Yatarak denedim hiç olmuyor

0
861
Dostlarımızın malumudur. Bendeniz kardeşiniz, fakir-i pür taksir kulunuz Kalekute Enver, kendini gönüllü bir sürgüne tabi tutarak Aşağıdemirci Köyüme kapağı atmış vaziyetteyim. Yahya Kemal’den mülhem; İstanbul’un en güzel tarafı Aşağıdemirci’ye dönmesi deyip, zaman zaman tamamen kapamadığımız İstanbul’daki hanemizin kapısını arada aşındırmaktayız.
Sanmayın ki gözden uzak olunca, gönülden de uzak tutuyoruz bazı meseleleri. Zira her şeyin olduğu gibi “Çerkesliğin” de merkezi İstanbul. İstanbul’dakiler öksürünce Türkiye’dekiler nezle olmakta. Bakmayın Ankara merkezli koca (!) bir federasyonumuz olduğuna. TC’nin Anayasa’ya bile koyup tartışmaya kapadığı başkent meselesine bizim camia da uydu her nedense. Ankara’dan her şeyin yönetiliyor olması bence saçma. Zaten bu kardeşinizin de içinde olduğu, Yalçın Karadaş başkanlığındaki muhalif liste seçimi kazansa idi KAFFED’i de İstanbul’a taşımak gibi bir projemiz vardı vakti zamanında ya neyse. O seçimler hayatta yediğimiz en büyük kazıklardan biridir ve en yakın delegasyondaki arkadaşların satışına gelmiş idik. Sağ olsun bazıları gazozumuza ilaç katıp Nuri Alço’luğa soyunmuşlardı. Neyse bu konuyu çabuk es geçelim. Edindiğimiz tecrübe kârdır deyip kapatalım mevzuyu. Boşuna dememişler “tecrübe hayatta yenen kazıkların bileşkesidir” diye.
Serde Çerkeslik; gazete de Jıneps olunca, ister istemez konu hemen Çerkesliğe kayıveriyor. Lakin benim esas anlatmak istediğim husus başka. Köyde yaşayıp da köylünün meselelerine bigane kalmak yakışmaz deyip; bu pencereden gördüklerimizi bir de Jıneps sayfalarına dökelim ki, bakarsınız okuyup da kulak veren olur.
Türkiye’nin istihdam sorunu malum. İşsizlik rakamları iyi değil. İktidar ve muhalefet tarafından don lastiği gibi çekiştirilip durulan işsizlik sorununun gerçek rakamları nedir çok da önemli değil aslında. Bir puan aşağı olmuş, iki puan yukarı çıkmış ne fark eder ki. Esas olan işsizlik rakamlarının ciddi bir boyutta olduğu. Ama köyler açısından bakıldığında, benim gözlemlediğim esas olarak eleman açığı olduğu. Tarım ve hayvancılık sektöründe kimse çalışmak istemiyor ve köylerde yaşayan, daha da doğrusu, tarım ve hayvancılık alanında çalışanların işçi bulmada ciddi sıkıntısı var. Doğuyu bilemem ama batıda kimse güneş altında terlemek istemiyor. Yine kendi deyimleri ile b.k (hadi biz gübre diyelim) kokusu istemiyor. Suriyeli ve doğudan gelen mevsimlik işçiler “çadır köylerde” yaz boyunca yaşıyorlar. Beraberinde sorunları da getiriyorlar. Uyum, hijyen ve asayiş noktasında sorunlar yaşıyorlar yerleşik halkla.
Özellikle hayvancılık alanın da gözlemlediğim bir başka husus yurtdışından gelmiş işçiler. İşçi sıkıntısının giderilmesinde devletin bir şekilde göz yumduğunu düşündüğüm bu husus zamanla daha da yaygınlaşacak korkarım. O zaman da gelsin uyum sorunları; ve de asayiş problemleri.
Bir başka önemli husus da orta ve büyük ölçekteki çiftliklerdeki anormal kötü çalışma koşulları. Barınma, beslenme ve çalışma şart ve saatleri konusunda, çalışanlar aleyhine çok olumsuz şartlar var. Bu da benzer yerlerdeki çalışanların en kısa zamanda işi bırakması anlamına geliyor ki dolayısıyla iş verenler de bu sefer eleman bulamadıklarından yakınıyorlar.
Sanırım yapılacak en doğru iş de aile işletmelerine teşvik vb. konularda kolaylıklar sağlamak. Bu vesileyle istihdam sorununda mesafe kat edilebilir. Şehirlere doğru süren yoğun göçün de bir nebze önüne geçmiş olunabilir.
Yıllardır beni rahatsız eden bir başka konu da, köylerde üretilen meyve ve sebzelerin pazara çıkamaması. Köylerin boşalması ile arazilerdeki, özellikle meyve ağaçlarındaki ürünler dalda kalıyor. Sonrasında da dökülüp ziyan oluyor. Bu senenin özelinde erik, armut, incir, elma, üzüm ve ayva gibi meyvelere insan bakmaya doyamıyor. Ne toplayacak insan var, ne de yiyecek… Nasıl bir formül üretilir bilemiyorum. Bu ürünün pazara çıkması daha doğrusu tüketicinin sofrasına ulaştırılması söz konusu olsa, kesinlikle fiyatlar düşecektir. Meyve suyu, reçel, marmelat gibi ürünlere dönüştürülmesi halinde de gerek iç pazarda ve gerekse ihracat kalemi olarak değerlendirilebilecektir. İnanın insanın içi acıyor. Büyük şehirlerde üç beş liradan aşağı düşmeyen fiyatları ile bahsettiğimiz meyvelere ulaşamayan halkımız da üretici de bu işten karlı çıkacaktır.
İyi hoş da bu başlık nereden çıktı diyenlere…
Hani Çerkes sandalyede oturup çapa yapmaya çalışıyormuş da geçenler sormuş ya: Ne yapıyorsun diye. O da “çapa yapıyorum” demiş. “Oturarak zor olmuyor mu” diye sormuşlar tekrar. Çerkes de “vellehi, yatarak denedim hiç olmuyor” demiş.
“El aleme verir talkımı, kendi yutar salkımı” olmasın diyerek, bir işin ucundan tutmalıyım diye düşünmeye başladım tekrar. Epey bir nadasta bekledik. Başlığı da öyle bir attık ki, biraz da kendi sözümüzle kendimizi bağlayalım.

Sayı: 2017 10
Yayınlanma Tarihi: 2017-10-27 00:00:00