerliyorlar.
Bir başka etken ise İslami kimlik. Birçok insan için ulusal kimlikten çok daha önemli, özellikle gençler arasında… Yaşlılar için ulusal kimlikleri daha belirleyici ama gençler için düğüne gittiğinde bir kadından ne kadar uzakta durması gerektiğini düşünmek geleneklerden çok daha önde geliyor.

-Bundan İslamın geleneksel kültürle iç içe geçmediği hatta çeliştiği sonucu mu ortaya çıkıyor?
-Birçok konuda evet. İşin garip yanı da İslamın modernleştirdiği senaryosu… Kuzey Kafkasya toplumunda eskiden yaşlıların (bilge yaşlıların) söyledikleri kutsaldı. Şimdi ise gençler şunu diyor: “Tabi ki size saygı duyacağız beyler ama Müslümanlar beş vakit namaz kılar ve siz kılmıyorsunuz. Bu nedenle nasıl yaşayıp ne yapacağımıza siz karar veremezsiniz. Biz her şeyi sizden daha iyi biliyoruz”.
Bu çatışma çok belirgin değil ama gençler İslami kimlik kanalıyla geleneklerini terk etti. Bu konudaki en ilginç bulgu ise Kabardey-Balkar’da karşımıza çıktı. Yakın zamanlara kadar laik bir cumhuriyet olan bu bölge şu anda çok eşliliğin en yüksek olduğu yer… Gençler arasında çok yaygın.

-Bu da İslamın etkisi mi?
-Evet. Kabardey-Balkar’daki durum çok zorlu. Birbirinden hoşlanmayan iki halk suni olarak bir araya getirilmiş. Kabardey-Balkar’da kimliğe dair bir sorunu ortaya süremezsiniz. Yöneticiler etnik bir çatışma olmadığını göstermek için sorunları hasıraltı ediyor. Ülke içinde iki halkın da ortak bir gururu paylaşacağı ulusal bir bayram bile yok.
Radikal İslam geldi ve sorunu çözdü: Müslüman olmakla gurur duy, cennete git. İslamiyet Kabardey-Balkar’a en radikal şekliyle girdi.
Tabi ki buna karşı duran gençler de var. Radikal İslama karşı ulusal kimliklerine dair söylemlerle mücadele etmeye çalışıyorlar. “Köklerimizi unutmayalım, kim olduğumuzu hatırlayalım” gibi söylemler kullanan gençler Nalçik’te her Çarşamba günü dans etkinliği düzenliyorlar. Daha ilginci ise öncesinde etkinliğe karşı çıkan yerel yöneticiler şimdi de etkinliği kendileri organize etmiş gibi davranıyorlar. Çeçenya, İnguşetya ve Dağıstan’da ulusal kimlikten İslami kimliğe dönüş yaşanırken, Kabardey-Balkar’da radikal İslama karşı ulusal kimlik yoluyla bir mücadele başlatılıyor, bu çok enteresan bir durum.

-Araştırma sonuçlarına göre sıradan halk neler istiyor?
-Bazıları gençlerin arkadaşlarıyla gezip televizyon izlemeleri yerine daha aktif olmalarını istiyor. Gençlerin çevreyle ilgilenmesini istiyorlar. Bir kısmı gençlere İngilizce öğretilmesini istiyor. Bir başkası radikal İslama karşı durulmasını istiyor. Bir başka kesim de tarihi adalet talep ediyor.

-Tarihi adalet talepleri nedir?
-Çerkes soykırımının tanınması… Ayrıca 1944 Lentil Operasyonu’nda yaşananların tanınması. Şu anda 23 Şubat hakkında konuşmak bile neredeyse yasak. Anma etkinlikleri iptal edildi. İnsanlar bu konuların tartışılmasını, belgelerin ortaya çıkarılmasını istiyor.
Bazı insanlar ise kadın haklarıyla ilgili taleplerde bulunuyor. Okullarda coğrafya eğitimi yok. Haritadan anlamıyorlar.
Dağıstan’da Müslümanlara karşı bir baskı başlatıldı. Sakallı birini görünce hemen Vahabilikle ilişkilendiriliyor ve sakalı kestiriliyor. Hatta insanlardan DNA örnekleri toplanmaya başladı. Bunlar insan hakları ihlalleridir ama bazı Dağıstanlılar öyle olması gerektiğine inanıyor.

-Dağıstan’da kadınların türban takması zorunlu mu?
-Hayır. Çeçenya’da da zorunlu değil ama Çeçen stili başörtüsü diye bir şey benimsendi. Kadirov bunu resmi dairelerde zorunlu kıldı. Kadınlar saçlarını örtmeli diyor.
Çeçenya Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan bir arkadaşım başörtüsü olduğu halde kısa kollu bir bluz giydiği için okulda sınava alınmamış. “Görünüşünüz uygunsuz” demişler. Eve gidip kıyafetini değiştirmek zorunda kalmış. Kuzey Kafkasya’daki durumu açıklamak için en uygun kelime “şizofreni”… İnsanlar ne yapması ya da ne yapmaması gerektiği konusunda belirsizlik içindeler. Mesela İnguşetya Başkanı Yunus-Bek Yevkurov geçenlerde şapkalardaki ponponların çıkarılmasını istedi. İnsanlar bir gün sonra hangi yeni kuralları icat edileceğini bilmiyorlar, haysiyetlerinin kırılması konusunda endişeliler…

-İnguşetya ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?
-İnguşetya’da ulusal kültür had safhada korunuyor. İnguş insanının ana derdi büyük bir ev inşa edip büyük bir aile kurmak… İnguşlarla görüşmeleri ben yapmadım ama şunu söyleyebilirim: Kadınlar akşamları tüm aile bireylerinin ayakkabılarını temizlemek zorunda…

-Her akşam mı?
-Evet. İnguşetya’da kadınlar baskı altında…
(the-village.ru)
*Berlin merkezli Heinrich Böll Vakfı, Almanya ve dünya çapındaki faaliyetleriyle demokrasinin, sivil toplumun ve uluslararası diyaloğun geliştirilmesini hedefler ve tüm çalışmalarında demokrasi, ekoloji, dayanışma ve şiddet karşıtlığını temel değerler olarak kabul eder.

(Kısaltılmıştır)

Çeviri: Serap Canbek

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz