Değişimin kendisi ve Çerkesler-2

0
473

Yunan Filozof Heraklitos haklı; zira bir önceki bölümde anlattığım üzere hayatın her alanında değişimi görmek gözle mümkün, öyle ki; biz önceki değişime ayak uyduramadan yeni değişimlere maruz kaldığımız, deyim yerindeyse; değişimi iliklerimize kadar hissettiğimiz bir çağdayız.
Değişimi yaşamak, önceki nesillerin yani değişimin henüz radikal etkilerinden önceki evresini hatırlayan insanların kaygılarını arttırıyor. Aslında kaygılanmakta haksız sayılmazlar zira aradan geçen zamanda Çerkesler bu değişime dokunamadılar. Hatta uzun bir süre köylerinde izole yaşamayı korunmak olarak değerlendirdiler. Bugün dahi köylerde kalmanın Çerkesleri koruyacağına dair inanç taşıyan insanlara rastlamak mümkün. Ancak herkesin içten içe bildiği şey Çerkes toplumunun da kültürel muhafazakarlıklarına sarılarak ebediyen kendini koruyamayacağı, bir yerden dünyaya bağlanacağı gerçeğidir. Hatta bugün kentli Çerkes neslini oluşturan temel unsurlara dikkatlice bakacak olduğumuzda bu bağlantıyı görmek zor değil. Köyde yetiştikten sonra kente adapte olan nesiller (ki bugün kentli nüfusun büyüklerinin ezici çoğunluğu) değişime dokunmaktan yine imtina ederek kentlerde küçük kültürel alanlar oluşturarak Çerkes kalmaya gayret ediyor. Kültürel bir alan oluşturmak güzeldir, fakat tamamen buna saplanmak kötüdür. Kültürel alanı nitelendirmek gerekir, Çerkeslerin oluşturdukları kültürel alanlar, geçmişle sınırlı. Sürekli geçmişi tüketen bir durumda. Oysa her halk gibi Çerkeslerin de gelecek üretmeye ihtiyacı var, bugüne kadar hepimizin sürekli yanılgıya düştüğü şeylerden biri Çerkeslerin giderek kaybettikleri geçmiş değildir, geçmiş bütün ağırlığıyla tarih sahnesindeki yerindedir. Çerkeslerin giderek kaybettikleri gelecektir. İşte bu yüzden kültürel alanlar geçmişe takılıp sürekli onu tüketmek yerine belki birazcık da geleceği üretmek üzerine kurgulanmalıdır. Diğer türlüsü akıntıya karşı kürek çekmekten farksız gibi.
Hepimizin bilmesi ve anlaması gereken; dünyada tek değişen Çerkesler değil. Dünya içindeki bütün insanlarıyla birlikte, hem tek tek birey olarak hem de topluca halklar olarak değişiyoruz. Sadece 100 yıldır değil, insanlık var olduğundan bu yana değişiyoruz. Esasta insanları birbirinden farklı kılan, renkleri ve dilleri oluşturan da bu değişimdir. Gelenekleri ve görenekleri oluşturan da bu değişimdir. Bu değişime karşı ideolojik yaklaşımlarımızın olduğu da bir gerçek. Bütün değişimler iyi değil ve yine bütün değişimler kötü de değil. Hem iyi hem kötü değişiyoruz. Hem insan kimliğimizle, hem sınıf kimliğimizle, hem cinsel kimliğimizle hem de etnik kimliğimizle ilgili her bir değişimi hissediyor, iyi ya da kötü yaşıyoruz.
Zaman değişiyor, insan değişiyor, biz de değişiyoruz; bunu kabul etmeliyiz.
Bunu kabul etmediğimiz ve hatta direnmeye çalıştığımız sürece; değişime dokunamadan, kendi rengimizden veremeden, kendi değerlerimizden bırakamadan bir değişim yaşıyoruz. Oysa değişimi kabul ettiğimiz, ona dokunduğumuz, kendi rengimizden verdiğimiz, kendi değerlerimizden kattığımız zaman; değişimin içinde de Çerkes olabiliriz.
Zaten Çerkesleri var eden de bu değişimin kendisi değil midir? Yoksa Tanrının bütün milletleri ayrı ayrı yarattığını mı düşünüyoruz? Bin yıllarca bir arada değişim yaşaya yaşaya oluşmadı mı kültürümüz? İlk çağdan yakın çağa değişe değişe oluşmadı mı geleneklerimiz? Her çağın insana ve toplumlara hitap eden, onları etkileyen yönleri vardır. Biz bugün 2017 yılındaki Çerkesleriz ve zamanla birlikte ileriye akarak bu çağın değişimini Çerkesler olarak yaşayıp gelecek nesilleri yeni çağlara taşımak zorundayız. Bu zorunluluğu fark etmek, değişime Çerkes olarak dokunmak ve hatta yaşamak zorundayız. Kültürel alanlarımızda geçmişi tüketmektense bugünü oluşturmak ve dünü yarına bağlamak zorundayız. “Gençlerle Beyin Fırtınası” adıyla yapılan etkinlikleri olumladığım yazımda bu konuyla ilgili şöyle diyordum:
Çerkes toplumu son 20 yıl öncesine kadar son derece içine kapanık bir şekilde yaşadı. Bu durumdan kazanabildiği, koruyabildiği hiçbir şey olmadığını için gelişti diyebilmem mümkün değil. Çünkü korunması gereken çok şey kaybedilirken, kaybedilmesi gereken çok şey de korundu bu durumdan ötürü. Zamanın “anda” bulunan bir ruhu vardır ve Yunan filozof Heraklitos’un çok güzel anlattığı üzere bu ruh içinde “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” der. Çerkes toplumu içine kapanık olarak bu değişimin içerisinde Çerkes olarak duramamıştır, ancak Çerkes olarak içinde bulunmadığı bu değişimi yaşamak zorunda kalmıştır. Eğer ki bu değişimin içerisinde Çerkes olarak bulunabilseydiler, o zamanın gençlerinden bu zamanın gençlerine Çerkes elinden geçmiş bir değişim hareketi geleneğin içinde bulunabilirdi. Oysa bugün içine kapanık köylerin kabuğunun içeriden kırıldığı ve köylerden kentlere göçenlerin ikinci nesil jenerasyonlarının kendilerini içinde Çerkes olmayan bir değişimin içine bıraktıkları ne yazık ki bir hakikat.
Bu değişimin öncesiyle yaşayıp şekillenmiş bugünün orta yaş üstünün gençlikle arasındaki problemin özü bundan ibaret. Oysa bugünün mimarı o zamanın gençleri değil miydi? Fakat artık bugünün gençliği bu durumu yanlış yorumlayarak tarihi yargılamaya saplanıp kalmamalı. Bugüne kadar edindiğim tecrübeye dayalı olarak şöyle söyleyebilirim: İhtiyarlar hep geçmişi yaşamak ister fakat gençliğin vazifesi geçmişi gelecekle buluşturmaktır. Hiçbir engel aşılmaz, hiçbir zorluk çekilmez değil. Üstelik bugün vaziyetimiz gereği Çerkesleri sadece geleceğe değil, hem bugüne hem de yarına bağlamak zorundayız. Belki Çerkes tarihindeki en kritik dönemlerden birinde olduğumuzu düşünüyorum.
Son savaşı kaybettiğimizden bu yana hep başkalarının yazdığı tarihi yaşadık, okuduk ve öğrendik. Hep dışarıdan referanslar aldık, hep eski şarkıları söyledik. Asalet ve Nezaket masallarıyla; tavuğumuza kış bile dememişlere düşmanlaşırken, bizi inkar edenlere hizmetkâr olduk. Birbirimize hala “boyun ne?” diye sormayı Çerkeslik sandık. Yediğimiz kaba pislemeyiz demeyi övünmek sandık. Çerkes kadını güzeldir diye havalara girdik. Başkalarının bize yazdığı tarih bu kadar. Eğer bugün biz kendi tarihimizi yazmaktan imtina edersek, yarın bize yazılmış tarihler içinde ne olacağını bilemeyiz. Sadece bugün bize yazılmış 150 yıllık tarihte neler olduğuna bakarsak birazcık tahmin edebiliriz.
Değişime hazır olun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz