Demokratik İslam Kongresi Kadın Meclisi Üyesi Hatice Kavran: “Her kim bir insanı yaşatırsa insanlık yaşar”

0
13

Hatice Kavran

Bingöl’de doğdu. İlkokulu Bingöl’e bağlı Kırkağıl Köyünde, ortaokul ve liseyi Adanada okudu. 2004 yılında ÖSYM yoluyla yerleştiği KKTC Lefkoşa Avrupa Üniversitesinden geçiş yaptığı Yakındoğu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden 2008’de mezun oldu. Aynı üniversitede orta öğrenim “Alan Öğretmenliği”nde yüksek lisans yaptı. 2014 yılında Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü Kürt Dili ve Kültürü Anabilim Dalında Zazaca yüksek lisans yaptı. Ayrıca Anadolu Üniversitesi sosyoloji bölümünden mezun oldu.
Zazaca hikaye ve yazıları Şewçıla dergisi ve Newepel gazetesinda yayınlanmıştır.

***

Demokratik İslam Kongresi Kadın Meclisi Üyesi Hatice Kavran ile kongrenin varlık gerekçelerini ve Türkiye’deki siyasi iklime bakışını konuştuk.

-Demokratik İslam Kongresi nedir, ne zaman, neden ve kimler tarafından kuruldu?
-Demokratik İslam kongresi (DİK), 2014 yılında ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili olarak sorumluluk bilinci ile bir araya gelmiş duyarlı ve alanlarında yetkin insanlar tarafından çerçevesi belirlenip bu alandaki ihtiyaca binaen kurulmuştur.
Kuruluşunu Diyarbakır’da coşkulu bir toplantıyla ilan ederek; amacını ve çalışmalarını kamoyu ile paylaşmış olan Demokratik İslam Kongresinin sonuç bildirgesinde amaçlarının genel çerçevesi belirtildi ve “Her kim bir insanı yaşatırsa bütün insanlığı yaşatmış gibi olur” (Maide/32) ayetinden hareketle barış için çalışanlara, barış için mücadele edenlere çağrıda bulunularak; gittikçe yaygınlaşan şiddet sarmalı, bölünmüşlük ve çatışmanın İslam coğrafyasını kaosun içine sürüklemesi sonucu; bütün bunlara karşı bir bilinçlenme hareketi olarak kuruldu. Çünkü İslam, taşıdığı mesajla, adalet, barış ve insanlık adına söylenebilecek en son evrensel ilkeleri temsil etmektedir.
Kalıcı ve kabul edilebilir bir barışın inşasında İslami ve insani duyarlılığı olan tüm toplumsal kesimlerin ne tür katkılar yapabileceği konusunda tartışmalar yürütülerek; Medine Sözleşmesi referans olarak kabul edildi. Sözleşme’nin Medine’de yaşayan tüm toplumsal grupların hak ve hürriyetini müzakereler sonucunda yazılı garanti altına aldığı açıktır.
DİK, günümüzde yaşanan sorunların çözümünde diyalog, müzakere, istişare ve anayasal düzenlemeler çerçevesinde Medine Sözleşmesi’ni model almaktadır.

“Kadın cinayetleri %1400 artmış durumda”

-DİK Kadın Meclisi hakkında bilgi verir misiniz?
-Demokratik İslam Kongresi şura’sının %50’si kadınlardan oluşmaktadır. Şura’daki kadınların kendi aralarında örgütlülüklerini meclisleşerek devam etme kararı sonucu DİK Kadın Meclisi oluşmuştur. Bugün bu meclisin üyesi yüzlerce kadın bulunmaktadır. Bu meclis kendi kadrolarını yetiştirmek üzere periyodik iç eğitimler düzenlemekte olup çalışmalarına devam etmektedir.

-Siyaseten açık tavır aldı mı DİK, örneğin mahalli seçimlerde, genel seçimlerde?
-DİK, siyaseten açık bir şekilde tavrını yaptığı çalışmalarla ortaya koydu. Örneğin Halkların Demokratik Partisi içerisinde yer alan DİK üyeleri, seçim çalışmalarına katılarak katkı sunmuşlardır.

-Eğitimde reformları nasıl değerlendiriyorsunuz? 4+4+4, müfredat değişikliği vd?
-Açıkçası eğitim reformları dedikleri taslaklar bizce reform niteliği taşıyan taslaklar değildir. Birtakım değişiklikler yapıldı, ancak bunlar reform değil; eğitimin kalitesini düşürmekten öteye gidilmedi. Asıl amaç kendileri için kadrolar yetiştirmekti. Bu nedenle hızla binlerce imam hatip okulları açıldı; bu okullardan mezun olan gençlerin üniversitelere yerleşebilmeleri için de yılda bir-iki kez sınav sistemleri değiştirildi. Bu gençlere verilen eğitimle üniversitelere girmelerinin zor olduğu anlaşılınca sistem bu eğitime uydurulmaya çalışılıyor.

“Barış, özgürlük, eşitlik, adalet çizgisi taviz vermeyeceğimiz kırmızı çizgimizdir”

-Kızlar ve eğitim, kızlar ve çocuk gelinler ve devamında abisi, babası, kocası, sevgilisi erkeklerin neden olduğu kadın cinayetlerini değerlendirir misiniz?
-Kız çocuklarına yönelik mesnetsiz kabul edilmez açıklamalar yap boza çevirirken eğitim, kadın cinayetleri gibi konularda da mevcut iktidarın karnesi olumsuz olarak bir hayli kabarıktır. Kadın cinayetleri %1400 artmış durumda. Erkek egemen zihniyet, kadınların sosyal hayattan çekilmelerini sağlamak ve erkeğin izin verdiği ölçüde bir yaşam sürmeleri için; bu cinayetleri işleyen erkeklerin ceza almamaları ya da düşük cezalar almalarını sağlamak üzere; yargıyı yargı olmaktan çıkararak erkeklerin işledikleri kadın cinayetlerini aklayan mekanizma haline dönüştürmüş durumdadır. Kadın katillerine kravat takıyor denerek ceza indirimi uygulanmasına ancak ortaçağda ya da tiyatro sahnelerinde rastlanılır.
Kız çocuklarının eğitim için adım adım okullardan uzaklaşmalarını sağlamak amacıyla önceleri örtü meselesine çözüm adı altında zorunlu ilköğretimde değişikliğe gidilerek, başını açmak istemeyen açık liseye devam edebilir dendi. Sonra hızla kız imam hatip okulları açıldı. Oysa hala imam olan bir kadın yetiştirmiş değiller. Sonra çocuk yaşta evliliği meşrulaştırmak için önce kirli düşünceli ilahiyatçıları ve kendi korumalarındaki tarikat mensuplarını bütün televizyon kanallarında konuşturarak bunlara zemin hazırladılar. Nihayetinde Diyanet vasıtasıyla fetvalar yayınlayarak ve imam nikahı zulmüyle bu sapkın düşüncelerini taçlandırdılar. Bugün itibarıyla yüzlerce hamile çocuğun hastanelerde kayıt dışı doğumlarının gerçekleştiği haberleri yayınlanıyor. Kuran-ı Kerim ortada dururken hadis olmadığı halde hadis dedikleri yalan yanlış uydurmaları kendilerine referans aldılar ve sanki İslam’ın özüymüş gibi sundular. Buluğ yaşını rüşt yaşıymış gibi anlattılar. Bütün bunlar için rüştün gerekli olduğu Kuran-ı Kerim’de açıkça bildirilmektedir.

“AKP ile birlikte ‘Siyasal İslam’ kavramının kullanılması da AKP’nin İslamla ilgili sıkıntıları olduğunu gösterir”

-AKP’nin siyaset ve din konusundaki tutumuna ne diyorsunuz? Başlangıçtan bu güne aynı mıdır, değişiklik yaşanmış mıdır?
-AKP’nin İslam dini ile ilgili pratikleri asla İslami değildir. Bu her alanda böyledir. Yalnızca İslam değil; ilahi ve beşeri bütün dinlerde genel çerçevede bir takım öğretiler ve hükümler vardır ki bunlar o inançların özlerini oluşturmaktadır. Örneğin, Kutsal Kitaptaki 10 emir, Kuran-ı Kerim’deki “Kim haksız yere birini öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir” ayeti. Ve beşeri din olan Budizm’deki “Öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan konuşmayacaksın” gibi öğretiler. AKP dini de ırkçılık temellidir. İlk iktidar zamanında bir takım demokratik söylemlerle halka gitmişti ama iktidar olduktan sonra o söylemleri terk etti.
Barış süreci ve bazı demokratik söylemlerle belli bir zaman devam ettiyse de kadrolaşmasını tamamladıktan sonra bütün söylemleri değişti. Bugün MHP ile aynı çizgide olması da bunun kanıtıdır.

“Kadın katillerine kravat takıyor denerek ceza indirimi uygulanmasına ancak ortaçağda ya da tiyatro sahnelerinde rastlanılır”

-Suriye ile bütün dünyanın gündeminde olan; İslam, siyasal İslam, şiddet, din cihat, İŞİD gibi kavramlar üzerinden bir değerlendirme yapar mısınız?
-Bu saydığınız kavramları aynı cümlede kullanmak bence beraberinde bir takım sıkıntıları da getirmektedir. Siyasal İslam diye İslami bir ifadenin İslami olduğunu düşünmüyorum. İslamın böylesi sıfatlara ihtiyacı yoktur. Bu bir kurum değil ki bir sıfata ihtiyacı olsun. Siyasal Hırıstiyanlık ya da siyasal Yahudilik de aynıdır. Dinlere bazı sıfatlar ekleniyorsa sıfatın eklendiği alanda o dinin yetersizliğini ya da tahrif edilmişliğini gösterir.
AKP ile birlikte “Siyasal İslam” kavramının kullanılması da AKP’nin İslamla ilgili sıkıntıları olduğunu gösterir. Yaptıklarının İslami olmadığı ve buna “Siyasal İslam” denirse İslamla ilişkilendirebiliriz fikrinden yola çıkılarak siyasal İslam kavramını literatüre koydu. İslamın özü AKP’nin yaptıklarıyla uyuşmamakta. Şiddete gelince sadece İslam değil bütün dinler şiddeti reddetmekteler ancak dinlerin özleri ya yok edildiği için ya da yok edilmek istendiği için din adına şiddet uygulanıyor. Örneğin, İşid İslamı kullanarak şiddet uygularken, İsrail ise Museviliği kullanarak (vaad edilmiş topraklar) şiddet uyguluyor. Bazı örgütler de mezheplerini din olarak gördükleri için mezheplerinin emirlerini yerine getiriyorlar. Geçmişte Hıristiyan dünyasında mezhep savaşlarının yaşanması da bunun sonucudur. Bugün de bu savaşlar İslam ülkelerinde yaşanmaktadır.

-Anayasa referandumu konusunda neler söylersiniz?
-Referandumun adil ve demokratik bir ortamda yapıldığını düşünmüyorum. Ayrıca şaibeli sonuçları olan bir seçim oldu. Halkın taleplerinin dikkate alınmadığı da ortada. Bir anayasa referandumundan çok AKP referandumu oldu.
DİK’in referandum kararı hayır yönünde gerçekleşti.

“Demokratik İslam Kongresi, günümüzde yaşanan sorunların çözümünde diyalog, müzakere, istişare ve anayasal düzenlemeler çerçevesinde Medine Sözleşmesi’ni model almaktadır”

-YSK kararı ve sonuçlarını değerlendirir misiniz?
YSK kararı tam bir hukuksuzluktu. Seçimin AKP lehine sonuçlanması için AKP‘nin yan kolu gibi kararlar verdi. Bağımsız bir kurum olmadığını verdiği kararlarla ortaya koydu. Bu nedenle halkın gözünde güvenilirliğini yitirdi.

-DİK’in referandum tavrı neydi?
Bu referandumda bizim de kendimizce bazı ölçütlerimiz vardı elbette. Öncelikle barış, özgürlük, eşitlik, adalet çizgisi bizim taviz vermeyeceğimiz kırmızı çizgimizdir. Bu çerçevede politika yürüten adaylarla yan yana durmaktan çekinmeyeceğiz. Ülkenin kaderinin eril, tek tipçi, faşist zihniyetlere bırakılmaması gerektiğine inanıyoruz.

-Okuyucularımıza iletmek istediğiniz ek bir şeyler var mı?
Sesimizin ulaştığı herkesin bu ülkenin kaderini zalim iktidarlara bırakmamaları ve hep birlikte huzur içerisinde yaşayacağımız bir dünya için iradelerine sahip çıkmaları gerektiğini hatırlatarak vicdanlarına kulak vermelerini istiyoruz.
Bizlerin gelecek nesillere barışçıl bir dünya armağan etmek gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Huzurlu yarınları hep birlikte çocuklarımız için inşa etmek adına hep birlikte mücadele etmeliyiz.
Allah yar ve yardımcımız olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here