Çerkesler çıldırmış olmalı

0
16

Gazetemiz Jıneps’in bir önceki sayısında yazdığımız yazının mürekkebi kurumadan, aynı mealde bir yazıyı kaleme almak ne derece doğrudur tartışılır. Zaman zaman köşemizin adı “Ettekraru Ahsen”e vurgu yaparak, tekrara düşmenin gerekliliğinden hareketle yazıya oturdum. Elimiz klavyeye gitmeden, Muhittin Ünal ağabeyin meşhur söyleşisi patladı.
Hatırlatmakta fayda var. Aralık 2017 sayımızdaki yazımın başlığı “Esas Problem Şu: Çerkes Duruşumuzu Kaybettik”; son cümlesi de “Bizi en güzel anlatan tavır: ÇERKES DURUŞU! Gerisi laf-ı güzaf!”

Büyüğümüz Muhittin Ünal’ın söylemine katılırsınız ya da katılmazsınız. O herkesin bakış açısı ve müktesebatı ile ilgili bir husus. Esas önemli olan, ondan sonraki tartışmalar. Adige Xase–Çerkes Derneği’nin başkanı iken (zamanın İstanbul Gaziosmanpaşa Kafkas Derneği) sayın Muhittin Ünal da Kaffed’in Genel Başkanı idi. Şimdi uzun uzadıya anlatmayı gereksiz bulduğum o zamanki bazı yanlış icraatları için kendisini Kaffed’in Genel Kurulu’nda hem de kürsüden (ama yüzüne bakarak) eleştirmiş birisi olarak, gönül rahatlığı ile şunu söyleyebilirim. Kimse layüsel değildir. Eleştiri de herkesin anasının ak sütü gibi helâldir. Ama eleştiri yapacağım diye hakaret etmek; belden aşağı vurmak ve hatta dümdüz sinkaflı küfür etmek hiç kimseye hak değildir. Orada insan bir dur derler. Bu “dur”, bazen “kanun” ile, bazen “khabze”, bazen aldığı aile terbiyesi ile kendisini gösterir. En son çare de kişinin hâlâ varsa “vicdanı”dır.

Yüz yüze gelip aynı sözleri söylemeye yüreği yetmeyenlerin, sanal alemde klavyelerin arkasına saklanıp; artık çılgınca bir hâl almış olan yazıları gerçekten utanç verici. Bu türden insanlarla aynı düzlemde olmak, aynı etnik kökenden sayılmak beni utandırıyor. Daha da ilerisi, “onlar insansa ben neyim?” diye sorduruyor insana.

Hastalığın teşhisinde akl-ı selim sahibi herkes hem fikir. Biraz vicdan sahibi olmak yetip artıyor. Az biraz ailesi terbiyesi almış bir adamın sonrasında utanacağı söz ve davranışlarından vazgeçmesi kolay. Bu konuda zaman zaman fikir serdetmiş birçok insan var. Bu sadece bizim camiamızın değil tüm toplumun yarayan kanası.” Hiçbir şey” olamayan kişilerin; toplum karşısında çıkıp iki cümleyi eksiksiz kuramayacak insanların klavye başında “canavar” kesilmesi çok kolay. Önemli olan da bu türden insanlarla nasıl baş edileceği. Sihirli bir formülü yok bunun. Bilen bulan varsa söylesin.

Bu marazi durumla başa çıkmanın çaresini yine kendi toplumsal genlerimizde bulmak zorundayız. Bulmalıyız da…

Zira Çerkes toplumunun elinde Khabze gibi kurallar bütünü var. “Mahkemesi olmayan bir toplum gerçeği var. Haynape gibi, yemuk gibi yaptırım gücü olan sihirli diyebileceğimiz kelimeler var. Thamade gibi toplumsal bir irademiz var. “Vur” değil de “dur” diyen; dediğini de yaptıran, müthiş bir güç var. Bunu özümsemiş, bununla büyümüş ve bunu yaşam felsefesi olarak belirlemiş insanlarımız çok şükür ki hâlâ aramızdalar; ve sayıları çok. Onların rahle-i tedrisinden geçmiş bizim kuşaklar gibi köyde doğmuş ama kentli de olmaya çalışan insanlar da var. Ve büyük bir mutlulukla gözlemliyorum ki çevremizde hâlâ gerçek bir “Çerkes kızı”, gerçek bir “Çerkes delikanlısı” olan gençlerimiz var. Bu hamuru beraber yoğrulmuş insanların varlığından mutlu ve umutlu olarak çok açık yüreklilikle söyleyebilirim ki hiçbir şey için geç kalmış değiliz. Özümüzdeki dinamikleri harekete geçirerek önce içimizdeki olumsuzlukları eritebilir; sonrasında da çevremizdeki diğer gruplara rol model olabiliriz. Böylece yaşadığımız topraklardaki toplumsal uzlaşmaya ve barışa da müthiş bir katkı sağlayabiliriz.

Bazılarına ütopik gelebilir ama bu maya içimizde var. Buna inanın. Önemli olan bu hamuru doğru zamanda doğru şekilde yoğurmak.

Okuduğunuz yazıyı kafamda kurgularken, İstanbul Kafkas Derneği’nin her satırının altına imzamı attığım “Kamuoyuna ve Kurumlarımıza” başlıklı duyurusunu büyük bir memnuniyetle okudum. Teşhis aynıydı. Duyurunun sonunda tedavi noktasında da şöyle bir yaklaşım göstermişlerdi:

Gelenek ve toplumsal hassasiyetlerimizi açıkça tahkir eden, kişi ve kurumlara hakaret ile yaklaşan, temel hak ve özgürlüklerini, şeref ve haysiyetini zedeleyici tavır, yazı, paylaşım ve ifadelerde bulunan kişiler ve kurumlarla geçmişte ve halen ilişkilerimiz her ne olursa olsun evvela ikaz etmek sureti ile sosyal medyada, ısrarla devamı halinde organik olarak ilişkilerimizi keseceğimizi kurumlarımıza ve kamuoyuna ilan ederiz.

Arkasından Yalçın Karadaş arkadaşımın yorumunu aynı memnuniyetle okudum. O da anı dertten muzdaripti doğal olarak. Paylaşımının sonunda: Saygı, sevgi ve barış içerisinde ilelebet FARKLILIKLARIMIZLA BİRLİKTE yaşayalım! Demekte idi. Yine paylaşımında, hastalığın tedavisi yöntemi olarak “AKİL İNSANLARIMIIZN oluşturacağı bir kurul, daha açıkçası MAHKEME bu gidişe bir dur demelidir” diye bir cümle kurmakta.

Bu ve benzeri paylaşımlar zaten sıkça karşımıza çıkmakta. Çözüm ne olmalı diye düşünürken sevgili hemşehrimiz Murat Papşu’nun sahibi ve sorumlusu olduğu “KAFKASYA ÇALIŞMALARI Sosyal Bilimler Dergisi”nin Eylül 2017 tarihli son sayısını okumaya başladım. Dergide Anastasia Ganich’in Ürdün Çerkes Diasporası başlıklı makalede Ürdün Amman’daki Çerkes Yardımlaşma Derneği’nin yapılanması vs. anlatıyordu. Bu arada bir paragraf dikkatimi çekti. Dernekte kurulan Çerkes ve Çeçen Yaşlılar Heyeti (Nahıj Hase) “anlaşmazlıkların çözülmesi ile ilgileniyor, topluluğun çıkarlarını temsil ediyor, Ürdün’deki diğer etnik grupların ileri gelenleriyle temaslar kuruyor”du.

Yıllardır belli insanlarımızın ve şahsımızın da dile getirmeye çalıştığı ete kemiğe bürünmüş örnek bir yapı kurulmuş ve çalışıyordu. Tabii Ürdün gibi Çerkes Diasporası’nın çok az bir nüfusa sahip olduğu bir yer, bir başka ölçeğe örnek teşkil etmeyebilir belki ama yine de denemeye değer diye düşünüyorum.

Kadim kültürümüzün en önemli müessesesini tekrar hayata geçirmek ve bunu diğer toplumlara rol model sunmak büyük bir kazanım olabilir.

Gelin bu konuda hep beraber bir beyin fırtınası oluşturalım. Olabilirliği noktasında argümanlar üretelim. Kişileri şimdiden gündeme getirmeden, meseleyi tartışalım. Kişiler üzerinden giderek ortamı germeden, neyi, ne zaman, nasıl yapabilirizi eni konu tartışalım.
Eminim ki en sonunda en doğru isimleri bulup meseleyi bir hal yoluna koyabiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here