Kafkasya’dan Maraş ve civarına göçler (2. Bölüm)

0
17

Ruslar, 1864’te bütün milli mücadele hareketlerini kanlı bir şekilde bastırarak, Kafkasya’yı tahakkümleri altına alırlar. Çar naibi Grandük Michel “Bir ay içinde Kafkasya terkedilmediği takdirde, bütün yerli halkın harp esiri olarak Rusya’nın çeşitli bölgelerine sürüleceğini…” ilân eder. Milyonlarca insan aç ve sefil halde yollara düşer. Rusya, Anadolu’ya gelmek isteyen müslümanların teşkilatlanacağı korkusuyla çoğunun yollarda maruz kaldıkları eziyet ve işkencelerle ölmelerine veya öldürülmelerine sebep olur.16
I. Dünya Savaşı ve onun getirdiği şartlara bağlı olarak Rusya’da çarlık rejiminin çökmesi Kuzey Kafkasya’da da bir hürriyet havasının esmesine yol açar. Ancak Kafkasyalılar kendi aralarında birlik temin edemedikleri için uzun zamandan beri bekledikleri bu çok uygun fırsattan faydalanamazlar ve böylece yeni bir sürgün ve esaret dönemi başlar ve mücadelelerle günümüze kadar süregelir.17
18. yüzyıldan itibaren Avrupa devletlerinin takip ettikleri ve adına genel olarak şark siyaseti dediğimiz faaliyetlerinin hedefi, Türkleri, önce Avrupa’dan sonra da Anadolu’dan çıkarmaktı.
Bunun tabii bir tezahürü olarak da öncelikle Balkanlar ve Kafkasya’da yaşayan müslüman toplulukları yerlerinden etmekti. İşte bu şekilde yerlerinden oynayan çok büyük sayıdaki bu topluluklar, sığınma melcei ve mercii olarak müslümanların halifesi olan padişaha, Osmanlı Devletine ve onun en güvenli yeri olan Anadolu’ya yöneldiler. “Dağıstan’ı zabt ve istilâ ettiği gibi Çerkesistan’ı dahi ihata ve tazyîka kemâl-i germiyet ile mübaderet eyledi ve Kuban boyundaki Çerakise ve Nogaylara -İstediğiniz tarafa gidiniz- deyu ruhsat vermekle geçen sene güz mevsiminde (H.1275) birçok Çerkes ve Nogay hahren İstanbul’a gelerek hanlarda iskân olundular ve mevsim-i şitâ mürûriyle mevsim-i baharda Nogaylar Adana eyâletinde vaki Çukurova’ya ve Çerkesler Kütahya ve Ankara taraflarına gönderildiler. Bu yazın dahi peyderpey gelen Nogaylar Adana canibine ve Çerkesler orta kola gönderilip iskân olunmak üzere sevkolunmuşlardır.
Hazine ‘nin böyle müzayeka zamanında iskân-ı muhâcirîn hususu dahi mesârif-i külliyeye mûcib olarak bu dahi hazinenin yükünü ağırlaştırmaktaydı.”18 1860’lara kadar ülkeye göç edenlerin sayısı az olduğu için herhangi bir sıkıntı meydana gelmedi. Ancak yukarıda bahsettiğimiz Rusya’nın özellikle Kafkasya’da giriştiği hareketler sebebiyle buradaki müslüman halk büyük kitleler halinde göçe başladı. Bu yoğun göç dalgaları üzerine Osmanlı Devleti de Göçmen/Muhacirûn Komisyonu kurarak, bir iskân politikası belirledi.19
Bu iskân politikasının ilk hedefi ülkedeki boş arazileri değerlendirmek ve buraları tarıma elverişli hale getirmekti. Bu sebeple mümkün mertebe gelenlere büyük araziler verildi. İlk göçmen iskân bölgelerinin Bursa, Adapazarı, Aydın, İzmir, Çukurova, Bafra ve Çarşamba ovaları seçildi.20 Mesela Çukurova’da yerleştirilen büyük bir kitlenin yerleştiği yerin idari taksimattaki adı da Nahiye-i Muhacirûn idi ki bu ad daha sonra Ceyhan ilçesine dönüşecekti.21 Fakat göçmenlerin sayısının beklenenden çok fazla olması nedeniyle, zamanla arazi sıkıntıları da baş göstermiştir. Bu sebeple adı geçen yerlerin dışında olarak Ankara, Konya, Kayseri ve Suriye gibi yörelerede göçmenler iskan edilmiştir. Özellikle Kafkasya’nın dağlık bölgelerinden gelen göçmenlerin iklimi sıcak olan bölgelerde yerleşmek istememeleri de iskan sahalarının tercihinde önemli bir rol oynamıştır.
Genel olarak Çerkes olarak tanımlanan Kuzey Kafkasya muhacirlerinin toplu olarak, kalabalık kitleler halinde yerleştirilmemelerine hususen dikkat edilmiştir.22 Göçün bizatihi kendisi hariçteki gelişmelerin bir sonucu olmasının yanı sıra göçmenlerin iskânı edilmesi de bu gelişmelerin haricinde değildir. Dış saikler, iskânı da birebir etkilemektedir. Balkanların elden çıkması sırasında burada hep hıristiyan devletlerin kurulması, Anadolu’da bir takım tedbirler alınmak zaruretini ortaya çıkarmıştır. Bu gelişmelerin Maraş’da da müşahhas bir şekilde yaşandığı malumdur. Bu dönmede Maraş’ta da yoğunlaşan Ermeni olaylarına karşı yörede Kafkas muhacirlerinin iskânına gayret edildiğini ve bu zümrelerin bu olaylar esnasında ön plâna çıktığını görüyoruz. Mesela Andırın’da meydana gelen Karışıklıkları önlemek için görevlendirilen komutanların (Halep Kumandanı Ethem Paşa, Maraş kumandanı Mustafa Remzi Paşa, Sait ve Ziver Paşalar) hepsinin Çerkes olması elbetteki tesadüf değildi.23 Buna bağlı olarak o dönemdeki hadiselerin bir bakıma hem sebebi hem de sonucu sayılabilecek islamcılık politikasının etkisini ve tabii olarak da II. Abdulhamit’in siyasetinin sonuçlarından biri olduğunu da zikretmeliyiz. Kısaca Anadolu’daki müslüman nüfusun artırılması olarak nitelendirilebilecek bu politikanın Kafkasya’dan gelenler üzerindeki işleyişi de şu şekilde olmuştur: 1870’li yıllara kadar İngiltere, Osmanlı Devleti’nin varlığını sürdürmesi o an ki çıkarları açısından lüzumlu olduğu için, Kırım’dan ve Kafkasya’dan göç edenlerin Doğu Anadolu Bölgesi’ne iskânına ses çıkarmamıştır. Hatta Kafkasya’dan göçeden ve Rusya düşmanlığı ile tanınan başta Çerkesler olmak üzere, bir takım Kafkas milletlerini Rusya sınırlarına yakın Doğu Anadolu Bölgesine yerleştirmek suretiyle tampon bir kuşak oluşturma fikrini de ortaya atmıştır.24 Osmanlı Rus savaşı öncesindeki bu düşüncesini gerçekleşememesinin nedenlerinin başında Rusya’nın bu fikre karşı çıkmış olmasıdır. Rusya, Osmanlı Devleti’ne bu konuda vermiş olduğu bir nota ile Çerkes göçmenlerinin sınırlarına yakın Doğu Anadolu Bölgesi’ne iskân edilmeyeceğine dair garanti verilmediği sürece, bunlara Kafkasya’dan göç izni verilmeyeceğini bildirmiştir.25

15 Cemal Gökçe, Kajkasya ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kafkasya Siyaseti, İstanbul, 1979, s.245-246; S. İlhan, Kafkasya’dan Anadolu ‘ya, s.34-35.
16 Ş. Mansur, Çeçenler, Ankara, s. 65.
17 Bildiri metninin içindeki bahislerde atıflarda bulunduğumuz eserlerin haricinde özellikle Umumi tarih ve Osmanlı dönemindeki safahatı için bkz. . Ahmet Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet Osmanlı Tarihi, C.2, s.705-787; Cevdet Paşa, Tezâkir 1-12, (Yay. Cavid Baysun), Ankara, 1986, s.90-101.
18 Cevdet Paşa, Tezâkir 13-20, s.89-90
19 S Ocak 1860 Tarihli irade-i seniyye ile resmen kurulan bu muhacirûn komsiyonu kısa bir süre sonra feshedilmiş ancak dan sonra 93 harbi denilen 1877-78 Türk Rus savaşı sonunda aratan göç dalgasına karşı yeniden idare-i umûmiyye-i muhacirûn komisyonu adıyla yeniden ihdas edilmiştir. Bu komisyonların kuruluş safhaları icra organları ve görevleri için bkz. Mehmet Yılmaz, “XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Muhaciri İskân Politikası”, Osmanlı 4, Ankara, 1999, s.587-602; Mehmet Esat Sancaoğlu, “İskân-ı Muhacirin İ’ane Pulları (Osmanlı Devleti’nin Göçmen Harcamalarında Uyguladığı Bir Finansman Yöntemi”, Osmanlı 4, Ankara, 1999, s.603-611. “1276’da Rusyanın Dağıstan’ı zabt ve istilası sebebiyle Çerkeşsve Nogaylardan birçok aileler acı bir şekilde vatan-cüda olmuşlar ve İstanbul muhacir kafîleleriyle dolmuştu. Bunlar önce hanlarda iskan edilmişler, bilahere baharla birlikte vatan bir kısmı Çukurova’ya, bie kısmı Kütahya ve Ankara taraflarına iskan olunmuşlardır. Bu sırada bir muhacirûn komisyonu kurulmuş ve artık ondan sonra daimi olarak vazife görür olmuştur. Çünkü itilâ devirlerinin aksine, artık vatan edindiğimiz topraklar yavaş yavaş gitmiş ve buradaki bütün müslüman kavimler Osmanlı rüyatı altında huzur bulmaya başlamışlardır. Kafkas müslümanları için de vaziyet aynı olmuş, Onlar da sancak-ı Osmaninin gölgesine sığınmışlardır. Bu Osmanlı halifelerinin manevi nüfuzlarının da büyüklüğünü göstermiş ve tarih boyunca bu uhrevi sıfatlarına verdikleri ehemmiyetin ve vecibelerini ifadaki gayretlerinin de tabii bir semeresi olmuştur” . Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, İstanbul, 1994, C.3, s.404
20 Gelenlerin hangi köylere yerleştirildiklerine dair bkz. Hasan Yüksel, “Kafkas Göçmen Vakıfları”, OTAM, Sayı 5 (Ankara 1994), s.475-490); H. Bice, Kafkasya ‘dan Anadolu ‘ya Göçler, s. 123.
21 İdari taksimattaki bu ad için bkz. Adana Şer’iyye Sicilleri, Kenan Ziya Taş, “18. Yüzyılın Son Çeyreğinde Adana Şehri”, OTAM, Sayı 9 (Ankara 1999), s.367-387); “Kırım muharebesinden sonra Rusya’dan hicret eylemiş olan üç bine karîb Nogay haneleri – ki Hemite kafasından Mi sis’e kadar Cihan (=Ceyhan) nehrinin iki yakasında iskân ile müteaddid karyeler teşkil etmişler idi.” Ahmet Cevdet Paşa, Ma’rûzât, (Yayına Haz. Yusuf Halaçoğlu), İstanbul, 1980, s.125,156.
22 Süleyman Erkan, “XIX.Yüzyılın Sonlarında Osmanlı Devleti’nin Göçmenleri İskân Politikasına Yabancı Ülkelerin Müdaheleleri”, Osmanlı 4, Ankara, 1999, s.613; Abdullah Saydam, Kırım ve Kafkasya Göçleri (1256-1876), Ankara, 1997, s.216.
23 Ahmet Eyicil,” 1895 Maraş ve Zeytun İsyanı”, OTAM, Sayı 11 (Ankara 2000), s. 177.
24 İngilizlerin bu istikametteki faaliyetlerine bir örnek olmak bakımından bkz. A. Eyicil, “1895 Maraş ve Zeytun İsyanı”, s. 177-178.
25 S. Erkan, “XIX.Yüzyılın Sonlarında Osmanlı Devleti’nin Göçmenleri İskân Politikasına Yabancı Ülkelerin Müdaheleleri, s,619. BOA, Tarih: I8/R/1282 (Hicrî), Dosya No:341, Gömlek No:27, Fon Kodu: A.jMKT.MHM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here