Görüşlerimin temelleri sağlamdır!

0
73

Yazılarımı takip eden herkesin bildiği gibi görüşlerimi sağlam kaynaklarla desteklemekteyim. Kaynaklara dayanmayan tek bir cümle bile yazmamaya özen gösteriyorum. Ama buna rağmen, her zaman yazılı olmayan çirkin eleştirilere dolaylı bir şekilde maruz kaldım. Uygunsuz mekanlarda ve uygunsuz bir şekilde sürdürüldüğünü bildiğim dedikodu mahiyetindeki bu eleştirileri çok da ciddiye almadım. Şimdiye kadar cevap vermeyi de gereksiz gördüm. Ama eleştiriler de hep sürdürüldü. O nedenle bu yazımda bu konuları genel bir şekilde ele almayı gerekli görüyorum. Bu konuya yalnız bir kez değinecek, yazılı bir eleştiri olmadığı sürece de bir kez daha değinmeyeceğim.
Yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için hemen belirteyim ki bir yazarın görüşlerini benimsemek ve savunmak nasıl doğal bir şeyse, düşüncelerin bir kısmına ya da tamamına karşı çıkmak da gayet doğaldır. Bu, işin karakterinin gereği olarak böyledir. Bu sözlerim, doğrudan belgelerin ya hiç bulunmadığı ya da çok az olduğu, birçok teori ve varsayımın bulunduğu tarih için çok daha fazla geçerlidir. Bu alanda, “iki kere iki dört eder” kesinliğinde hiçbir şey yoktur. Birbirlerinin görüşlerine katılan ve şiddetle karşı çıkan çok sayıda araştırmacı bulunmaktadır. Ama bu görüşler belirli kurallar çerçevesinde ve yazılı olarak açıklanır. Temel kural budur. Ayrıca okurların yazılı olmayan itirazları da mutlaka olacaktır, bu itirazları da doğal karşılamak gerekir. Diğer yandan, her insan gibi bir görüşü savunan yazar da hata yapabilir, yanlış şeyleri savunabilir ya da savunduğu görüşler doğru olduğu halde yanlış olduğu düşünülerek karşı çıkılabilir. Bunların hepsi doğaldır. Ama bir yazarın görüşlerine karşı çıkılırken en önemli argüman olarak, kanıt göstermediğini iddia etmek, her yazıda yazar, kitap ve sayfa itibariyle kaynakça gösterildiği halde bunu söyleyebilmek, en hafif tabirle insafsızlık, ya da doğru deyimle kötü niyet ve çarpıtmadır.
Ama yağma yok!
Kendilerine ezberletilen kirli bilginin gardiyanları; düşünmeden, araştırmadan, okumadan, anlamadan “bilgin” kesilenler; iyi bilsinler ki meydan boş değildir!
Bilgiye, bilime, bu amaçla verilen emeğe hiç saygısı olmayan küstahlar ya da bilgiyi ve bilimi içki masasında meze zanneden zavallılar, bilesiniz ki meydan boş değildir!
İyi bilinsin ki, kötü niyetli çarpıtmalar, beni yolumdan döndüremez, döndüremeyecek!..
Herkes iyi bilsin ki, bilgi kirliliğine her zaman karşı çıktım, karşı çıkmaya da devam edeceğim!
Sevgili okurlar, yazılarımı lütfen okuyun, inceleyin. Yazdığım her yazının altında kaynakçanın bulunduğunu, saygın bilim adamlarının görüşlerinin büyük bir özenle aktarıldığını göreceksiniz. Bilinmesini isterim ki, yazdığım her cümlenin sorumluluğunu taşıyorum. Kanıtsız ve dayanaksız tek bir cümle bile yazmadım, yazmıyorum, yazmayacağım.
Ele aldığım herhangi bir konuyu işlerken temel olarak arkeolog, filolog, etnolog, antropolog, sosyolog, mitolog gibi çeşitli bilim dallarındaki uzmanların görüşlerini karşılaştırmalı bir yöntemle ele alıp değerlendirdiğimi tekrar olsa da belirtmek istiyorum. Bu bağlamda görüşlerime temel oluşturan ve pek çok bilim adamı tarafından savunulan teori ve varsayımları da belirtmek durumundayım.

Basko-Kafkas Dil Teorisini Savunuyorum!..

Savunduğum teorilerden biri Basko-Kafkas Dil Teorisidir. Bu teoriye göre, İspanya’dan İndus Vadisi’ne kadar olan sahada Üst Paleolitik Çağdan itibaren Akdeniz halkı denilen bir ırk yaşamıştır. Bu halkın konuştuğu diller Hint-Avrupa ya da Sami dilinden çok farklıdır. Yakındoğu’da yaşayan en eski Hatti, Hurri, Eski Girit, Sümer ve Elam gibi halkların konuştukları diller bu Akdeniz halkının diliyle ilişkilidir. Kırk beş kadar farklı dil konuşan Kafkas halkları ve çağdaş Bask halkının dili eski Akdeniz halklarının diliyle aynı kökendendir.
Araştırmalar Paleolitik çağlardan (eş deyişle Eski Taş Çağı) beri Anadolu’yu da içine alan Yakındoğu’da yaşayan Akdeniz halkının birbirinden kopuk ve bağımsız olmadığını; Mezoltik Dönem’den itibaren uygarlık merkezlerinde Filistin, Zagros etekleri, Anadolu, kuzey ve güney Mezopotamya olarak kaymalar da görülse, bölge genelinde yaşayan halkın hep birbiriyle ilişkili olduğunu, bölge genelinde ortak bir kültürün ve ideolojinin paylaşıldığını; hatta en eski dönemden itibaren binlerce yıl aynı kökenden gelen bir dilin konuşulduğunu, bu dilin binlerce yılda ve zamanla farklılaştığını göstermektedir. Bu görüşleri savunan çok sayıda bili adamı vardır. Ben bu görüşleri savunan bilim adamlarının görüşlerini sizlere aktarmaktan başka hiçbir şey yapmıyorum.

Yayılım Teorisini Savunuyorum!..

Doğru olduğuna inandığım için savunduğum ikinci teori Yayılım Teorisidir. Bu teoriye göre, eski Akdeniz halkının yaşadığı Yakındoğu’da (Zagros etekleri, Filistin, Anadolu ve Mezopotamya’da) M.Ö. 7500 yılarında yaratılan Neolitik Uygarlık (besin üretici uygarlık) halk göçüyle yavaş yavaş ilerleyerek M.Ö. 2500 yıllarında İngiltere’ye; M.Ö. 1500 yıllarında ise Çin’e ulaşmıştır. Farklı bilim dallarından çok sayıda bilim adamı bu görüşü savunmaktadır. Bilimsel bulgular bu doğrultudadır. Ben de bu görüşlere katılıyor ve savunuyorum.

Çatalhöyük Uygarlığını Hattiler Yaratmıştır!..

Çatalhöyük’te yaşayan insanların inanç yapılarını gösteren bulgular elimizdedir. Çatalhöyük halkının inançları, tapınak ve evlerin duvarlarındaki resimlerde, taşlarda, heykellerde, mezarlarda ele geçirilmiştir. Müzelerde sergilenmektedir. Ele geçirilen bulgular bilim adamları tarafından değerlendirilip yorumlanmıştır. Konuya ilişkin yazı yazarken temel olarak bu belgelerden ve kazıyı gerçekleştiren uzmanların görüşlerinden yararlandığımı yazılarımı okuyan herkes görecektir.
Akdeniz ırkından olan Hattilerin Çatalhöyük uygarlığını yarattığını da ben uydurmuyorum. Bu konuda da bilim adamlarının görüşlerini aktarıyorum.
Anadolu’da yaşayan en eski halk olan Hatti halkının dilinin Kuzey Kafkasya dil grubuyla (şimdiki Adige-Abaza-Ubıh (Pakh/Pah diliyle); aynı şekilde Hurri dilinin Nakh-Dağıstan dilleriyle akraba olduğunu savunuyorum. Elbette ki bunların hiçbirini de ben uydurmuyorum. Bu konularda da sağlam dayanaklarım var.

Elam/Kafkasya İlişkisini Savunuyorum!..

Bilim adamlarının ileri sürdükleri varsayıma ve Elam ülkesini kazan E. Herzfeld’e dayanarak Elam’daki iki Sus, İndus vadisindeki Mahenjo-Daro ve Ortaasya’daki Anau/Anuwa kültürlerini, Akdeniz (daha anlaşılır deyimle Kafkas) ırkıyla, Kaspi ve Buruşak halklarıyla ilişkilendiren görüşlere katılıyor ve savunuyorum.
Bana göre, “Kaspi” halkı çok açık bir şekilde Abazaların arasında halen varlığını sürdüren Kas, Kassi, Kasa halkını göstermektedir. Adige-Abaza dilinde ba/bi eril şahıs ve kılan adlarının sonunda sıklıkla kullanılır. Daha sonraki dönemlerde de “Kassi” halkı, Elam bölgesiyle ilişkili bir halk olarak Mezopotamya kaynaklarında da görülür. Babil’i işgal ederek bir hanedanlık kuran Kassit halkı Kassi olarak da kayıtlara geçer.
Evet, GİRİT HALKININ (ETEO GİRİTLİLERİN) KAFKASYA İLE İLİŞKİLİ OLDUĞUNU İDDİA ETTİM!.. İDDİA EDİYORUM.
Evet, TROYALILARIN AŞUVA OLDUĞUNU İDDİA ETTİM!..İDDİAMI SÜRDÜRÜYORUM.
Çünkü 1920 yıllarından itibaren bunu iddia eden bilim adamları bulunmaktadır. George Thomson ise,“Tarihöncesi Ege” adlı iki ciltlik eserinde gerçeklikleri tüm bağlantılarıyla açıklayıp temellendirmiştir! Bu konudaki tartışmaları iyi bilen, bu nedenle de konunun özünü yakalamayı başaran, ama, yine de Troya’da yaşayan ve onu destekleyen halkların İlyada’da bile söylenen adlarını ıskalayan İsmet Zeki Eyuboğlu şöyle der:
“Homeros destanlarında işlenen olayların Anadolu’da geçmesine karşılık, onlarda yer alan kişilerin adlarının çoğunlukla Yunanca sayılışı tarih gerçeğine ters düşmektedir. Toprak Anadolu, savunulan yer Anadolu’da, savunanlar Anadolulu, savunan insanların devletleri bağımsız, dilleri ayrı, buna karşılık adları Yunanca, yarattıkları destan Yunan kökenli olur mu? Olabilir mi? Anadolu’nun destanını yazmak konusunda Yunanistan’dan gelecek bir ozanı beklemenin gereği ne? Anadolu’yu komşu ülkelerde görüp göstermeye alışmış kimselerin belleğinde bu soruların karşılığı yoktur, olmaması da doğaldır. Bindiği araba kiminse onun düdüğünü öttürme geleneği bilim alanında uzun süre egemenliğin korumuştur.” (Anadolu inançları, Anadolu Mitolojisi, s.326)
İsmet Zeki Eyuboğlu’nun yukarıdaki görüşlerine tamamen katılmaktayım. Ancak ben ıskalandığını düşündüğüm etnik adı da yerine koyarak şöyle demeyi tercih ediyorum: Troya, Yunanlıların kendi dillerine uydurarak “Asya” dedikleri Aşuva halkının ülkesidir! Aşuvalıların dilleri, kültürleri ve devletleri Yunanlılardan farklıdır. Eyuboğlu’nun da belirttiği gibi, İlyada özü itibariyle Aşuva (Asya) kökenlidir!
Anadolu’da yaşayan diğer Aşuva halkları (Likyalılar, Lidyalılar (İlyada’daki adlarıyla Meonlar/Maanlar), Karyalılar, Misyalılar (Masalar, Mazalar/Mazlar ve Mışalar), Frigyalılar ve Amazonlar; Elam ve Asur ülkesinde yaşayan Aşuvalılar da Troyalıların yardımına koşmuşlardır.
Homeros ise, Yunan (İyon) diliyle de yazsa ne kültür, ne de etnik köken bakımından Yunanlı değildir. Babasının adı Maan’dır! İlkçağlardan beri “Maanoğlu” olarak bilinir. Mağanlarsa bilindiği gibi Lidya’nın ilk kral soyudur. İlginç olan şudur ki, aynı adı kullanan bir soy halen Abazaların arasında yaşar. Lidya’nın Mağanlardan sonraki kral soyu Herakles’in çocukları kabul edilen Sandılar da, aynı adı kullanarak Apsuvaların arasında yaşamaktadır.
Bu kanıtlar, kaynak göstermediğimi iddia edenlere sunulduğu gibi, aldıkları payeler nedeniyle kendilerini bilim adamı sanan, ama ömürlerinde bir kez bile alan araştırması yapmayan, okulda kendilerine ezberletilen varsayımları “tek gerçek bilgi” olarak kabul edip papağan gibi tekrarlayan, karşılaştırmalı yöntem söz konusu olduğunda elleri ve ayakları felç olan, Eyuboğlu’nun yukarıda belirttiği gibi, “Bindiği araba kiminse onun düdüğünü öttürme geleneğinden” gelen bilim adamlarına (!) da sunulur. Ancak bu sunuların hiçbir işe yaramayacağını bilecek kadar tecrübe sahibiyim. Kendilerinin bir şeyler bildiklerini sanan o dedikoducuların inceleme yapma gibi bir yetenekleri yoktur. Onlar bu işi zinhar yapamazlar. Onun için benim sözlerim fosilleşmemiş genç beyinlere ve gerçeğin aşkıyla yanan genç bilim adamlarınadır. İnanıyorum ki onlar, o genç beyinler, gerçeğin peşine düşüp her şeyi aydınlatacaklardır.

Genç kardeşlerim, gerçeğin ardına düşüp araştırın.
Araştırdığınızda göreceksiniz ki AŞUVALAR HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki AKHALAR /AKALAR HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki KARYALILAR HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki MAANLAR HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki MASALAR (MAZALAR) HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki LİKYALILAR (LUKLAR) HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki SANDILAR HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki TERMİLLER/DARMİLLER HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki PEDİSLER HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki SİDLER HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki EPHESLİLER (APHAZLAR) HALEN YAŞIYOR!
Araştırdığınızda göreceksiniz ki ATRUŞLAR (ETRÜSKLER) HALEN YAŞIYOR!

Gerçeğe gözlerinizi kapamayın. Araştırdığınızda göreceğiniz pek çok şey var. Sizler de gerçeğin bir parçası olmak istemez misiniz? Gerçeğin peşinden koşup aydınlatmak istemez misiniz? Eğer gerçeği aydınlatmak istiyorsanız, görev başına. Yapacağınız tek şey okumak ve araştırmaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here