İlk Modern İnsanlar ve Akdeniz Halkı (3)

0
157

Daha önce gazetemizde aynı adla yayınlanan iki çalışmanın devamı niteliğinde olan bu çalışmada çağımızdan kırk bin yıl önce İspanya ile Hindistan arasında yaşadığı kabul edilen, e bilim adamları tarafından “Kafkasoid Irk”, “Yafetik Irk” ya da “Akdeniz Irkı” gibi adlarla adlandırılan ve Kafkasya’da halen yaşayan yerli halkların atası olarak kabul edilen ilk modern insan Homo Sapiens Sapiensle bugünkü Kafkasyalıları ve Yakındoğu’nun diğer halklarını anatomik yönden karşılaştıran antropologların görüşleri özetlenmeye çalışılacaktır. Yazı bölümler halinde yayınlanacağından kaynakça son bölümde verilecektir.

Çalışmanın Temelindeki Ön Kabuller
Kafkasya’nın bugünkü nüfusunu dil ve antropolojik yönden incelemeden önce bilim dünyasında büyük ölçüde kabul gören, bu çalışmada da doğru olarak kabul edilen bazı görüşleri belirtmemiz gerekmektedir. Böylelikle ele aldığımız konu daha iyi anlaşılmış olacaktır.
*Çağımızda saf ve katışıksız etnik oluşumlardan ve ırklardan bahsetmek bilime aykırı bir tutumdur. Çünkü en eski çağlardan itibaren yaşanan göçler ve fetihlerle halkların yolları ve yaşam şartları kesişmiş, çoğu zaman kökenleri farklı halklar birbirleriyle birleşerek yeni bir etnik grup oluşturmuş ya da halklardan biri diğerinin içinde eriyerek yok olmuş, ancak yok olurken de pek çok kültürel değerini ve antropolojik özelliklerini koruyabilmiştir. Bunların tespit edilmesi zor ama mümkündür.
*Etnik oluşumun tarihi, halkın tarihinin belirli bir anındaki durumunu değil, halkın bütün tarihini kapsayan bir süreçtir. Bu nedenle de bilim adamları etnik oluşumu, etnik grubun nüfusunun sosyolojik, ekonomik, dilsel ve kültürel gelişimiyle, çoğu kez de ilişkide bulunduğu diğer etnik gruplarla ilişkili tarihsel bir süreç olarak görür ve öyle değerlendirirler.
*Genel kabul gören görüşe göre dil, bir etnosun en önemli simgesidir ve çoğu zaman da belirleyici özelliği sayılır. Ancak yine de, bilim dünyası bu konuda çok ihtiyatlı davranmak durumundadır; çünkü aynı dili paylaştığı etnik gruplarla aynı kültürü paylaşmayan ya da antropolojik özellikleriyle açıkça ayrışan pek çok etnos saptanmaktadır. Yine aynı şekilde, yeni bir dilin yayılışının bir nüfus değişimine karşılık gelmediğine ilişkin pek çok örnek bulunmaktadır. Bu örnekler bize, “etnosun ve kültürün çekirdeği değişmeksizin dilinin değişebileceğini gösterir”. Bu nedenlerle, dil, etnik bir gösterge olarak sınırlı ve göreli kanıt olarak değerlendirilmektedir. (Betrozov, s. 31;Dolukhanov, s. 45; Smith, s. 52)
* Bir halkın (etnosun) sisler arasında kaybolmuş veya silinmiş etnik köklerinin yeniden keşfedilmesinde; konuştuğu dil, oluşturduğu özel kültür ve antropolojik tip olarak kökeni, başka antropolojik tiplerle doğrudan fiziksel yakınlığı, önemli göstergeler olarak kabul edilmektedir.
* Antropoloji malzemesi halkın kökenini doğrudan yansıttığından, önyargılı ve kasıtlı seçime uygun olmadığından, kalıtsallık taşıdığından, özellikle çok eski çağlarda gerçekleşmiş etnik süreçleri saptamak bakımından çok önemli sayılmaktadır. (Betrozov, s.36)
Bu ön kabullerden sonra bilim adamlarının Akdeniz ırkının antropolojik özellikleri konusundaki görüşlerini inceleyebiliriz.

İspanya-Hindistan Arasındaki Kafkasoid Halk
Dolukhanov, konumuzla ilgili olarak şu saptamaları yapıyor:
“Uzun zaman Hindistan ile İspanya arasındaki sahalarda yaşayan insanlar “Kafkosoid” ırk grubuna ait sayılmıştır. Çağdaş araştırmalarda bütün Kafkosoid sahası ‘kesintisiz bir süreklilik’ içinde gösterilmiş ve bu yüzden tarihöncesi ve ilk tarih zamanlarındaki sıkı genetik ilişkileri temsil ettiği varsayılmıştır. Az sayıdaki Kafkas popülasyonunda 1b gen tipinin (allel) kapsamı en az 1a’nınki kadar yüksektir. Ancak çeşitli popülasyonlar için bu yöredeki sıklıklar farklılık göstermektedir. Rh sisteminde R1 alleli normalde R2’den üç kere daha sık ve r RO’dan daha sıktır.
V.P. Alexeyev, büyük ölçüde antropometrik kanıtlara dayanan kendi kavramlaştırmasına dayanarak, Ortadoğu’nun modern nüfusunun ‘Akdeniz ırkının oluşum bölgesinin bölünmesi’ ile meydana geldiğini ileri sürmüştür. Nüfusun büyük bölümü Alexeyev tarafından ‘Avrupoid kompleksine’ özgü bileşenlerde olduğu gibi brekisefal kafa yapısı, erişkin erkeklerde yüz ve göğsün kıllı oluşu özelliklerini gösteren bir ‘Yakın Doğu grubuna’ ait kabul edilmiştir. Bu türe ait popülasyonlar Yakın Doğu ve Kafkaslarda büyük ölçüde yaygındır. Alexeyev tarafından farklı bir gruba ‘Arap-Afrika’ adı verilmiştir. Bu grubun temel özellikleri çok yoğun olmayan yüz kıllanması, narin bir yapı ve baskın biçimde dolikosefal kafa biçimidir. Bu grubun özellikle Arapça konuşanlar arasında yaygın olduğu belirtilmektedir. Narin yapının, Arapça konuşanların bu sahaya yayılmasından çok önce, Natufyen topluluğunda (yaklaşık 12.500-10.500 yıl önce) görülmesi önemlidir.
Batı Önkafkasya, Romanya ve Moldavya’daki bazı topluluklar Akdeniz ırkının tipik özelliklerin göstermektedir: Avrupoid özellikler olarak vurgulanan koyu deri pigmentasyonu, orta bir boy ve küçük bir yüz.
Orta Kafkasya’daki toplulukların antropolojik karakteristikleri, onların yerli kökenlerinin göstergesi gibidir. Bu geniş yüzlü gruplar Tunç Çağı’ndan beri kaydedilmektedir.” (Dolukhanov, s. 87)

***
Dolukhanov’un aşağıdaki sözlerini bir kez daha dikkatinize sunup, ne anlama geldiğini bir kez daha düşünmenizi rica ediyorum:
“Uzun zaman Hindistan ile İspanya arasındaki sahalarda yaşayan insanlar “Kafkosoid” ırk grubuna ait sayılmıştır. Çağdaş araştırmalarda bütün Kafkosoid sahası ‘kesintisiz bir süreklilik’ içinde gösterilmiş ve bu yüzden tarihöncesi ve ilk tarih zamanlarındaki sıkı genetik ilişkileri temsil ettiği varsayılmıştır.”
Yazar, Kafkosid ırkın ( ya da diğer yaygın deyimle Akdeniz ırkının) Üst Paleolitik Dönem’den itibaren yaşadığı varsayılan Kafkasoid sahasını “İspanya-Hindistan arasındaki bölge” olarak belirtiyor. Burada bir sorun yok. Ancak ikinci cümledeki iki saptama üzerinde biraz düşünmemiz gerekiyor: ‘bütün Kafkasoid sahasının kesintisiz bir süreklilik içinde’ olması ne demektir? Yine aynı şekilde, bu kesintisiz süreklilik nedeniyle tarihöncesi ve ilk tarih zamanlarında Kafkasoid sahasında yaşayan Kafkasoidlerin sıkı genetik ilişkileri temsil ettiğinin varsayılmasının somut anlamı nedir?
Akdeniz ırkı olarak adlandırılan Homo Sapiens Sapiens’in yazarın sözünü ettiği Kafkasoid bölgede Üst Paleolitik Dönem’den ilk tarih dönemine kadar, yani yaklaşık kırk bin yıl yaşadığını biliyoruz. Bölgedeki yaşamın kırk bin yıl kesintisiz ve sürekli olduğunun kabul edilmesi, bu grubun bölgeye uyum sağladığını ve sözü edilen süre içerisinde hep bu bölgede varlığını koruduğunu gösterir. Saptamalara göre bu süre içerisinde bölge dışından bölgeye demografik yapıyı değiştirecek bir göç olmamıştır. Aynı şekilde bölge içerisinde göç olsa da bölge dışına büyük bir göç yaşanmamıştır; varsayılan en önemli göç İspanya, İtalya ve batı Alpler bölgesinden Kuzey Afrika’ya yapılmıştır. Önceki bir yazımızda da belirtildiği gibi, Hubschmid’e göre bu göç sonucunda Kuzey Afrika’da Avro-Afrika dili konuşulmaya başlanmıştır.
Akdeniz ırkının kırk bin yıllık yaşamının büyük bölümü tarihöncesini, nispeten kısa bir bölümü de ilk tarih dönemini kapsamaktadır.
Birinci dönem (tarihöncesi dönem); 1) Üst Paleolitik Dönem, 2) Mezolitik Dönem, 3) Neolitik Dönem olarak üç farklı bölüme ayrılmaktadır. Tarihöncesi dönem üzerinde daha önce epeyce yazı yazdık. Bu nedenle daha fazla açıklama yapmıyoruz; ilk tarih dönemini ise biraz açıklamamız gerekiyor.
İlk tarih dönemi, ilk yazılı belgelerin ortaya çıktığı dönemdir ki bu dönemde adı geçen bölgede görülen ve bilim adamları tarafından Kafkasoidlerle ilişkilendirilen Sümer, Elam, Mısır ve Girit (Minos) halkları, dünyada ilk büyük medeniyetleri kuran ve yazıyı ilk kez kullanan halklardır. Bu dönemdeki Sümer metinlerinde adları geçen ancak yerleri tam olarak tespit edilemeyen ancak Mısır’da yaşadıkları sanılan Maganları (Mağanlar/Maanlar), Habeşistan’da yaşadıkları sanılan Meluhaları (Melukhalar) ve yaşadıkları yerler belli olan Hurrimleri (Hurriler), Hattileri, Gutileri, Amorileri ve Asurluların atası olan Subaruları (Subartular), Akdeniz ırkıyla ilişkili halklar olarak saptıyoruz.
Bu durumda hiç duraksamadan, Üst Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik Dönemlerde Kafkasoid bölgede yaşayan, ancak adları bilinmeyen Homo Sapiens Sapiens gruplarıyla, ilk tarih döneminin yukarıda adını belirttiğimiz halkları arasında “sıkı genetik ilişkiler” bulunduğunun varsayıldığını söyleyebiliriz.
Genetik ilişki, kalıtsal ilişki; “Sıkı genetik ilişkiler”, kan bağı temelinde yakın akrabalık ilişkileri anlamına geldiğinden, Kafkasoid sahasında yaşayan Kafkasoidlerin yakın akraba ve aynı kökenden halklar olarak kabul edildiğini söyleyebiliriz. (Bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Etnik gruplar, ortak kültür, ortak yaşam ve aile bağları nedeniyle de bir araya gelerek bir etnik topluluk ya da kabile oluşturabilirler. Ancak yukarıdaki cümlede Kafkasoidler kan bağlarıyla bir araya gelen bir etnik topluluk olarak değerlendirilmektedir.) Antropologların bu varsayımı ile, Üst Paleolitik Dönem’den itibaren Kafkasoid bölgede yaşayan Homo Sapiens Sapiens topluluklarının konuştukları dillerin “genetik bakımdan akraba” olduğunu savunan filologların varsayımları arasında tam bir uyum bulunduğunu da belirtmek durumundayız.
Ortadoğu’nun modern nüfusunun ‘Akdeniz ırkının oluşum bölgesinin bölünmesi’ ile meydana geldiğini ileri süren ve ‘bu türe ait popülasyonların Yakın Doğu ve Kafkaslarda büyük ölçüde yaygın olduğunu’ belirten V.P. Alexeyev’in yukarıda aktarılan görüşü de, bilim dünyasında kabul edilen görüşlerle tam bir uyum içerisindedir. Yukarıda da belirtildiği gibi Akdeniz ırkı, Üst Paleolitik Dönemden itibaren İspanya’dan Hindistan’a kadar uzanan “Kafkasoid” bölgede yaşamıştır; Akdeniz ırkının oluşum bölgesi de buralardır. Bu geniş bölgede yaşayan ve aynı soydan gelen akraba halklar arasındaki ilişki binlerce yıllık süre içerisinde kopmuş, süreç içerisinde kültür büyük ölçüde farklılaşmış, genetik olarak akraba olan diller de anlaşılmaz olmuştur. Bölgede yaşayan Akdeniz halkı Kafkasya’nın özgül koşullarında antropolojik özelliklerini ve dilini kısmen koruyabilmiştir. Ancak Akdeniz ırkının en eski yaşama bölgelerinden biri olan, özellikle son buzul döneminin sona ermesinden itibaren tartışmasız biçimde en yoğun Kafkosoid nüfusu barındıran Ortadoğu’daki eski Akdeniz kabileleri, tarihi dönemlerde bölge dışından gelen nüfus akınlarına dayanamayıp tarihsel süreç içerisinde bu halklarla bütünleşerek etnik adlarıyla tarihten silinmişlerse de, hiçbir zaman bütün özellikleriyle yok olmamışlardır. Çünkü bir etnik grubun kimliğini ve kültürünü oluşturan mit, anı, sembol ve değer gibi öğeler, yeni koşullarda yeni anlam ve işlevler yüklenerek, yeni biçimler alarak yeni koşullara uyum sağlayıp yaşamlarını her zaman sürdürme gücündedir. (Smith, s.24) Antropolojik özelliklerse kalıtsal nitelik taşıdıklarından hiçbir zaman ortadan kalkmaz. Ünlü antropolog Alexeyev’in “Yakın Doğu, Kafkaslar, Batı Önkafkasya, Romanya ve Moldavya’daki bazı toplulukların Akdeniz ırkının tipik özelliklerin göstermektedir” biçiminde ifade edilen saptamalarını bu perspektif çerçevesinde değerlendirmenin doğru olacağını düşünüyorum. Algıda bulanıklığa meydan vermemek için “Batı Önkafkasya” terimiyle Rioni Ovası’nın (yani tarihsel Kolkhis’in) ve bu bölgenin güneyinin (yani şimdiki Acaristan’ın ) kastedildiğini belirtmek isterim.

Konuya devam edeceğiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here