Trumpgilleri kazandıran kibir

0
514

Türkiye kitaplara geçecek bir tarih yazıyor. Ama tarihte çeşitli örnekleri görülen bir hikayeyiyeniden yazıyor ve bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum da değil…
Her şeyi bilen, öngören, tasnif eden, çok “akılcı”, çok “bilimci” modernitenin kibrinin sonunu yaşıyoruz ve bu dünyanın her yerinde kendini gösteriyor. Ya da biraz daha makro ve soyut düşünürsek, kapitalizm kendine yeni bir kanal açıyor; modernitenin çok bilmiş kibrinden gına gelmiş yığınları içe kapanmacı, kimlikçi, milliyetçi, ırkçı vb. duygu ve ideolojilerle kendi emellerine uygun olarak, muhteşem bir şekilde araçsallaştırıyor. Piyasalarda birileri hâlâ çok kazanıyor. Dünyanın ve ülkelerin en zenginleri daha da zenginleşiyor. Tepedeki üç-beş kişi ya da yüzde 1-2’lik kesimler, nüfusun yarısının gelirinden ya da refahından daha fazla gelir elde ediyor. Çok zengin Trump, fakir ve derin Amerika’yı ikna ediyor.
Buradaki anahtar kelime “kibir”… Ya da bunun karşılığı: “duymamak”…
Modern zamanlarda kibirli bir takım seçkinler, onların ideoloji ve zihniyetleri “rasyonellik” adına kendi dışlarındaki hiçbir kimseyi duymadılar. Ama paranın, gücün dünyası, her zaman aynı modernlere ihtiyaç duyacak diye bir şey yok. Artık eski klasik, “rasyonel” seçkinlere gerek kalmadı; onların defteri dürüldü ve yerlerine bol bol hamaset yapan, kitlelerin ruhunu okşayan, onları duyduğunu söyleyen yeni aktörler devreye girdi.
Sakın yanlış anlaşılmasın; kapitalizm adlı, kendiliğinden hareket eden bir heyûla kişilik şimdi bu yeni sömürü yöntemine karar verdi demiyorum; ama şimdiye kadar duyulmayanlar, merkeze yürüyorlar… Bu kitlelerin merkeze söyleyecekleri yeni bir şey yok… Onlar sadece merkezi istiyorlar… Şimdiye kadar yaşadıkları, çok bilmişler tarafından tatbik edilen bütün aşağılanma halleri onlara şimdi muhteşem bir enerji veriyor ve bu “enerji” kapitalizmin, gerçek kapitalist aktörlerin, piyasanın en çok ihtiyaç duyduğu “kan”a dönüşüyor.
Duyulmadığınızı hissettikçe daha çok bağırırsınız. Bu yüzden bağırıyor şimdi bağıranlar… Ve birileri bağırdıkça, bağıramayanlar bağıranları daha çok seviyorlar ve yüreklerinin yağları eriyor. O yüzden sahip çıkıyorlar kendi adlarına konuşanlara… Bu bağıranlar Trump kadar korkunç insanlar olsa bile…Bu yüzden bağıranlar “kutsallaşıyor” ve “o ne eylerse doğru eyler”e dönüşüyor.
Korkunç paradoks…
Bu kutsallık inşasıyla birlikte, totaliter uygulamaların hepsi geçiyor. Ve mesela düne kadar hep “en doğru tahlilleri” yapmış, her durumda “en doğru tavırları” almış olan “solcular”ın sesi alternatif bile olamıyor. Çünkü hepsini totaliter rejim eziyor; geride kalanların da gücü yok; çünkü o solcuların toplanmalarını engelleyecek bir sayıları ve mevcudiyeti bile yok. “Biz halkız, direniyoruz, direneceğiz!” lafları sadece retorikten ibaret kalıyor. Ya da kendi hallerinde bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar ama çıkardıkları sesler “folklorik” olmaktan öte gidemiyor.
Belki artık okların ibresini her fırsatta “yetmez ama evet”i suçlayanlara çevirmekte yarar var. Bütün dünyada olduğu gibi, Amerika’da Trump’ı seçen, Hindistan’da Modi’nin peşinde koşan, derin Amerikalar gibi derin Hindistanlar, Türkiyeler, hatta derin Fransalar bile, seçkinci, her şeyi bildiğini zanneden ukalâ liberal, solcu laf ebelerine bugün korkunç bir ceza veriyorlar.
Türkiye’yi yönettiğini, gerçeklere ve doğrulara sahip olduğunu düşünen, halka hep “doğru mesajları” verdiğinizanneden ama halkın bir türlü anlamadığı mesajları veren, sürekli “halkı ikna etmeye çalışan” ve ama bir türlü ikna edemeyen, CHP türü, CHP türevi, Kemalist ruhlu, seçkinci damarın artık düşünmesinde yarar var…
Evet, devlette bir sorun var…
Evet bu devlette ittihatçı, darbeci bir damar var… Evet bu devlet çok otoriter, halkı hep zapturapt altında tutmak istiyor ve en demokratik taleplerle gelen partileri bile kendine benzetiyor… Devlet ya da onun kumandasına oturan “işbirlikçi” partiler hep haksız..
Evet bunların hepsi doğru… Ama muhalefet olan, çok solcu, çok demokratik, çok liberal, çok sosyal demokrat, çok çağdaş hareketler, düşünce akımları hep çok mu haklı?
Bu çok çağdaş akımlara sormak lazım: Acaba bu kendinize atfettiğiniz haklılığınızın bu totaliter anaforda hiçbir payı yok mu?
Ve inanın, bütün bunları sadece Türkiye’ye bakıp yazmıyorum. Bütün dünya olarak, benzer bir yerdeyiz ve düne kadar modern söylemleri, modernitenin “ilerici” kurumlarını tepe tepe kullanan kapitalizm, bugün artık modernizmin kibri yerine, en popülist söylemlerle, düne kadar modernizmin çeşitli versiyonları tarafından aşağılanan derin ülkeler ve toplumları yedeğine alıyor. Üstelik muhteşem bir kutsallık ve demokrasi görüntüsü altında yapıyor bunu…
Üstelik şimdi o “akıllı çağdaşların”, modernlerin yaptığını o popülist ve totaliter mahfiller yapıyor. Tam da onların konuştuğu gibi… Büyük bir zevkle… Rövanş ve intikam duygusuyla… Aşağılayarak… Rakiplerinin artık ses çıkaramayacak hale geldiğinden keyif duyarak…
Dolayısıyla, çok bilmiş modernlerin biraz kendileriyle hesaplaşmalarında yarar var. Mesela, toplumun farklı aşağılanmış kesimleri arasında bağ kurmaya, muhabbet etmeye çalışanları suçlamak, bütün günahları, “AKP’nin ne olduğunu göremeyen yetmez ama evetçilere” atfetmek ve niyet okuyup, “düşmanlar”da bir öz aramak yerine, artık biraz olsun tevazu sahibi olmalarında yarar var…
Sonuç olarak çağdaş, liberal, solcu vb.,modernlerin hepsine birlikte “iyimserlik” taşıyan bir tavsiyede bulunabiliriz belki…
Bu çok uzun vadeli bir süreç… Şu anki egemenlerin kibirleri karşısında geliştirebileceğiniz tevazu sayesinde, belki bir gün siz de kazanırsınız. Aynı şimdi egemen olmuş olanların kazandığı gibi…

Önceki İçerikSosyal medya anadiller için bir şans mı?
Sonraki İçerikÇerkes Mutfağından tarifler Şubat 2017
Ferhat Kentel
Son olarak, kapatılan İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi olan Ferhat Kentel 1981’de ODTÜ’de işletmecilik lisans eğitimini tamamladıktan sonra 1983’te Ankara Üniversitesi SBF’den yüksek lisans ve 1989’da Paris, Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales (EHESS)’den sosyoloji doktora derecesi aldı. 1990-1999 arasında Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi Bölümü’nde, 2001-2010 arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Fransa’da Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales (EHESS)’de ve Université de Paris I’de çeşitli dönemlerde misafir öğretim üyesi ve araştırmacı olarak bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında çeşitli kitap ve dergilerde modernite, gündelik hayat, yeni sosyal hareketler, din, İslâmi hareketler, aydınlar, etnik cemaatler üzerine makaleleri yayımlandı. Yayınlanmış araştırma ve kitapları şunlardır: Ermenistan ve Türkiye Vatandaşları. Karşılıklı Algılama ve Diyalog Projesi (Gevorg Poghosyan ile birlikte), TESEV, İstanbul, 2005; Euro-Türkler: Türkiye ile Avrupa Birliği Arasında Köprü mü Engel mi? (Ayhan Kaya ile birlikte) İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınları, İstanbul, 2005; Milletin bölünmez bütünlüğü: Demokratikleşme sürecinde parçalayan milliyetçilik(ler) (Meltem Ahıska ve Fırat Genç ile birlikte), TESEV, İstanbul, 2007; Belgian-Turks: A Bridge, or a Breach, between Turkey and the European Union? (Ayhan Kaya ile birlikte), King Baudoin Foundation, Brüksel, 2007; Ehlileşmemek, düzleşmemek, direnmek, (Söyleşi: Esra Elmas), Hayykitap, İstanbul, 2008, Türkiye’de Ermeniler. Cemaat-Birey-Yurttaş (Füsun Üstel, Günay Göksu Özdoğan, Karin Karakaşlı ile birlikte), İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınları, İstanbul, 2009; Yeni Bir Dil - Yeni bir Toplum, (Söyleşi: M.Talha Çiçek, Gülçin Tunalı Koç), Bilsam yay., Malatya, 2012; “Kır Mekânının Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Dönüşümü: Modernleşen ve Kaybolan Geleneksel Mekânlar ve Anlamlar” (Murat Öztürk ile birlikte), TÜBİTAK araştırması, 2017.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz