Аланты Хъæлæс -Osetlerin Sesi – Aralık 2017

0
31

Osetya-Alanya’daki Iştır Nıhaş Uluslararası Kongresi

Kuşhatı Hayri Ata

23-30 Ekim 2017 tarihleri arasında Osetya-Alanya Iştır Nıhaş/Yüksek Oset Konseyi’nin9. Olağanüstü Kongresi’ne katılmak üzere Türkiye’de yaşayan Osetleri temsilen Alan Vakfı Başkanı Kuşhatı Sadrettin Kuşoğlu başkanlığında, Vakfın eski başkanları Abısaltı Kaya Arpat, Kanıkoatı Remzi Yıldırım ile Zansohtı Mustafa Kılıç ve Tsoriti Mutlu Şahingöz ile ben Kuşhatı Hayri Ata’dan oluşan bir delegasyon olarak Kuzey Osetya-Alanya’ya gittik.
Kongre 27-28 Ekim tarihlerinde Vladikavkaz Tarım Üniversitesi Kongre Salonu’nda Rusya’nın birçok değişik bölgelerinde yaşayan Osetlerin yanı sıra dünyanın farklı yerlerinden gelen yaklaşık 700 temsilcinin katılımıyla toplandı.
Delegeler, Kuzey Osetya-Alanya, Güney Osetya-Alanya, Türkiye, Suriye, Rusya Federasyonu, Avrupa ülkeleri, Kanada, Ukrayna, Kırım, Tacikistan ve diğer ülkelerde yaşayan Osetleri temsilen gelmişlerdi.
Kongre Divan Üyeleri arasında Kuzey Osetya-Alanya Cumhuriyeti Devlet Başkanı Vyaçeslav Bitarov, Güney Osetya- Alanya Devlet Başkanı Anatoly Bibilov, Rusya Federasyonu Duması milletvekili Arsen Fedzayev, Iştır Nıhaş Başkanı Ruslan Kuçiti, Alan Vakfı Başkanı Sadrettin Kuşoğlu’nun yanı sıra Osetya’nın tanınmış şahsiyetleri de vardı.
Iştır Nıhaş’ın sözcük anlamı “Büyük Söz” olsa da işlevi “Genişletilmiş Halk Meclisi”’ne denk geliyor.
Oset-Alan tarihinde çok özel bir yeri var Iştır Nıhaş’ın. Uzak geçmişlerinde savaşçı ve göçebe bir yaşam süren Oset-Alanlar, tüm diğer savaşçı ve göçebe halklar gibi, “askeri demokrasi” ile yönetiliyorlardı. Boylar ve kabilelerden oluşan bu büyük kavimler boyların ve kabilelerin temsilcilerinden oluşan “Meclisler” tarafından yönetiliyorlardı. Şefleri (kralları) bu meclisler tarafından seçiliyor, savaşlara, göçlere vs. bu meclisler karar veriyorlardı. Bu gelenek, Alanların Kuzey Kafkasya topraklarına yerleşmelerinden (MS. 1. yüzyıl) sonra da devam ettirildi ve “Nıhaş” adıyla günümüze kadar geldi.
Oset – Alanlar, Kuzey Kafkasya halkları arasında geleneklerine ve kültürlerine en çok bağlı olan, “en muhafazakâr” halk olarak bilinirler. Bu bağlılık İskitlerden beri değişmemiştir.
Bir iki örnek olarak, İskit kralı Skyles MÖ 5. yüzyılda geleneksel İskit yaşam biçimini ve dinsel ritüelleri terk edip “Yunanlılaşmış, … Geleneklerine ve atalarının yaşam biçimine bağlı İskitler derhal ‘Nıhaş’ı toplamış ve kralı azledip kafasını kesmişler ve yerine kardeşini tahta geçirmişler…” (Herodot). Yine, 18. yüzyılda, dört asır kadar Kafkas Dağları’nın yükseklerinde mahsur kalan Alanlar’ın bakiyesi Osetler, “Iştır Nıhaş” kararıyla, Terek Ovası’na inip yerleşmek, Rus kentlerine engelsiz gidip ticaret yapmak, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanmak vb. koşullarla Çarlık Rusya’sına iltihak etmişlerdi… 1992’de silahlı İnguş çeteleri Kuzey Osetya-Alanya sınırını geçip yüzden fazla Oset milisi öldürerek Vladikavkaz varoşlarına kadar geldiklerinde, Meclis ve hükümetin kararsız kalması üzerine, Iştır Nıhaş toplanmış ve halkı silaha sarılıp vatanı savunmaya çağırmıştı.
Yerelde ise, Nıhaşlar daha çok kan davası, cinayet ve diğer adli vakaların çözümü ile ilgileniyor.

Iştır Nihaş lideri Kuçiti Ruslan (sağdan 2.). Alan Vakfı başkanı Sadrettin Kuşoğlu (sağ başta)

Kongrenin daha önce yapılanlardan farklı bir yanı datüm konuşmaların Osetçe yapılmasıydı; daha öncekiler Rus dilinde yapılıyordu. Rus etkisi, tüm diğer Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri’nde olduğu gibi Osetya-Alanya’da da giderek azalıyor. En azından Rus dili ve kültürünün hâkimiyetini kırmak anlamında giderek artan bir “uyanış” var. Dört yıl önceki seyahatimden farklı olarak sokakta, kafelerde, otel çalışanları arasında “Osetçe bilmiyorum” diyene rastlamadım. Ancak, Osetlerde Rus karşıtı duygular diğer cumhuriyetlerden daha az ve Osetler için Rusya “Büyük Vatan”, Osetya-Alanya ise “Küçük Vatan”.
Kuzey ve Güney Osetya Devlet Başkanları’nın konuşmaları ile başlayan Kongre çalışmaları iki gün boyunca hararetli ve heyecanlı konuşmalara sahne oldu. Tüm konuşmacılar Osetya-Alanya’nın genel ve yerel sorunlarını dile getirdiler ve kendi çözüm önerilerini sundular. Bunlar ağırlıklı olarak Iştır Nıhaş çalışmalarının geleneksel kültürel değerlerin ve Osetçe’nin korunup yaygınlaştırılması; okullarda Oset dilinin Rusçanın yanı sıra zorunlu eğitim dili olması; göç ve gençliğin işsizlik, eğitim, uyuşturucu sorunlarına çözüm bulunması konularıydı. Güney Osetya-Alanya delegeleri de kendi sorunlarını ve özellikle Kuzey ile birleşme taleplerini dile getirdiler. Kongre sonunda eğlence ve düğünlerin büyük yas günleri olan 8 Ağustos ve 1-3 Eylül tarihlerinde tertip edilmemesi çağrısı da yapıldı.
Geleneksel kıyafetleri ile Kongre’ye katılan ve Iştır Nıhaş Başkanı seçilen Ruslan Kuçiti konuşmasında özellikle Iştır Nıhaş’a Kuzey Osetya-Alanya Parlamentosu’na kanun teklifi verme yetkisi verilmesi gerektiğini belirtti. Hemen her katılımcı ve gözlemci Ruslan Kuçiti yönetimindeki Iştır Nıhaş’ın radikal ve çözüm odaklı işler yapacağı konusunda hemfikir.
Alan Vakfı Başkanı Sadrettin Kuşoğlu da, çok alkış alan ve ilgiyle karşılanan konuşmasında Türkiye’de yaşayan Osetlerin Alan Vakfı çatısı altındaki çalışmalarını, özellikle Yozgat-Poyrazlı köyümüzde Portal Sanat Çevresi’nden gençlerin köyde yaşayan soydaşlarla ve Vakıf ile birlikte Beslan Katliamı’nda hayatını yitiren çocuklarımızın anısına yaptıkları Anıt Çeşme’nin hikâyesini anlattı ve Osetya-Alanya yetkililerinden taleplerimizi sıraladı;
-Daha fazla iletişim,
-Daha fazla sayıda üniversite çağındaki gençlerimizin gelip ata yurdunda ve ana dilinde eğitim yapmalarının sağlanması (bu konuda bir protokol de imzalandı),
-Gidiş gelişlerin daha sıklaştırılması,
-Vize kolaylığı gibi talep ve sorunlarımızı dile getirdi.
Kongre çalışmaları tamamlandıktan sonra akşam Iştır Nıhaş’ın yeni yönetimi Beslan kasabasında Devlet Başkanları ve yabancı ülkelerden gelen delegasyonlar onuruna bir yemek verdi.
Bu türden “davet yemekleri” (Iron Fıng) Osetya-Alanya’da çok önem verilen ve sıkı kuralları olan bir tür “resmi tören” gibidir. Sofranın başında sofranın yaşlısı (Fıngı Hişter), sağında ve solunda ise ikinci ve üçüncü önemdeki yaşlılar oturur. “Yemek töreni” birinci yaşlının konuşması ile başlar ve herkes onun izni ile yemeye ve içmeye başlar. Bu türden resmi yemekli törenlerin çok daha detaylı ve uyulması zorunlu kuralları vardır ancak bunlar bu yazının konusu değildir. Sadece sofrada unvana veya sosyal konuma bağlı olmadan yaş sıralamasına göre oturulması zorunludur. Her iki Devlet Başkanı da yaşları gereği ancak onuncu ve on birinci sırada oturmuşlardı. Misafir olması ve Türkiye Osetlerini temsil etmesi dolayısıyla Alan Vakfı Başkanı’na daha yukarıda bir yer verilmesi Anavatan’da gördüğümüz saygının göstergesiydi ve bizler adına onur vericiydi.
Biz Iştır Nıhaş Türkiye delegasyonu olarak mutlu olduk, umutlu ve geleceğe daha güvenle bakabileceğimiz duygularıyla tekrar Türkiye’ye döndük.
Iştır Nıhaş lideri Kuçitı Ruslan geleneksel kıyafetiyle katıldı Alan Vakfı Başkanı Sadrettin Kuşoğlu’na ise hemen solunda yer verildi.

***

Alanka 2017 / Alanya Güzeli Seçildi

Alana Karaeva – Birinci

Geçtiğimiz yıllardaki “Miss Rusya Güzellik Yarışması”na Kafkasya’dan katılan genç kadınlarımızın bu yarışmaya katılımı ve verdikleri bikinili pozlar kimi çevrelerce tartışma konusu yapılmıştı. Son yıllarda Kafkas değerlerini dikkate alan farklı güzellik yarışmaları ortaya çıktı. Kafkasya Güzeli yarışmasına yarışmacılar geleneksel kıyafetlerle katılıp güzelliklerinin yanı sıra geleneksel kültüre olan yakınlıkları ile de değerlendiriliyorlar. Alan tarihine dayanan “Ben Alan Kadınıyım”yarışmasında ise yarışmacılar savaşçı Amazon; ocağın koruyucusu; Alan evlatlarının anası gibi temalarla çekilmiş fotoğraflarla internet üzerinde başlayan bir süreçte seçilip yarışıyorlar.
Osetya’daki bir maden suyu firması olan “Suardon”, bu yıl ikincisini düzenlediği “Ben Alan Kadınıyım” yarışmasında katılımcıların Alan kıyafetleriyle ve Osetya’nın doğasında ya da tarihi anıtları önünde çekilen fotoğraflarıyla seçilen yedi adayı internette de oya sundu. Yarışmacılar geleneksel kıyafet tasarımcısı Oset firmalarından ödüller kazandılar. Yarışmayı düzenleyenler sadece temanın değil her şeyin geleneksel değerlere uygunluğunu sağlamaya çalıştılar; yedi rakamı kutsal sayıldığından* başvuru tarihlerini ve yarışma gününü ayın yedisine getirmek, her adayın yedişer fotoğrafla başvurması gibi. Jüri de yedi kişiden oluşuyordu ve “Alanka 2017” olarak Alana Karaeva’yı seçti; internetteki yarışmada en çok oyu alan Fatima Tsoraeva “Sempati güzeli” seçilirken “Savaşçı Alanka” Fatima Kokaeva, “Ocak Zincirinin Koruyucusu Alanka” Evelina Otaeva oldular. Firma seneye yarışmanın “Alan Kızı” ve “Alan Erkeği” kategorilerinde de yapılacağını ve bu şekilde Osetlerin kökenlerine olan ilgilerini arttırmayı amaçladıklarını da ifade etti.

Dzanaeva Alina – İkinci

*7 rakamının kutsallığı Nart Destanları’ndaki ve Geleneksel Oset inancındaki temel 7 Dua Kapısı’ndan (Zuar) geliyor. Her zaman Nartlar’a yardımcı olan ve Safa’nın Soslan’ı emanet ettiği bu Yedi Göksel Varlık şunlardır:
Waştırci,
Watsilla: Yıldırımların efendisi,
Afşati: Vahşi hayatın koruyucusu,
Falvara: Sürülerin koruyucusu,
Kurdalægon: Demircilerin piri,
Galagona: Rüzgârların efendisi,
Donbættır: Suların efendisi.
Bazen farklı Tanrılar bu Zuar’lara dahil edilse de bu durumda bazıları çıkarılır ve sayı hep yedi olarak kalır.
Bir moda dergisi de “Modern Kafkasya Güzeli 2017” ismiyle bir başka güzellik yarışması düzenledi. Burada da yarışmacılar günlük hayat, çalışma hayatı ve sosyal hayat temalı üçer fotoğrafla katıldılar ve tüm Kafkasya’dan 85 yarışmacının katıldığı bu yarışmayı Osetyalı bir gazeteci olan Alana Tshovrebova kazandı. Moskova’daki Alania Dans Ekibi’nde de dans eden Tshovrebova bu yarışmayı üst üste kazanan Osetyalıların üçüncüsü olmuş oldu.
https://suardon.com/i-am-alanka

конкурс «Краса Кавказа» 2017

***

Uluslararası İron Birası BEGENI Yarışması

Kuzey Osetya Kültür Bakanlığı, Bavaria bira firması ve Farn Etno-Turizm grubunun birlikte düzenledikleri 4. İron Birası (Bægænı/бæгæны) yarışmasının finali 3 Kasım’da Vladikafkas’ta yapıldı. Daha önce Abhazya, Fransa ve Türkiye dahil pek çok şehir, bölge ve ülkede yerel yarışmalar yapılmış ve burada katılımcılar kendi hazırladıkları biraları geleneksel yemekler eşliğinde sunmuşlar ve bu elemeler geleneksel oyun, müzik ve danslarla birer festival havasında geçmişti.

Türkiye elemeleri

Yarışmayı Fransa’da yaşayan bir Oset olan Kotsoetı Zarifa (Zarifa Kotsoeva) kazandı. Zarifa, Maria-Zarifa adıyla tanınan bir caz şarkıcısı. İkinciliği Tuaætı Zemfira (Zemfira Tuaeva – Alagir) ve Tuæbitı Zirat (Dzirat Tebiyeva – Ardon) paylaştılar. Üçüncülüğü ise Khadiatı Sima (Sima Khadikova – Kirov), Bitartı Fatima (Fatim Bitarov – Digorsky) ve Ælbægtı Kristina (Kristina Albegova – Prigorodny) paylaştılar.
Bavaria firmasının baş eksperi Georgy Didarov yarışan biraların her yıl daha da iyi oldukları ve bu yarışmaların hem milli içkimiz olan Begenı’nın popülerleşmesine hem de lezzetinin gelişmesine katkısından dolayı memnun olduğunu bildirdi. Yarışmaya Vladikafkas Doğu Yakası birincisi olarak katılan Hulagag’lı Ælbærtı Kristina babaanesinin tarifini kullandığını, Begenı’nın çok kaprisli bir içki olduğunu ve eskilerin “Begenı’ya o anki ruh halin bile yansır” dediğini aktardı.

Wasamonga içinde BEGENI

Yarışma’nın Türkiye seçmeleri 30 Temmuz tarihinde İstanbul’da Alan Vakfı’nın düzenlediği Oset Kültür Günleri’nde Osetya’dan bakanların ve eksperlerin de yer aldığı bir jüri ile yapılmış ve tam on üç yarışmacı katılmıştı. Türkiye’de İron Birası yapım geleneği kaybolduğundan Vakıf daha önce bir atölye çalışması düzenlemiş ve yarışmacılara Osetya’dan getirilen malzemeleri de dağıtmıştı.
Begenı tarifi: 1 kg. çimlendirilmiş ve kurutulmuş buğday, ikiye bölünecek yarısı iyice kavrulacak. Akşamdan 10 litre ılık damacana suyu eklenecek. Sabah 20-30 dakika kaynatılıp soğumaya bırakılacak, daha sonra süzülecek suya Xumællæg (şerbetçiotu özütü) eklenerek yeniden 2-3 saat kaynatılacak. Soğuyunca 700 gr. kadar şeker ve bir paket maya eklenerek iyice karıştırılacak. Bir gün sonra yeniden süzülüp şişelenip buzdolabında saklanacak. İki-üç hafta sonra içime hazır olacaktır. (Tarif için Güler Erdoğan’a teşekkürler).

Осетинка из Франции победила на фестивале «Ирон бæгæны-2017»


http://region15.ru/news/2017/10/03/18-35/

İron birası BEGENI

***

Osetler Ata dinlerindeki
en önemli bayramı kutladılar: Waştırciyı Bærægbon!

Bugün, Kasımın üçüncü pazar günü, Osetlerin en kutsal günlerinden biri: Waştırciyı Bærægbon!
Bugünden itibaren bir hafta boyunca süren Waştırci haftasının da ilk günü. Tüm Osetlere kutlu olsun!
Waştırci Oset Panteonundaki en önemli varlıktır. Erkeklerin, askerlerin, yolcuların, dürüst insanların, yoksulların ve ezilenlerin koruyucusu, gençlerin yol gösterenidir; kötülerin, zalimlerin, hırsız ve katillerin ise korkulu rüyasıdır. İnsanların öldükten sonra yaptıkları en zorlu yolculukta da yoldaşı O’dur. Diğer Zædlerin (Zuar/Dua Kapısı) özel nitelikleri olsa da Waştırci her zorlukta yardıma çağrılan bir güçtür. Bir tek O’nun ismi Tek ve Yüce Tanrı (Yunneg Iştır Huısaw) ile anılabilir. Tüm Onur Sofraları(Kuıvd) “Altın Kanatlı”, “Yiğit”, “Altın” lakaplı Waştırci’ye yapılan övgü ve dualarla başlar ve biter.
Özellikle Hristiyanlar Waştırci’yi Sen George ile özdeşleştirip bu bayramı sahiplenmeye çalışsalar da Waştırci figürü ve geleneksel Oset Ata Dini (Waşdin/Irondin) kaynaklarını İbrahimi dinlerden binlerce yıl önce hüküm süren Aryan inançlarından ve Zerdüşizm’den almaktadır.
Güney Osetya’da Ciuærguıba olarak da bilinen bu haftanın efsanesini Jaşşetı Bolat Kudarkom’um efsanevi hikâye anlatıcısı Albortı Kimo’dan duyduğu şekliyle anlatıyor:
“Küçük bir çocukken Kudargom’da Ciuærguıba Bayramının efsanesini duydum. En sevdiğimiz eğlence, yaşlılar tarafından Nıhaşlar’a anlatılan hikâyeleri ve efsaneleri dinlemekti. Kudargom’un en iyi öykü anlatanlarından biri AlbortıKimo idi. Küçükten büyüğe herkes nefeslerini tutarak atalarıyla ilgili olağanüstü hikâyeleri ve efsanelerini dinlerdi.
Kimo uzun boylu, ince, gri sakallı bilge bir yaşlıydı. O, katıldığı iki savaşta üç adet St. George madalyasıkazanmış bir kahramandı aynı zamanda. Muhtemelen, tüm Kudargom’da hiç kimse kadeh kaldırışlarda onun gibi harikulade güzel sözler söyleyemezdi ve Kimo gibi bir etkiye sahip değildi. Her şölen masasının baş konuğu Kimo olurdu.
Bir Ciuærguıba gecesinde Osetler’in bayramının efsanevi hikâyesini anlattı.
Dağlıların onurlarını her şeyin üzerinde tuttukları o eski zamanlarda, iki arkadaş vardı. Aynı derecede görkemli ve becerikli olan JaşşetıCuyer ve AlbortıGyuba. Bu iki arkadaş hiç ayrılmazlardı, ava da birlikte giderlerdi.
Bir gün ormandaki çayırda avdayken Cuyer ve Gyuba’nun önlerine, neşeli ikiz kardeşler gibi oynaşan meraklı iki ayı yavrusu çıktı. Arkadaşlar, ister istemez onları hayranlıkla izlediler. Gyuba etrafına bakındı ve etrafta bir anne ayı görmediğinden yavrulardan birini yakalamaya çalıştı, tam bunu yapacakken aniden ortaya çıkan anne ayı arkasından ona saldırdı. Bu o kadar hızlı oldu ki, Gyuba bir şey yapacak zaman bulamadı, ayı bir anda onu altına alıverdi. Ancak Cuyer serinkanlılığını korudu ve hemen ayıya ateş etti. Yaralanan ayı acı ve öfke içinde hırlayarak bu kez ona doğru hamle yaptı. Cuyer, tüfeğini fırlatıp hançerini çekip ayının göğsüne sapladı, bağırtıyla yere yıkılan ayı oracıkta öldü.
Böylece Cuyer arkadaşını kurtardı. Yavruları köye götürdüler ve Gyuba yaşlılara, Cuyer’in hayatını tehlikeye atarak nasıl onu ölümünden kurtardığını anlattı. Gyuba sözlerini “Bundan böyle Cuyer benim yeminli kardeşim” diyerek tamamladı.
Yaşlılar bu kararı onayladı. Daha sonra Gyuba, herkesi zengin bir yemin şölenine davet etti; bu davette Cuyer ve Gyubaand içtiler ve yemin kardeşi oldular.
Adet olduğu üzere bu yemini sınamak üzere Cuyer ve Gyuba birlikte uzun bir seyahate çıktılar. Yolculayan Kutsal Waştırci’nin onlara iyi niyetle yardımcı olması için Tanrıya dua edip şanslı olmalarını dilediler. Yolculukları uzun sürdü, yabancı ülkelerde birçok engel çıktı yollarına, fakat arkadaşlaryaratıcılık ve cesaretle her türlü zorluğun üstesinden geldiler. Kısacası, Cuyer ve Gyuba, karşılıklı yardım sayesinde her türlü beladan kurtuldular ve her ikisi de “yemin kardeşi” kutsal adını taşımaya layık olduklarını ispatladılar. İçlerinde en ufak bir şüphe kalmadığında vatanlarına dönmeye karar verdiler.
Dağlarını gördüklerinde kalpleri nasıl da titredi! Sınırda yeni bir testin kendilerini beklediğini nasıl bilebilirlerdi? İlk önce uzakta bir toz bulutu fark ettiler, daha sonra yedi atlının güttüğü büyük bir sığır sürüsü geçti yanlarından. Adamlar boğaları ve inekleri aceleyle sürüyor ve arkalarına bakıp duruyorlardı.
Cuyer, Gyuba’ya;
“Kardeşim, bunların eşkıya ve soyguncu olduklarından şüphe yoktur. Belli ki bu sığırları bir avludan dışarı sürdüler ve kaçırıyorlar. Onların yaptıklarının yanlarına kalmasına göz mü yumacağız? Savaşıp sürüyü kurtarmamız gerekiyor. Sen de benimle aynı fikirde misin?” diye sordu.
Gyuba yanıtladı;
“Haklısın Cuyer. Korkar ve bu görevden kaçarsak, birbirimizin ve kabilelerimizin gözlerinin içine nasıl utanmadan bakabiliriz?”
Bu konuşmanın üzerine bu iki yemin kardeşi atlarını soygunculara çevirdi. Soyguncular cepheden bir saldırı beklemiyorlardı, saldırıyı fark ettiklerinde ise artık çok geçti. İlk ateşte dört atlıyı yere yıktılar. Diğer üçlü ile şiddetli bir kapışma oldu. Cuyer’in bir elinde kılıç, diğerinde ise bir hançer vardı. Öfkeli bir kaplan gibi iki hırsıza doğru atıldı.
Gyuba da üçüncüye saldırdı, arkadaşı için korkuyordu, ona bağırdı;
“Bekle, kardeşim!Bu tanrı tarafından lanetlenmiş canavarı haklayayım hemen yardımına geleceğim.”
Bu arada Gyuba hançerini saldırdığı soyguncunun kalbine sapladı, bunu gören diğer ikisi atlarını çevirip kaçmaya başladılar. Ancak Cuyer birisini daha yakalayıp kılıcıyla öldürmeyi başardı.

Cuyer;
“Soygunculardan birisi yine de kaçmayı başardı! Diğer eşkıyalardan yardım isteyecektir. Silahlarıhızla toplamamız ve sürüyü Uçelet Vadisi’ne geri götürmemiz gerekiyor!” dedi.
Yeminli kardeşler geçide yaklaştığında Cuyer eşkıyaların peşlerinde olduğunu fark etti. Eğer bir şey yapmazlarsa ikisinin birden can vereceğini düşündü ve en azından birisinin kurtulması için bir plan yaptı.
Kanyonun girişi çok dardı ve her iki tarafta yüksek uçurumlar vardı. Cuyer, Gyuba’ya;
“Kardeşim, cesarete ihtiyacımız var. Arkamızda kalabalık bir çete var. Bütün silahları dolduralım, girişteki bir kayanın ardında siper alıp onları bekleyeyim. Ben onları oyalarken sen de bu arada Kudargom’a ulaşır yardım istersin, hem zaten silah seslerini duyan köylüler çabucak bize yardıma geleceklerdir” dedi.
Gyuba şöyle karşılık verdi; “Cuyer, benim kıymetli yemin kardeşim, seni böyle düşmana karşı nasıl yalnız bırakabilirim? Birlikte savaşacağız ve eğer öleceksek de birlikte öleceğiz.”
Cuyer bu sözleri duymaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve şunları söyledi:
“Böyle cesur bir kardeşim olduğu için Tanrı’ya minnettarım. Ama ben senden büyüğüm ve bana itaat etmelisin. Dediğim gibi yapalım. Benim için korkma, ben onları durdurmayı başaracağım merak etme.”
Gyuba artık itiraz etmedi, kardeşini sıkıca kucakladı ve sürüyü vadiye doğru sürdü.
Cuyer kayaların arkasına gitti, kollarını kaldırıp dua etti:
“Ğæy! Yunnæg Iştır Huısaw / Ey Yüce Tanrım! Dertler ve üzüntüler ülkemize uğramasın. Ey Waştırci, bu yolculuğa çıkarken sana bir boğa kurban ettik. Seyahat edenlerin koruyucusu olarak hayatlarımızı ve kaderimizi sana emanet ettik. Ve tüm yolumuz senin tarafınızdan korunuyordu. Bizi himayenden mahrum bırakmamaya devam etmeni rica ediyorum. Kardeşimi yolda koruman için merhamet diliyorum, hiç yara almadan evine dönebilsin.Ben de düşmanla savaşırken utanç verici bir ölümle ölmemek için dua ediyorum. Geçide kalın bir sis çöksün ki onlarla daha kolay baş edebileyim.”
Waştırci bu talebe cevap verdi ve geçidi aniden kalın bir sis perdesi kapladı, her yer karanlığa gömüldü. Atların toynak sesleri yaklaştı. İlk atlı Cuyer’in önünde belirince onu vurdu. Düşmanlar da rasgele ateş açtılar. Birçoğu Cuyer’in kurşunlarıyla öldüler, ancak kendisi de ağır yaralandı. Ancak eşkıyaları durdurmuş olma fikri acısını hafifletti. “Gyuba muhtemelen geçitten çıkmıştır artık” diye düşündü.
Cuyer şapkasını yine çıkardı ve yalvardı;
“Ey Waştırci, yardımın için minnettarım. Şimdi huzur içinde ölebilirim. Ancak, lütfen mümkünse son isteğimi de gerçekleştir. Kayalıkların geçidin girişini kapatmasına izin ver. Öyle ki düşmanlarım bedenime hakaret edemesinler, böylece ben de ebediyen kendi topraklarımda kalırım.”
Bu sözlerden sonra Cuyer birdenbire hafifleşti. Waştırci kanatlı beyaz atıyla gökyüzünden bir tüy gibi indi, Cuyer’i kaldırdı, atına dikildi ve gökyüzüne uçtu. Yine sis indi, güçlü bir rüzgâr patladı, fırtına çıktı. Çok büyük bir çığ düştü, kayalar geçidin girişini kapattı ve dağdan gelen suyun yolunu kesti. Suyun doldurduğu kanyonda derin bir göl oluşturdu. (Göl bugünkü Khoji Tsad’dır, suyu kristal saflığındadır ve çevresinde narin uzun boylu ağaçlar yetişir.)
Bunu gören eşkıyalar büyük bir paniğe kapıldı, savaş meydanında ölülerini ve yaralılarını bırakarak kaçmaya başladı.
Bu süre zarfında Gyuba sürüyü Kudarg’a sürmüş ve yardım alıp geri gelmişti. Bunu gören Waştırci yeniden yere indi ve Cuyer’ı Gyuba’nın yanına koydu. Kendi Beyaz Nımet’ini (burka) yaralı adamın altına yaydı ve üç ayaklı atıyla yeniden gökyüzüne uçtu. Yardıma gelen atlıların hepsi bu mucizeye tanık oldular.
Cuyer’in takatı kesiliyordu yakında can vereceğini anlayıp etrafındakilere ve yeminli kardeşine son sözlerini söyledi:
“Ah, iyi insanlar, ben ölüyorum, ama vicdanım temiz olarak ölüyorum.Her şey için Iştır Huısaw’a veWaştırci’ye minnettarım, arkamda sadık bir kardeş ve cesur bir savaşçı bıraktığım için mutluyum.
Kutsal Waştırci son isteğime kulak verdi, bana yardım etti ve seni tekrar gördüm, dağlarımı gördüm. Artık güvenli bir şekilde ve atalarımın toprağında huzur içinde ölebilirim. Ama ölmeden öncehepinizden son bir talebim var. Cenazemden sonraki ikinci günde, büyük bir Kuıwd (Onur Yemeği)yapın. Kurtardığımız sürüden beyaz bir boğayı kesin, Osetya’nın her tarafına davetiye göndererek büyükleri çağırın. Ve Kutsal Waştırci onuruna yedi gün sürecek olan bayramlar yapın. Yedi, en kutsanmış ve ilahi bir sayıdır. Bayram boyunca dans edin ve şarkılar söyleyin, insanların koruyucusu kutsal Waştırci’yi anmalarına ve bu günü asla unutmamalarına vesile olun.
Gençlerimiz her zaman atalarına layık olurlarsa kadim vatanımız için en zor ve tehlikeli zamanlarda bile Waştırci her zaman yardımımıza gelip, yoldaşımız ve koruyucumuz olacaktır. Ayrıca Waştırci’den yolcuları koruyup kollamasını diliyorum. Onların daima kanatlarının altında olmasına izin versin, bizler de hayatımızı onu memnun edecek şekilde yaşayalım.”
Bu sözlerden sonra Cuyer başını kaldırdı, dağlarına gururla baktı ve Waştırci’nin yükseldiği gökyüzüne son bir kez daha bakarken Gyuba’nın kollarında can verdi.
Osetya’nın her yerinden insanlar Cuyer’i son yolculuğunda uğurlamak için geldiler ve onu büyük bir onurla gömüldüler. Waştırci’nin burkası da onunla birlikte gömüldü. Onuruna düzenlenen at yarışlarında Osetya’nın en seçme süvarileri yarıştı.
İkinci gün, Cuyer’un vasiyetnamesine göre yedi gün süren Kuıwd yapıldı. Yaşlılar bu kadar önemli bir ziyafette masanın başında kimin oturması gerektiğini tartıştılar. Sonuçta Khazhmætstı Batraz’ı seçtiler, çünkü o başarılı bir avdan sonra Waştırci ile bir öğle yemeği yeme onuruna ulaşmış biriydi.
O zamandan beri Kudargom’da ilk kadeh Iştır Huıtsaw ve Waştırci için, ikinci ise Dağların ve Ovaların Melekleri “hohıæmæbıdırızædtæ” için kaldırılarak onlar hakkında onurlandırıcı sözler edilir.
Osetler her yıl Cuyer ve Gyuba onuruna Kuıwd hazırlıyorlar ve bu konuda hiç bir fedakârlıktan kaçınmıyorlar.
7 gün süren bu bayram pazar günü başlar, boğa kesilir. Her aile önceden bayram hazırlıkları yapar,komşuları ve akrabalarını davet ederler. Kuıwd her köyde, her vadide düzenlenir.
Cuyer+Gyuba (Ciwærguıba), İrışton’un en saygıdeğer bayramlarından biridir. Osetya’da yaşayan Osetler haricindeki milletler de bu bayramı kutlar oldular. Osetya dışında bile bazı insanlar bu tatili kutlamaya başladı ancak Osetya’daki kadar yaygın değil elbet.
Yaşlılar Waştırci’ninCuyer’ı gökyüzüne kaldırdığı zaman hayatta kalan düşmanların köylerinin adını değiştirdiklerini söylerlerdi. Bugüne kadar bu kasabaya “İrı-Khæw” (Oset Köyü) denir, ancak orada hiçbir Osetyalı yaşamaz. İrışton (Osetya) sınırından on yedi kilometre uzaklıktaki Kvisad’a yakın bir köydür burası.
***
Saint George Batı Avrupa halklarının kültürü üzerinde önemli bir etki yaratan Alan karakterlerinden biridir.
Katolik Kilisesi tarafından kanonize edilen üç Alan arasında, Saint George (ünlü Alan komutanı olarak anılır) özel bir yere sahiptir. Ren kıyısında bir yerde yaşıyordu. Saint George’un popülerliği o kadar fazladır ki Katolik kilisesinin önder azizler sıralamasına girmiştir.
Ardından, Almanya’da, Koblenz’e 30 km.,Rein Nehri’nin sol yakasında, bir San Goar kasabası ve sağdaki yakada – San Goharhausen ortaya çıktı. Aşağıdaki durum da ilginçtir; Almanlar St. Gohar tatilini bir hafta ve Kasım ayının üçüncü Pazar gününden başlayarak kutlarlar. Tam da Osetlerin (Alan’ın torunları) Cuyer-Gyuba’yı kutladığı zamanlarda.

Jaşşetı Bolat

***

Osetya’dan Haberler

Oset İşadamları Osetya’da

Alan Vakfı’nın geçtiğimiz ay yaptığı Anavatan ile ticari ilişkilerin geliştirilmesi girişimleri ilk meyvesini verdi. Oset işadamlarının başını çektiği Kocaeli Sanayi Odası’ndan bir heyet Kuzey Osetya’ya bir iş gezisi düzenledi. Kuzey Osetya Kalkınma Ajansı yatırım Dairesi Başkanı KirillYerokhin temasların çok verimli geçtiğini ve gelen otomotiv, makine üretimi, tekstil, inşaat ve gıda işleme firmalarına yatırım olanaklarını tanıttıklarını ve yatırımcıların yatırım amacıyla geri geleceklerini ifade ettiklerini söyledi.

Турецкие бизнесмены заинтересовались инвестиционными возможностями Северной Осетии

Stanislavsky Uluslararası Ödülü’nü Oset Şef Valery Gergiev kazandı

Büyük Rus tiyatro yönetmeni Konstantin SergeyeviçStanislavski adına düzenlenen ve Uluslararası Stanislavski Festivali’nde verilen uluslararası ödülü Mariinsky Tiyatrosu Genel Direktörü ve Sanat Direktörü Oset Şef Valery Gergiev, Dünya’da Müzikal Tiyatro’nun gelişimine olan katkıları dolayısıyla kazandı. Gergiev bu yıl 22.si verilen bu ödülü kazanan Kafkasya kökenli ilk sanatçı oldu.
http://tass.ru/kultura/4708550

Osetya’nın Kültür Mirası
“Savunma Kulelerinin Restorasyonu Projesi” başladı

Bilindiği gibi Kafkasya’da sülalelerin savunma kuleleri vardır. Kuzey Osetya bu kulelerin devasa restorasyon masraflarının karşılanması amacıyla bir formül geliştirdi. Dileyen sülaleler, verilen projelere sadık kalarak kendi kulelerini restore edebilecek ve kullanabilecekler. Bu bağlamda başvuran 57 sülaleden Tsalikovlar pilot proje için seçildiler. Eğer pilot proje başarılı olursa bu uygulamanın yaygınlaştırılacağı bildirildi.

Osetya’nın ve Kuzey Kafkasya’nın tek planetaryumunun restorasyonu süreci başladı

1870’lerde inşa edilen Şii Camii Sovyet Devriminden sonra planetaryum olarak restore edilmişti. Sovyetlerin dağılma süreciyle beraber bina işlevini yitirmiş, 1992’den bu yana kapalı kalmış ve metruk bir yapı halinde gelmişti. Pek çok kurumun kullanmak için tahsisini istediği hatta İran’ın RF elçisinin özel olarak ziyaret edip yetkililerden yeniden camiye dönüştürülmesini istediği binanın planetaryum olarak yenileneceği, binada gök cisimlerinin görüntüsünün özel bir yansıtıcı yardımıyla kubbe şeklindeki tavana yansıtıldığı gösteri salonunun yanı sıra toplantı salonu, uzay araçlarının modelleri, gözlem amaçlı teleskopların da olacağı bildirildi.
http://sputnik-ossetia.ru/North_Ossetia/20170927/4933405.html

Geleneksel Değerlerin Canlanması Popüler Kültürde de yansımasını buluyor

Osetya’da geleneksel değerlere olan ilginin artışının son örneği NartDestanları’na dayanılarak hazırlanan burçlar oldu. Projesini sunan “astro-psikolog” David Tsagaraev çocukluktan beri Nart Destanlarından çok etkilendiğini ve kahramanların özelliklerini burçların özellikleriyle kıyaslayarak Oset Halk Destanı’na dayanan yeni bir Burç Haritası hazırladığını duyurdu. Buna göre: Koç Wærhæg; Boğa Buræfærnıg; İkizler ÆхşарandÆхşæртæг; Yengeç Zeraşşæ; Aslan Soslan; Başak Şatana; Terazi Wurıjmæg; Akrep Hæmıts; Yay Batraz; Oğlak Şırdon; Kova Atsæmæj; ve Balık Donbettır oluyor. Tsagaraev, örnek olarak Aslan’ın Soslan olmasını şu şekilde anlatmış: “Aslan burcu Soslan, çünkü Güneş insanlığın başlangıcıdır. Burcun karakteristik özelliği de cesaret ve kahramanlıktır. Bu özellikler kişinin devamlı bir arayış halinde olmasına neden olur.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here