İlk Modern İnsanlar Ve Akdeniz Halkı (1)

0
442

Bilindiği gibi bir varsayıma göre ilk Homo Sapiens Sapienslerin konuştukları dillerden biri şimdi Kafkasya’da konuşulan dillerle ilişkili görülmektedir. Bu çalışmada bilim adamlarının bu konudaki görüşleri özetlenmeye çalışılacaktır. Çalışmayı yaparken adları kaynakçada belirtilen kitapların hepsinden yararlanılmakla birlikte Pavel Dolukhanov, Gordon Childe, Joseph Campbell ve Ruslan Betrozov’un adları kaynakçada belirtilen yapıtlarından temel kaynak olarak yararlanılmıştır. Yazı iki ya da üç bölüm halinde yayınlanacağından kaynakça son bölümde verilecektir.

Homonidler
Alet yapan ilk insansıların (homonidlerin) Doğu Afrika kökenli olduğu kabul edilmektedir. Afrika’dan Ortadoğu’ya geçen homonidler, buradan Avrupa ve Asya’ya yayılmışlardır.
Homonidlerin görüldüğü çağlarda Ortadoğu’da görülen iklim ve doğal çevre zamanımızdakinden çok farklıydı. O dönemde bölgede oldukça kurak ve soğuk bir iklim egemendi.“Bu jeolojik çağda yukarı hatta orta enlemler birçok kere içinde yabancı kaya ve kum da bulunan sıkışmış buz kütlelerince örtülmüştü. Aynı anda Alplerde, Kafkaslarda ve Himalayalarda ve diğer dağ sistemlerinde büyük dağ buzulları belirmekteydi.” (Dolukhanov, s. 105)
Bugünkü çöl sahalarında bozkır ve hatta ormanlar vardı. Deniz seviyesi bugünkü seviyesinin 100-120 metre altındaydı.
Homonidler yaşamak için, olasılıkla Afrika’daki yaşam alanlarına benzeyen göl ve bataklık kıyılarını tercih ediyorlardı. Bu paleolitik grupların sürekli yerleşimi bilmedikleri, avladıkları hayvan sürülerinin mevsimlik göçlerini izleyerek yöreden yöreye yer değiştirdikleri anlaşılmaktadır. Bu grupların Doğu Akdeniz’de yoğun olarak yaşadıkları, aradaki doğal engele rağmen Nil’de yaşayan homonid gruplarla yoğun ilişki içerisinde bulundukları anlaşılmaktadır. Alt ve orta Paleolitik dönemde homonid gruplar Abhazya bölgesinde de görülmüşlerdir. Bu grupların kullandıklar aletlerle Doğu Akdeniz’deki aletler arasındaki benzerlik, Doğu Akdeniz homonidlerinin Kafkasya’ya ulaştığını düşündürmektedir. Esasen Batı Kafkasya’daki bitki örtüsüyle Doğu Akdeniz bitki örtüsünün benzeştiği, Kafkasya’daki iklimin de “Akdeniz örüntüsünü izlemiş” olduğu saptanmaktadır. (Dolukhanov, s. 117-142)

Modern İnsan
Ortadoğu’da (Doğu Akdeniz’de) modern insanın anatomisine ve potansiyel yeteneklerine sahip Homo sapiens sapiens (ya da diğer adıyla cromagnon) yaklaşık 45.000 yıl önce görülmüştür. Homo sapiens sapiens’in doğrudan olmasa da bir şekilde üst paleolitk endüstrilerin ortaya çıkmasıyla ilişkili olduğu kabul edilmektedir. Doğu Akdeniz’deki üst paleolitik yerleşmeler, basit avcı-toplayıcı küçük topluluklardır. Üst paleolitik yerleşmeler Kafkasya’da yalnızca dağların Karadeniz’e bakan kıyı kesimlerinde görülmektedir. Batı Kafkasya’daki üst paleolitik nüfusun daha önceki dönemden daha az, ancak yerleşmenin daha yoğun olduğu saptanmıştır. Bu yerleşmelerden elde edilen kemiklerin analizinden %98 gibi büyük bir oranla Mağara ayısının en önemli av hayvanı olduğu belirlenmiştir.
Üst paleolitik teknolojilerin Avrupa’ya günümüzden 40.000-35.000 yıl önce yayıldığı ve Avrupa’da üst Paleolitik nüfusun başlıca iki bölgede yoğunlaştığı saptanmaktadır.
Birinci bölge güneybatı Avrupa’da, Atlantik kıyılarından İtalya sınırlarına kadar uzanan İspanya-Fransa sınırındaki dağlık bölgedir. Buralardaki göçeden hayvan sürülerinin gelip geçtiği güzergahlarda yer alan mağaralarda yoğun yerleşmeler görülmektedir. Kendi arasında belirli bir türdeşlik gösteren bu bölge kültürünün İspanya ve İtalya’yı takiben Akdeniz kıyılarından orta Avrupa’ya doğru yayıldığı kabul edilmektedir.
İkinci üst paleolitik bölge ise hem doğu hem batı Avrupa’yı içine almakta ve “buzul çevresi” olarak adlandırılmaktadır. Bu bölgedeki yerleşmeler esas olarak açık hava yerleşmesidir. Bazı bilim adamları bu bölgedeki yerleşimleri tek bir kültürel bütünlük olarak değerlendirmekte ve “Gravetyen Kültürü” olarak adlandırmaktadır.
O dönemde Avrupa’da soğuk ve yağışlı bir iklim egemendi. Her iki bölgedeki üst paleolitik ekonomiler temel olarak otobur hayvanların avlanmasına yönelikti. En önemli av hayvanları mamut, ren geyiği, at ve tüylü gergedandı. (Dolukhanov, s. 145)


Dolukhanov, bu bölgeleri karşılaştırırken şu tespitleri yapmaktadır:
“İki bölge arasındaki ayrımlar, esas olarak arkeolojik buluntu topluluklarının daha büyük benzerliğiyle kanıtlanmış olan iletişim alanında olduğu gibi yerleşme ve geçim örüntülerini de kapsamaktadır. Aynı zamanda iki bölge arasında, Orinyasiyen örtünün yayılmasıyla ve üst paleolitik dünyanın bütün bölgelerinde Gravetyenle ilişkili buluntu topluluklarında varolan benzerliklerle örneklenmiş olan bir kültürel mübadelenin varlığı istikrarlı biçimde ortaya çıkmıştır. Son buzul sıralarında Magdalenyen gruplar, güneybatıdaki aşırı nüfuslu bölgelerden kuzeydoğuya doğru önemli ölçüde yayılmıştır.”
“İlk (batı) bölge için açık benzerlik, Apenin yarımadasının görece kıt nüfuslu bölgelerinde ve Balkanlarda olduğu gibi, güney Fransa’daki üst paleolitik alet topluluklarında bulunabilir. Daha doğuda, Doğu Akdeniz ve Batı Kafkasya’daki üst paleolitik yerleşmeler benzer nitelikler (orta yükseklikteki dağlarda bulunan mağara yerleşmeleri, dağ-orman hayvanlarının avlanmasına dayanan ekonomi) göstermektedir. Üst paleolitiğin dilgi esaslı teknolojisinin öncelikle, özellikle dağcı avcı grupları tarafından hızla benimsenmek suretiyle, Akdeniz havzasının kıyı kesimi boyunca gerçekleşen kültürel temaslar yoluyla yayıldığı düşünülebilir. Aynı şekilde bu grupların o zamandan beri bu türden temasları yürüttükleri ve bu bölgenin o nedenle Akdeniz üst Paleolitik bölgesi olarak kabul edilmesi gerektiği kabul edilebilir.”
“Buzul çevresi bölgesi olarak anılan ikinci alan, üst paleolitik teknolojinin biraz daha geç kabul edildiği bir bölge olmuştur. Geçim, yerleşme ve ideo-sembolik alanlarında da ayrımlar vardır. İki bölge arasında sürekli bir kültürel ve insani temasın izlerinin bulunduğunu vurgulamak gerekmektedir.” (Dolukhanov, s. 162)
Görüldüğü üzere o dönemde Avrupa’da temel olarak iki ayrı kültürel/teknolojik gelenek bulunmaktadır. Bunlardan ilki, bilim adamlarının “Akdeniz Üst Paleolitik Bölgesi” dedikleri bölgede yer almakta ve İspanya’dan Ortadoğu ve Kafkasya’ya (hatta bazı bilim adamlarına göre Orta Asya ve İndus Vadisi’ne) kadar uzanmakta ve bir kültürel bütünlük göstermektedir. Bu bölgedeki kültürün daha önceki dönemin mirasını taşıdığı (başka deyişle Ortadoğu ve Kafkasya’daki önceki dönem kültürleriyle de ilişkili olduğu) kabul edilmektedir. Buzul Çevresi Kültürü ise, Akdeniz Üst Paleolitik Kültürü’ne göre daha gençtir ve üst paleolitik dönemde gelişmiştir. Bilim adamlarına göre bu iki bölgenin iletişim sistemlerinde (daha açık söyleyişle konuşulan dilde), yerleşme ve geçim biçimlerinde, inanç yapılarında ve mitolojilerinde farklılıklar bulunmaktadır. Ancak gruplar çok hareketlidir, hem bölgelerin içinde hem de iki bölge arasında istikrarlı ve sürekli bir temas ve kültürel etkileşim vardır. Bu temasın merkezi Orta Avrupa’da Gravetyen kültürün görüldüğü bölgedir ve temas, “Oranyasiyen örtünün yayılmasıyla” artmıştır. Son buzul döneminde (GÖ 15.000-10.000 yıl önce ) İspanya bölgesindeki nüfusun dikkati çekecek şekilde arttığı ve daha sonra doğu ve kuzeydoğu yönlerine göçtüğü saptanmaktadır. Aynı dönemde Orta-doğu Avrupa buzul çevresindeki nüfus “şiddetli bir biçimde azalmış ve hatta kısmen ortadan kalkmıştır.”

Üst Paleolitik Dönemdeki Mitolojik Yaşam
İnsanı yalnızca alet yapan bir canlı olarak değerlendirmek eksik bir değerlendirmedir. Çünkü insan alet yaparken düşünen ve düşüncelerini ve duygularını diğer insanlarla paylaşan sosyal bir varlıktır. İnsandaki iletişim özelliği insanı diğer varlıklardan ayıran temel özelliklerden biridir. Bu özellikleri sayesinde insanlar edindikleri doğru ya da yanlış bilgileri ve açıklamaları dikey iletişimle (“iletim” sözcüğü de kullanılıyor, ancak karşılıklı etkileşimi de kapsadığından “iletişim” sözcüğünü tercih ediyorum) diğer kuşaklara, yatay (ya da eş zamanlı) iletişimle toplumdaki diğer bireylere, dolaylı iletişimle kendi grubundaki ve başka gruplardaki bireylere aktararak (Dolukhanov, s.38) özgül bir kültür oluşturmuşlardır. Farklı kültürlerin temeli onların mitoslarında gizlidir. Thomas Mann’a göre mitos yaşamın temelidir ve mitos yaratmayan toplumlar evrendeki varlıklarını sürdüremezler. (Campbell, s. 15-31) Bu nedenle mitosları incelemeden tarihöncesindeki bir toplumun yapısını anlamak mümkün değildir. Diğer taraftan mitolojik yapıyı incelemek bir toplumun ruhsal köklerini incelemek anlamına gelir ki, tarihöncesindeki bir toplumda bunu gerçekleştirmek şüphesiz ki çok zordur; ayrıca bu işi bir bilim alanı tek başına başaramaz. Fakat bilim için dokunulmaz olan bir alan yoktur ve bilim adamları bu zor işi de başarmıştır. Aşağıdaki bölümde bu konudaki çalışmalar özetlenecektir.
Güney Fransa’daki mağaralarda bulunan resimlerin ilk Homo Sapiens Sapiensler tarafından yapıldığı konusunda bilim adamları görüş birliği içindedir. Bilim adamlarına göre bu mağaralardaki resimler av büyüsüyle ilişkilidir. Esasen resimlerin bulunduğu büyük mağaralar da yaşam alanı değil (insanların yaşam alanları daha sığ mağaralar ve kaya kovuklarıdır) ilk tapınaklardır. Mağara resimleri, mağaraların insanların kolayca ulaşamayacakları derinliklerinde yapılmış ve yüzlerce yıl boyunca yenilenmiştir. Bu resimlerin ana figürü, kılıktan kılığa girebilen (aynı anda insan ve hayvan olabilen) “kostümlü” şamandır ve resimlerde empresyonist bir anlayış egemendir.
Mitologlara göre mağaralar hem yeraltına, hem gökyüzüne açılan kapılardır. Campbell, mağaraları hayvan büyüsünün ve insan ritlerinin alanı olanı olarak niteler. Aynı yazara göre mağaralar, yeraltı sürülerinin ve gecenin ülkesidir. Yeraltı dünyasının yıldızlarla eş tutulan hayvanları geceleyin sürüler halinde mağaralardan gökyüzüne çıkar ve orada otlarlardı. Campbell, törensel gömülmeyi, öteki dünyaya yolculuğu, yeniden doğum ve erkekliğe geçiş ritlerini, maskeli dansı “bu parlak çağın esinlendiği tapınmalar” olarak nitelemektedir.
İspanya’dan Sibirya’daki Baykal Gölü’ne kadar uzanan Paleolitik büyük av sahası bölgesinde görülen ve üst Paleolitik dönemle ilişkili olduğu kesin olan kemik ve fildişinden yapılmış heykellerde ise kadınlar çıplak olarak görülmektedir. Bilim adamlarına göre, bu ilk put nesneleri de “kesinlikle ilk Homo Sapiens türüne aittir.”
Campbell, bu heykelleri şöyle yorumlar: “Kadın heykelcikleri, ayrıca, tanrıça mitolojisinin varlığını gösterirler. Erkeklerin dans ritlerindeki parmak kesmeye eklemlenen veya ona yabancı bir sistem olabilir; tanrıça daha çok mağaralarla ilişkilendirilen bir bağlam düşündürtmektedir. Tropikal bölgenin bitki yetiştirici mitolojisi –en azından bu mitolojinin ilk biçimleri- artık biçimlenmiş olmalı ve ilk yayılımını gerçekleştirmiş bulunmalıdır.” (Campbell, s.398)
Bu çağa ilişkin olarak Karadeniz ile Hazar Denizi’nin kuzeyinde asıl merkezi Dinyeper ile Don nehirlerini arasında bulunan ikinci bir kültürel merkez saptanmıştır. Bilim adamlarına göre buradaki anlayış, stil ve mitoloji olarak büyük mağaralardaki büyüsel av sahnelerinden tamamen farklıdır. Buralarda tapınak mağaralarının gizemli efendisi şamanın yerine “tamamıyla çıplak, ocağın efendisi üretken dişi karşımıza çıkmaktadır.” Bu bölgede ele geçirilen tapım nesnelerindeki motiflerle Neolitik Dönem Samarra seramik sanatı motifleri arasında çarpıcı bir benzerlik bulunmaktadır. Aynı şekilde, Sibirya’da Baykal Gölü yakınlarındaki Malta’da ele geçirilen buluntular da Homo Sapiens gruplarıyla ilişkilendirilmektedir.
Bu saptamalardan sonra çalışmamızın en önemli bölümüne, ilk Homo Sapiens Sapienslerin konuştukları varsayılan dil konusuna gelmiş bulunuyoruz. Bu konuyu gelecek ayki yazımızda incelemeye çalışacağız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz