Bağımsızlık Aşığı Çerkesler Hayır Demeli

0
232

Ayda bir yazmanın, gündemi yakalama gibi bir güçlüğü olsa da yazını dinlendirebilmen gibi bir avantajı da var, tabii kullanabilene. Ben onlardan biri değilim. Her zaman olduğu gibi yazımı son güne bırakmamalıyım sözüme uyamayıp, son iki günün içine girmiş bulunmaktayım. Hatanın en aza indirgenebilmesi açısından, yazdıktan sonra birkaç gün dinlenen yazısını tekrar tekrar okuyup düzeltmelerini yaparak gönül rahatlığıyla gönderebilmeli insan. Yoksa gazete eline geçtikten sonra şunu şöyle yazsaydım diye dövünmenin bir anlamı kalmıyor. Bir önceki ayın Jıneps’ini de tamamen okumadan yazımı yollamak daha bir eksik hissettiriyordu bana. Neyse ki gazetem uzun süredir iki üç gün kala geliyor, yazımı göndermeden önce okuyabiliyorum. Bütün bunları anlatma nedenim Jiy Zafer Süren’in “Dünyaya Xiabze Gerek” yazısı. Xabzeyle ilgili bilgim arttıkça, dünya böyle yönetilse diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Rahmi Tuna’nın “Adige Xabze” kitabını (Bu arada kitabı bana ulaştıran Yaşar Güven’e de çok teşekkür ediyorum) okuduktan sonra gelenek deyip geçtiğimiz şeyin aslında şahane bir yönetim şekli olduğunu düşünmeye başladım. Xabze bütün bireylerin tek tek neredeyse mükemmel yetiştirilebileceği bir toplumu mümkün kılıyor. Hamit Tuna’nın bu kitabı okullarda Adige dili alanlara okutulsa, derneklerimizde Xabzeyi unutan büyüklere ve bilmeyen küçüklere anlatılsa diye düşünüyordum ve seslendirmesem bile dünya xabzenin gücünü görse, bundan haberdar olsa diyordum kendi kendime ki Jiy Zafer Süren bunu açık ve net yazmış, hem de çok güzel yazmış eline sağlık.
Rahmi Tuna diyor ki:
“Öyle inanıyorum ki Xabze kültürü, dünya kültürleri arasında özgün ve gerçek anlamda değer taşıyan bir kültür sistemidir. Yarattığı psikolojik yaşayış tarzına, biçimsel olarak ürettiği toplumsal yaşam biçimine bakıldığında, insanın insan olarak değerini, insanla insan arasında, insanla toplum arasında, toplumla toplumlar arasında, insanla toplum ve çevre arasındaki ilişkileri çok adil ve dengeli bir biçimde düzenleyen kurallar toplumu olduğunu, yakından görmek mümkündür.”
Kafkas Devleti konusunu işlerken “Kafkasya’da merkeziyet ve mutlak,yet niteliklerine sahip bir devlet yaşayamadığı için kurulamamıştır” diyor Tuna ve devam ediyor. “Kafkas devleti toplumsal koşulları ve bireysel özgürlükleri hiçbir biçimde sınırlamayan, aksine onların gereğini yerine getiren bir devlet biçimidir. Yani toplumsal bir devlettir (etatsocial), derken sözlerini Mr. Longworth’un izlenimleriyle destekliyor.
Mr. Longworth: “Tabiat burada, her ferdi kendi küçük kulübesinde hâkim olmayı, halkın baskısı altında yaşamaya tercih ettiren kıskanç bir ruh hali ve bağımsızlıkla ilgili yetiştirir. Gerçekten bu bağımsızlık aşığı halk, gücünü o derece kıskanır ki hiçbir kimse kendi kuvvetinden başkasına güvenmez. Resmi olarak bir kimseye, bir heyete bir dakika için olsun vekâlet ve temsil hakkı vermez! Bu nedenle Kafkasya’da şahsi bir hükümdar yoktur. Kendisine boyun eğilen tek hükümdar ve iktidar makamı “söz” dür. Herkes kendisini verdiği ve yeminle sağlamlaştırdığı sözün hükümlerini yerine getirmeye mecbur ve bununla hükümlü sayar.”
Mr.Bell, Çerkeslerin liderlerini nasıl belirlediklerini de şöyle anlatıyor: “…zaman ve olayların uygunluğu sonucunda ortaya çıkıp sivrilen kişi, iş başına geçer. Toplum içinde sıyrılıp sivrilmek; kürsüde sözün harpte kılıcın üstün olmasıdır.
Bu usül sayesinde yönetim en akıllı, deneyimli ve tedbirli insanlara verilmiş olur. Kafkas halkının diğer bir özelliği de şudur:
Genellikle dünya halklarını yönetenler, yani hükümdarlar, bir diktatör ya da seçkin bir zümrenin halkın başına geçmesi ve onu yönetmesidir. Bu ise yönetim bilincindeki gücün, yukarıdan aşağıya işlemesi demektir. Kafkasya’da ise durum tersinedir. Herhangi bir yönetim için toplum harekete geçer ve yöneticileri kendisi bulur ve ona itaat eder. Bu ulusal idarenin ideal bir şekilde gerçekleşmesi demektir. Buna karşın başka toplumlarda bilinç, sınırlı bir zümrededir. Kafkasya’da ise bu bilinç toplumdadır ve toplum alışıp itaat edeceği başları bizzat kendisi belirler. Bu bir hakikattir!”
Rahmi Tuna bir başka yabancı gözlemcinin düşüncelerini de alıntılamış aynen aktarıyorum:
“Bilginlerin toplum için hayal edip de varlığına tanık olamadıkları doğal hükümet, Çerkeslerin toplumsallık anlayışındadır. Çerkezistan’da özgürlükleri sınırlayarak baskı altında tutan hükümet şekillerinden hiçbiri yoktur.
Jandarma, polis, hapishane, cellât, hâkim, mahkûm,amir, memur gibisonradan çıkarılan şeyler, ciltler tutan uygulamadan yoksun kanun kitapları ile vergi verme ve askerlik yapma yükümlülükleri yoktu. Fakat örgüt ya da hükümetin hedeflediği mutlu amaç tümüyle vardı ve ülkede büyük bir düzen hüküm sürüyordu.Dünyada can ve mal güvenliği, düzen,özgürlük ve itaate en çok riayet edilen ve bu nedenle en mutlu insanları barındıran yer, Çerkezistan idi.Halk terbiyesinin mükemmelliği bu ülkeyi her türlü resmi kuruluş ve zorlayıcı önlemlerden uzak kılıyordu.”
Tuna, Kafkas devletine bir isim vermek gerekirse bunun “Doğal Hükümet” olacağını söylüyor ve bu hükümetin bireyin eğitimine ve toplumsal kurallara dayandığını, otorite yaptırımlarına gerek duyulmadığını vurgulayarak devlet idaresi aşağıdaki formüle göre oluşturulmuştur diyor:
1. Her kabile bağımsızdır ve bir başkana sahiptir.
2. Bu kabilelerin birlikte yönetimi genel meclislerle sağlanır. Ulusal meclis, kabilelerin başkan ve temsilcilerinden oluşur.Bu ulusal meclis için belirlenmiş bir yer yoktur. Gereğine göre çeşitli yerlerde toplanır.
3. Bu meclisler yasama (kanun yapma), yürütme (yönetme) ve yargı (muhakeme etme) yetkilerine sahiptirler. Danışma ve tartışmalar mevsimine göre açıkta ve toplum karşısında yapılırdı. Halktan herkes söz söylemek yetkisine sahipti. Fakat meclis üyelerinin, başkalarının konuşmalarına karışması, gelenek gereğince yasaktı. Meclis üye sayısı ve kişileri değişebilirdi.
4. Yargılama işleri meclisten seçilen bir encümen tarafından yapılır.
5. Asayiş ve inzibat için ayrıca bir kuvvet yoktur. En etkili zabıta kuvveti örf ve adettir. Örf ve âdete uyma zorunluluğu vardır. Gerektiğinde meclisçe özel kuvvet düzenlenebilir.
Meclis görüşmeleri, büyük bir sessizlik, edep ve terbiye havası içerisinde cereyan eder.
Yazar, o dönemde Kafkasya’yı ziyaret eden yabancıların, toplum yaşamını ve yönetim sistemini izlediklerini ve ilkel ulusların yönetimleriyle değil, Amerika gibi yeni idare yöntemleriyle kıyasladıkları halde hayranlık ve şaşkınlık içinde kaldıklarını yazıyor.
Ben inanıyorum ki özgürlüğüne bu kadar düşkün, tarihi boyunca tercih ettiği yönetim şekli gereği, kendine en yakın bulacağı demokratik sistemden, Çerkesler vazgeçmeyecektir. Evet, ülkemizde demokrasiyi bu güne kadar çok iyi işletemedik ama hep daha iyiye gitme umudumuz vardı. Bu ülkeyi bir tek kişinin yönetimine terk ederek (ki bunun kim olduğu ya da hangi partiden olduğunun bir önemi yok), özgürlüğüne sahip çıkamayacak pısırık, aciz insanların toplumuna yaraşır totaliter bir rejim mi yoksa demokratik bir rejim mi istiyoruz? Şu anda bulunduğumuz yol ayrımında tam da buna karar vermemiz için bize fikrimiz soruluyor. Belki de son kez fikrimiz soruluyor.
Gelin HAYIR diyelim ve Cumhuriyetle elde ettiğimiz kazanımlarımızdan vazgeçmeyelim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz