Kadim Oset Yılbaşı Bayramları

0
13

Evin Koruyucu Meleği ve Şeytanları’nın Gecesi
Eski zamanlarda bayramların Osetlerin hayatlarında çok önemli rolü vardı. Tarım toplumunun döngüsel yaşamından türeyen bu bayramlar çok önceleri güneşin hareketiyle şekilleniyor ve Ayın hareketleri ve haftanın günleri ile de kesin tarihleri saptanıyordu. Daha sonraları önce Hristiyan daha sonra da seküler takvimler bu bayramların yerlerini değiştirse de esasen Aryan inancının Oset toplumunda aldığı şekil olan, Waşdin/Ætsægdin/İrondin adlarıyla anılan, geleneksel inancı yansıtan pek çok unsur bugüne kadar varlığını sürdürdü. Bu ata inanç sistemi sonraki dinlerle melezleşse de ayrıksılığını halen koruyor ve Osetlerin ayırd edici etnik kimliğinin de ana unsuru olarak görülüyor kimilerince. Osetler Aryanlar gibi yeni yılı günlerin artık uzamaya başladığı ve Güneşin yeniden doğduğuna inanılan Kış Gündönümü’nden sonraki 4. gecede kutluyorlardı ki bu daha sonra Katolik Hıristiyanları tarafından İsa’nın yeniden doğduğu kabul edilen gecedir. Ortodoks takviminin bu geceyi 13-14 Ocak olarak tanımlamasından dolayı yeni yıl kutlaması bu tarihe kaymıştır.
Bu geceden yaklaşık bir hafta önce de Bınatı Xitsawı æmæ Xæyræcıtı Æxtsæv kutlanırdı ki bu da geleneklerine bağlı Osetler için çok önemli bir gecedir. Yani “Evin Koruyucu Meleği ve Şeytanları’nın Gecesi”. Bu gece her evin koruyucu meleğine (bınatı xitsaw) ve de yine her evin kötü ruhu (xæzarı xæyræg) için ziyafet hazırlanırmış her evde. Koruyucu meleğin gönlünü almak gerekirmiş eve bolluk, bereket getirip ev ahalisini korusun diye. Zamanında Waştırci’nin yenip insanların arasından sürdüğü, ama çok da uzak olmayabilen, yine her evin kendi kötü ruhunun /şeytanının da gönlü, evdekilere musallat olmasın diye alınmak istenirmiş.* Gücü yetenler, şeytanların yarattığı düşünülen, (tercihen siyah) bir keçi (oğlak) yetmeyenler ise siyah bir horoz kurban ederler, kurbanın kanı (sonrasında da kemikleri postu veya tüyleri) bir kaba toplanıp ya gömülür ya da bir ırmağa bırakılırmış ki kediler, köpekler bu kurbana hiçbir biçimde dokunamasınlar diye.
Gece her ev kendi ziyafet sofrasını hazırlarmış: hiç parçalanmadan, ya da büyük parçalar halinde, haşlanmış kurban, üç Oset Böreği (ærtæ wælibæxtæ) ve içkilerle ayrıca diğer yemekler, tatlılar, turşular vb. ile mükellef bir sofra olurmuş bu. Sonra, evin büyüğü Bınatı Hisaw’dan kendilerini ve hayvanlarını korumasını, bu hazırladıkları sofranın son olmamasını dileyen bir dua yaptıktan sonra sofrayı bırakıp ışıkları söndürüp ev ahalisi topluca evden dışarı çıkarlarmış kutsal ruhlar rahat yiyebilsinler diye sunuları. Bu duada Tanrı’nın ve diğer kutsal varlıkların adı anılmazmış bu ruhları kızdırmamak için. Daha sonra gelip yemekleri kontrol ederlermiş: eğer bir lokma eksilmiş ya da bir yudum içilmiş ise sunulardan o yıl aileden birinin öleceğine inanılırmış. Kendileri de yemeklerini yer ve evin büyüğü duasını (kuwd) yapıp temennilerini dile getirirmiş. Bu gece ziyafeti sadece evin ahalisi içinmiş ve hiçbir yabancı/misafir bulunamazmış sofrada yoksa Evin Şeytanının kızacağına inanılırmış; eğer bir misafirin olması kaçınılmaz ise ona ayrı bir sofra hazırlanırmış. Yemekten sonra da meydanlarda büyük ateşler yakılır ve yeni yılın ilk Güneş’inin doğması beklenirmiş.
*Halen Osetler evlerini kötü ruhlardan korumak için dikenli çalılar ya da şapkaların, kıyafetlerin üzerine iliştirilmiş iğne ve çivilerle yaptıkları tılsımları pencerelerin, kapıların üzerlerine asarlarmış.

Yılbaşı (Yeni Gün, Nog Bon/Anzisær)
Eski Ortodoks Takvimine göre bu gece 13-14 Ocak Gecesidir. Bu gecede de her ailede büyük bir ziyafet düzenlenir ve sofra ne kadar zenginse gelecek yılın da o denli farn (bereket/bolluk) içinde geçeceğine inanıldığından Oset şölen sofralarının olmazsa olmazı üç Oset Böreğı (ærtæ wælibæxtæ) ve içkilerle beraber elden gelen hiçbir şey sakınılmazmış. İnsan, hayvan ve eşya şeklindeki çörekler, basıltæ diye adlandılıran peynirli börekler de olurmuş bu sofrada. Bu da bir aile içi kutlama olduğundan akşamdan sonra herkes kendi evinde olur ve misafir de kabul edilmez, hatta konu komşuda kalmış alet edevat türü şeyler bile geri istenir, yeni yıla eksiksiz ve fazlalıksız girilirmiş. Bu gece yılda sadece bir kez olmak üzere evin uğur tılsımının “tsıkurayı færdıg” (boğa yılanının başındaki taş ya da başkaca alacalı bir boncuk) da kutusundan törenle çıkarılıp ondan evi korumayı sürdürmesi ve bereket dilenip yeniden kutusuna konulduğu gecedir aynı zamanda.
Ertesi gün yani yeni yılın ilk günü evin en küçük oğlu dereden taze su getirirmiş, su perileri (donı wælibæxtæ) için su kenarına bir parça ekmek ya da etli börek (fıdcın) bırakırmış evin delikanlısı. Bu taze su ile her yıl sadece bir kere yapılan, güneşi sembolize eden, peynirli ç’iri olan ærthuron (güneşin ateşi) yapılırmış. (Digoronlar buna Rozingæ derlermiş ki bu da ateşle/ışıkla ilgili bir deyimmiş). Her evin hanımı bu ærthuronu elinden geldiğince büyük yapmaya çalışırmış. Bu (Iştır Xuısaw’un yanı sıra bolluk bereket getiren güneş tanrısı) Ærthuron şerefine pişirilmiş ç’iri ile yılın ilk yemeği yenirmiş. En iyi kalitede peynirin yanı sıra içinde tereyağı, yumurta ve pişmiş tahıllar da olan bu ærthuron evin ahalisinin sayısı kadar parçaya, yıl içinde bir çocuk isteniyor/bekleniyorsa da bir fazla olmak üzere, bölünürmüş. Ærthuron’un içine bir parça çubuk, para ya da kumaş parçası konulur, bu kime denk gelirse o yıl onun için iyi geçecek denirmiş.
Yemekte evin büyüğü yeni yıl duasını yaparmış, bu duada nasıl geçmiş olursa olsan geçen yıl için Xuısaw’a şükranını dile getirir ve gelecek yıl için tüm dileklerini dile getirirmiş. Hiç bir şeyi unutmamak gerekirmiş bu dileklerde çünkü Tanrı’nın gelecek yılda dağıtacağı her şeyi bu gün pay ettiğine inanılırmış. Bu gece hiç uyanmazmış, komik ya da ürkütücü kıyafetler giymiş gençler sabaha kadar kapı kapı dolaşırlar, “evin beyi geyik avlasın, hanımı oğlan doğursun, eliniz bize basıltæ versin” diye şarkılar söylerlermiş. Ev ahalisi onlara yemekler verir onlar da dans ederlermiş. Kimileri de korkutucu maskeler takar daha küçükleri korkuturmuş. Bu turlarda hiç bir evin atlanmaması gerekirmiş yoksa uğursuzluk gelirmiş o eve. Sabaha doğru evlerden dışarı, o evden ölen kişi sayısı kadar, saman balyası çıkarılır ve evin büyüğü bunları “ışıklar içinde olun ölülerimiz” (ruxşag ut næ mærdtæ) sözleriyle ateşe verip ruhlarına hediye edermiş bu ışığı ve bununla yıl boyu aydınlanacaklarına inanılırmış.
Yeni yılın ilk gününde insanlar birbirlerini ziyarete çıkarlar ve evin eşiğinden, ev ahalisi dışındaki geçen ilk kişinin o yılın nasıl geçeceğini belirleyeceğine inanılır, onun gönlü alınmaya çalışılırmış. O kişi de eve girerken eşiğe bir avuç buğday ya da mısır saçarmış ki eve şans ve bolluk gelsin o yıl. Bu ziyaretler günlerce sürermiş.
Evde evlenme yaşında bir genç kız varsa o da yeni yıl gecesi yatmadan iki tuzlu çörek (tsæhcın gûl) yiyip üçüncüsünü yastığının altına koyar ve uyurmuş, evleneceği delikanlı her kimse o, ona rüyasında su getirirmiş, o da bilirmiş kiminle evleneceğini. Bu yüzden bu gecenin adı Yazgı Gecesi’dir (Fışşæn Æxşæv) aynı zamanda.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here