Kadim Çerkes El Sanatları’nın yolculuğu sürüyor

0
291

Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı YK üyesi Rengin Yurdakul’a vakıf bünyesindeki ADIYUF Çerkes El Sanatları Tasarım, Öğrenim ve Uygulama Atölyesi’nin 24 Kasım-5 Aralık tarihleri arasında Beşiktaş Deniz Müzesi’nde gerçekleştirdiği sergiyle ilgili düşüncelerini sorduk.

-Deniz Müzesi’ndeki sergiyi 2015’teki sergi ile karşılaştırdığınızda neler söyleyebilirsiniz? Ziyaretçi profili ve tanık olduğunuz yorumlar açısından bir değerlendirme de yapar mısınız?

-Bu seferki sergi İstanbul’da açtığımız ilk sergiden daha çok ses getirdi. İlk sergimizi Nişantaşı’nda yapmış olmamıza rağmen orada bu kadar çok ziyaretçimiz olmadı. Burada ilgili-ilgisiz veya rastgele gelenler dahil olmak üzere pek çok ziyaretçiyle muhatap olduk. Birazcık daha yumuşak görüşlüydü ziyaretçilerimiz. Yumuşak görüşlü derken şunu kastediyorum: İlk sergide, sergimizi gezip panodaki yazıları okuduktan sonra “Niye böyle şeyler yapıyorsunuz siz hiç Kazım Mirşan’ın kitaplarını* okumadınız mı?” diye hafif tartışma yaşamıştık bir ziyaretçimizle. Oysa biz Herodot’tan başlayan birçok yazılar asmıştık ama hanımefendi illa ki Kazım Mirşan daha önemli demişti. Başka ziyaretçilerle de yaşanmıştı benzeri minik tartışmalar. Bu seneki sergide hiç böyle bir şeyle karşılaşmadık. Bu enteresandı.

Rengin Yurdakul

Topkapı Müzesinden emekli bir kadın, yazıların hepsini okuduktan sonra “Padişahların neden Çerkes kadın seçtiklerini şimdi daha iyi anladım” dedi. “Bunları siz nereden uydurdunuz” diye hiç kimse itiraz etmedi ama çok yanlış bilgilerle gelen ziyaretçiler de vardı. Çerkeslerden değil, dışarıdan gelen ziyaretçiler içinde çok yanlış bilgileri olan vardı. Bir ara birileriyle ilgilenirken bir ses geldi kulağıma “Kara Kalpaklar” diye birisine bir şey anlatıyordu, hemen döndüm o tarafa. Öğretmenmiş, genç bir adam. “Arkadaşlara anlatıyordum, Kurtuluş Savaşındaki kara kalpaklar bunlar” deyince “Kurtuluş Savaşındaki kalpak zaten Çerkes kalpağından kaynaklanan bir şey, çünkü başlatanlar onlar ama sizin kara kalpak dediğiniz Kara Papaklar diye ayrı bir halk” dedim. “Hiç bilmiyoruz, hiç duymadık” dediler. “Kafkasya’da yaşarlar ama Türk kökenlidirler” dedim. Bazıları da deftere “Anadolu’nun güzel insanları” diye not yazmışlar. Kafkasya’yı Anadolu’nun içinde bir coğrafya olarak düşünen ziyaretçilerimiz de oldu.

Bir ziyaretçi, “Padişahların kılıçlarını da gördüm ne mutlu bana” yazmış ziyaret defterine…

Bir de bu sene yazıları okuyanların sayısı oldukça fazlaydı. Bizim en büyük şikayetimiz, sergiyi destekleyen panoların fazla okunmaması idi. Samsun’daki sergimizde yazıları sadece üç kişi okumuştu, biri belediye başkanıydı diğer ikisi Çerkes değildi.

Metalin, maden çalışmalarının ilk Kafkasya’da başlayışının kısa bir özetini verdiğimiz tarihçe çok ilgi gördü. El işi kitaplarına büyük ilgi gösterildi. Bu iş İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları (İSMEK) bünyesinde “Kazaziye” adı altında öğretiliyor. Bütün İSMEK’ler haberleşip geldi. “Biz bunları öğrenmedik” diyenler oldu. “Niye bunca sene beklediniz, neden tescil ettirmediniz?” diye soranlar oldu. Aklımıza bir cevap gelmedi ne yazık ki. Meğer Trabzon bunu iki sene önce adına tescil ettirmiş Kazaziye olarak. Oysa Kazaziye’nin Türkçede hiçbir anlamı yok.

-İSMEK’ten eğitimle ilgili bir talep gelebilir mi?

-“Çerkes El Sanatları adı altında kurs açılması için sizin başvurmanız gerekiyor” dediler. Biz de arkasında bir talep olsun ki bizim başvurumuz da kabul görsün diye düşündük.

-Sergilerinizin yeni rotasında hangi şehirler var?

-Aslında biz öncelikle bir albüm hazırlama derdindeyiz. Çalışmaların, yazılan-çizilenlerin kalıcı olması ve objelerin yanlarında hikâyelerinin olması. O hikâyeler çok önemli. Kendimizi ve farklılığımızı anlatıyoruz o hikâyelerle. Araştırıyoruz, soruşturuyoruz. Bizi aşan bir iş ama öncelikli hedefimiz böyle bir çalışma yapmak.

Nalçik’te Madina Saralp yerini bize tahsis edecek, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı ile şu an iletişim halindeyiz. Bakanlık bütün malzemelerin resmini istedi. Öncelikle onu hazırlayacağız

Sonraki hedef Bodrum. Bodrum fikri şöyle oluştu: Samsun’daki sergimize rehber bir kadın gelmişti. Çerkes değildi ve sergiyi çok beğenmişti. “Niye yazlık yerlerde yapmıyorsunuz bu sergiyi? Ben bunları gezdirdiğim gruplara göstermek isterim” dedi. Bodrum’da yaşayan bir akrabamız var, o da destekledi. “Ben müracaat işlerini yaparım” dedi. Mekân olarak Bodrum Kalesi için konuşmuşlar. Projelerimiz bunlar ama en öncelikli projemiz bir albüm hazırlayabilmek…

-Salı günleri kurs çalışmaları devam ediyor mu?

-Devam ediyor. Kursa katılım için çok talep oldu sergide.

*Ön Türk Tarih Araştırmacısı, Türkolog