19. Yüzyılda Abazaların Vatanlarına Geri Dönme Teşebbüsleri

0
504

19. yüzyılın ilk yarısından itibaren siyasi nedenlerden dolayı ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Abazaların sürgün esnasında yaşadıkları zorluklar, topraklarını terk etmiş olmanın vermiş olduğu derin üzüntü ve psikolojik eziklik; geçici olarak barındırıldıkları yerlerde yaşadıkları aksaklıklar ve hastalıklar; iskân edildikleri yerleşkelerde uyum sorunları, yerli ahali ile yaşanan anlaşmazlıklar ve ekonomik sorunlar gibi birçok nedene bağlı olarak büyük çoğunluğu yerleştirildikleri toprakları benimsememiştir. Bu sebeple büyük bir kitle geri dönmek için defalarca teşebbüste bulunmuştur.
Abazaların ülkelerine geri dönüşü San-Stefano Barış Antlaşması’nın akdedilmesini müteakiben hızlanmıştır. Onlar öncelikle Batum’a ulaşmaya, oradan ise Abhazya’ya gitmeye çalışmıştır. Batum’dan “organize” şekilde dönen Abazaların sayısının tespitini sağlayacak belirli listeler mevcuttur. Örneğin 10 Eylül 1878 tarihinde düzenlenen listede 167 kişi, 31 Ocak 1879 tarihli listede 47 kişi yer almaktadır.1 Bilhassa 219 kişinin kayıtlı olduğu 16 Şubat 1879 tarihli liste dikkat çekicidir. Listede, sosyal durumuna ilişkin sütunda 5 kişinin haricinde “ankhayü”, yani köylü, dini inancı sütununda ise “Ortodoks” oldukları belirtilmektedir. Söz konusu liste genel olarak Oçamçıra, Adzyübja, Aatsı, ve Durıpş yerleşim birimlerinin sakinlerini kapsamaktadır.2
Sohum bölümü komutanının 3 Ağustos 1879 tarihli telgrafında, Batum’dan “hiçbir geçim kaynağı olmayan” 1000 kişinin geldiği bildirilmiştir.3 24 Ağustos tarihinde ise Batum askeri valisinin Abhaz muhacirler için ödenek bulunmadığından 60 kişiyi Sohum’a gönderdiğini, “geçici olarak kabul edildiklerini”, fakat yiyecek yardımının yapılamadığını bildirmiştir.4 18 Eylül gecesi Gagra’ya 60 kişi daha indirilmiştir.5 Başka bir telgraftan, fırtına sonucunda 285 Abhazı taşıyan ve Abhazya’ya seyreden geminin Batum’a saptığını, perişan durumda olduklarını öğreniyoruz.6
1880 yılında geri dönen Abhaz göçmenlerin sayısı artmıştır. Kış şartlarında muhacir grubu iki gemi halinde Samsun’dan Abhazya’ya yol almıştır. Yolda ölen 10 kişiyi denize atarak 10 günlük yolculuktan sonra gemilerden biri 170 mülteciyle birlikte Sohum’a ulaşmıştır. Fakat birkaç kişiyi defnetmeleri için sadece iki gün kalmalarına izin verilmiş, daha sonra savaş yelkenlisi ile Osmanlı’ya geri gönderilmişlerdir.7
Temmuz 1880’de Batum’a İngiliz bandıralı gemiyle ülkesine dönmek isteyen 1200 Abhaz gelmiş, ancak bölgenin askeri valisi “pasaportsuz” olduklarından sahile inmelerine izin vermemiş, Türk konsolos ise hiçbir girişimde bulunmamıştır.
Gemide insanlar aç, susuz ve yağmur altında bekletilmiştir. “Zavallılar, çıkmaz bir durumda bulunmaktadır” diye yazan bölge gazetelerinden biri şöyle devam eder: “18 gündür gemideler, dar bir alanda, yağmur ve güneş altında, yiyecek ekmekleri dahi yok. Söylediklerine göre açlıktan 10 kişi ölmüş.”
18 Haziran 1880 tarihinde Sohum’a çoğunluğu Gumlu olmak üzere 150 kişilik Abhaz grubu gelir; aralarında 60’lı yıllarda göç edenlerde vardır. Kafkasya valisi, “pasaportsuz ve Osmanlı vatandaşı” oldukları gerekçesiyle Osmanlıya geri gönderilmelerini emreder. Fakat onlar Gumısta nehir yakınlarında “izinsiz” olarak sahile iner.
19 Temmuzda yine çoğunluğu Gumalı olmak üzere 188 Abhaz daha Gudauta’ya ulaşır. Kısa bir süre sonra Çar yetkilileri Osmanlıya “geri gönderilmek” üzere önce 100 Abhaz’ı, belli bir süre sonra 250 kişiyi daha Batum’a sevk eder.
22 Temmuz 1880 tarihinde Sohum Bölüm Komutanı’na 21 Haziran’da doğrudan Osmanlı’dan Sohum’a getirilen 194 Abhaz muhacirin bilgisi verilir. Türk konsolosu, söz konusu muhacir grubunu Abhazya sahillerinde bulundukları gerekçesiyle Türk vatandaşı olarak kabul etmediği için reddeder. Vali ise muhacirlerin, bilhassa Abhazya’ya Batum üzerinden gelmeyenlerin, Sohum’da yetkisi altındaki bölgeye gönderilmemesi talebinde bulunmuştur.8
4 Ağustos 1880 tarihinde “Golos” gazetesi muhabirinin, 28 Temmuz’da “Elbrus” gemisinin Sohum’dan Batum’a yaklaşık 300 “ölüme terk edilen göçmen” getirdiğine ilişkin haberinde Gumlular’dan söz edildiği aşikârdır. Muhabir haberinde şöyle demektedir: “Buraya getirilen ve en az 200’ü kadın ve çocuk olan Abhazların perişan durumu yürekleri sızlatıyor. Uzun yolculuk sonucunda bitkin ve zayıf düşmüşler. Birçoğu bir deri bir kemik kalmış. Gemi Batum’a gelir gelmez ikisi zafiyetten ölmüş. Şu anda tüm gelen grup öylesine bir meydana yerleştirilmiş durumda. Kısa bir süre sonra 50 kişilik küçük gruplar halinde savaş yelkenlileriyle Osmanlı’ya gönderilmeye başlanacaklar.”9
Kafkasya Valisi Grandük Mikhail Nikolaeviç’in 12 Aralık 1880’de Harp Bakanı’na bildirdiği üzere “kolonicilerin yerleşim birimleri, yerli halkı deniz sahilinden ayıracak, ikiye bölecek şekilde yerleştirilmesi” için Dranda, Abjakua, Akapa, Guma ve Aatsı köylerinin “boş” bırakılması kararlaştırılmıştır.10
12 Ağustos 1880 tarihinde, İngiliz bandıralı Agios Petros adlı gemi Osmanlı’dan Batum’a Abhazları getirir. Hava koşullarının iyi olması durumunda 400 yolcu alabilecekken, Agios Petros, 10 gün yolculuk sonunda 1200 Abhaz ile birlikte Batum’a gelir. Komisyon gemiye yaklaştığında inanılmaz kötü bir kokunun geldiğini hisseder; gemiye çıktıklarında ise trajik manzara gözler önüne serilir: 1200 Abhaz’ın arasında 4 ölü vardır, diğerleri ise solucanlar gibi birbiri üzerinde emeklemeye çalışmaktadır. Sebebi de gemide fiziki anlamda ayak basacak yerin olmaması ve bazılarının kötü kokudan bayılmış olmasıdır.11
Her ne olursa olsun Abhazlara sahile inmek yasaklanır ve gemi kaptanına hemen Türk sularına uzaklaşması emri verilir. Aynı gün, Sohum Şubesi Amirine, Kafkasya Baş Amirinden tüm tedbirleri alarak göçmenleri sahile indirmemesi emri gelir. 15 Ağustos 1880 tarihinde Batum Liman Komutanı Amiral, A.İ. Greve, Tiflis’e telgraf gönderir: “Vali, Abhazların sahile inmesine izin vermiyor. Onların arasında kırım yapan bulaşıcı hastalıktan ölümler başladı. Çocuklar, kadın ve erkeklerle dolu olan bu gemi lağım kanalına dönmüş vaziyette. Üç gündür yağmur yağıyor ve özel yapılan yardımlar bitmiş gibidir.”12 Valinin kendisinin de belirttiğine istinaden yolcuların durumu çok kötü. İki günden beri hiçbir şey yemediler ve suları da kalmamış vaziyette.13 17 Ağustos gecesi gemi su almaya başlar ve 1 ½ arşın kadar su toplar. Muhacirler sonunda kıyıya indirilir ve orada açlıktan, sıcaktan ve hastalıklardan ölmeye başlarlar. Golos gazetesinin muhabiri şunları yazar: “Bu zavallıların yüzlerini hatırladıkça insanın tüyleri diken diken oluyor. Bu başlarını sokacak bir yerleri olmayan insan kampının yanından geçerken, sadece hasta ve ölmekte olanların inlemesi duyulmakta idi. Bunca insanın, en fazla da çocukların bu umutsuz biçare bakışlarını ve felaketin çapnı görünce, kalbim derinden sızladı.”14
İşte bu korkunç manzarayı ve memurların insanlıktan uzak tutumunu gören Greve, Batum Sancağı Askeri Valisi’ne tüm hakikati anlatmaya karar verir. 17 Ağustos’ta yazdığı raporda şunları ifade etmektedir: “Siz ekselanslarınıza, ‘Agios Petros’ gemisinin denize açılma emrini yerine getirmem imkânsızdır diye şifahen belirttiğim olayın gerçekliğini doğrulamak için, geminin su almaya başladığına dair komisyon tutanağını dikkatinize arz ederim. Benim görevim, geminin su alması bir tarafa, bu halde bu geminin denize açılması tüm dünya gazetelerinde en kötü haberlere sebebiyet verecek ve barbar kaptanın insanlık dışı muamelesi sayesinde, gemiye bunca insanın sıkıştırılması haklı eleştirileri beraberinde getirecektir. Geminin içi çok kötü bir lağım kanalını andırmaktadır. Canlı ve ölü insanlar, kendi dışkıların içinde ıslanmış halde aç ve susuz yatmaktadır. Bu durumda onların denize açılmalarına izin vermek en kötü ölüm cezasına eşit olacaktır. Yüzlerce çocuk ve kadını bu şekilde cezalandırmak hem deniz kanunlarına hem de insanlık kanunlarına aykırıdır.”15
7 Eylül tarihinde “Agios Petros” gemisi Osmanlı’ya geri gönderilir. Türk sahillerine indirilmelerine de izin verilmeyince tekrar Batuma’a geri gelmek zorunda kalır. Batum sahil karakollarından biri geminin insanlardan kurtulmak için tekrar sahile yanaştığını ve Batum’a 20 mil uzaklıkta tüm insanları elverişsiz kayalıklar arasına, aç ve susuz bir şekilde indirdiğini üstlerine bildirir.
20 günün sonunda 178 kişi ölmüş, 200 kadar erkek kaçmıştır. Batum’a gönderilen ve çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 750 kişi de kendilerini acıklı sona hazırlamaktadır.
“Agios Petros” gemisinin kaptanı Abhazları ıssız sahile indirerek, daha doğrusu ölüme terk ederek Batum’a geri dönmüş, göçmenleri Türk sahiline indirdiğini, buraya “erzak almaya” geldiğini bildirmiştir. Fakat karakollardan gelen bilgiler gemi kaptanını ele verince gemi kaptanı ve dümenci tutuklanmış, sağ kalan Abhazlar ise 17 Eylül’de Batum’a geri getirilmiştir.16
17 Kasım 1880 tarihinde “Rusya” gazetesinde yayınlanan “Odesa’dan Batum’a” başlıklı makalenin yazarı Çar yetkililerinin ülkesine geri dönen muhacirlere inanılmaz acımasız tutumunu kaleme almıştır: “Gudauta’dan Sohum’a kadar asırlık ormanların yanından geçerken konuşkan yol arkadaşımız zavallı Abhaz göçmenlerin bu sahillerde maruz kaldıkları dehşet verici, duyulmamış ıstıraplardan bahsetti. Bazı hikâyeleri hakikaten inanılmazdı. Örneğin yönetimin, teknelerin sahile yanaşmasına izin vermemesi sonucunda ölümlerin yaşandığını anlattı. Bu gemiler iddiaya göre günlerce kötü hava şartlarında şehre birkaç kulaç mesafede demirlemiş sallanıyordu ve Osmanlı’dan dönen Abhazlar gemilerde açlık ve susuzluktan ölüyordu. Bazı zavallılar teknelerle yanaşarak su verilmesi için yalvarıyor fakat acımasız sahil güvenliği onları yaklaştırmıyor, tehdit ve küfürlerle geri kovuyordu.”17
Bu konuyu Maçavariani defalarca yazmıştır. Örneğin “Abhazya” makalesinde şöyle denilmektedir: “Osmanlı’dan 200-300 kişilik gruplar halinde gelmeye başlayan Abhazlar Rus hükümetine eski yerlerine yerleştirilmeleri için yalvarıyorlardı. Sahile çıkmalarına izin verilene ve kendi topraklarına ayakları basana kadar Abhazlar çok büyük acılar yaşamıştır. Dönemin yerel yönetimi onları geri kabul etmeye cesaret edemiyor ve Osmanlı’dan gelenler konuyla ilgili Kafkasya üst yönetim yetkililerinin kararını sahile çıkamadan Türk teknelerinde istiflenmiş balık gibi bekliyorlardı. Günlerce yakıcı yaz güneşinin altında kavruluyorlardı. Çocukların ağlama sesleri ve kadınların inlemeleri yürekleri sızlatırken, her hangi bir yardımda bulunulması yasaktı.”18
20 Eylül 1880 tarihinde Sohum Bölümü Komutanı Türk gemisinin Sinop’tan 300 Abhazı getirdiğini bildirmiş19, 22 Eylül’de ise Mçişta (Çernaya) Nehri yakınına 40 kişi indirilmiştir.20 3 Ekim tarihli telgrafta Psırdzkha Köyü’nden 280 muhacirden söz edilmektedir.21 28 Ekim’de Matsesty (Matsesta) yakınlarına indirilen 247 Abhaz muhacirin Abhazya’ya “yerleştirilmesi” kararlaştırılmıştır.22 Bu bağlamda Dışişleri Bakanlığı İstanbul’daki Rus Elçisi’ne “Abhazların Kuban bölgesine izinsiz geri dönüşlerinin sınırlandırılması ile ilgili gerekli önlemlerin alınması” önerisinde bulunmuştur.23
1880 yılının başlarındaki bir nüfus sayımına göre Gudauta bölgesinde 413’ü Osmanlı’dan geri dönenler olmak üzere toplam 2 bin 98 hane yaşıyordu. 10 Haziran 1881 tarihine doğru 1074 hane daha geri gelmiştir.24 Temmuz-Eylül 1881’de söz konusu bölgenin farklı noktalarına ulaşmış ve İstanbul Rus büyükelçiliği tarafından “kaçak” olarak tanımlanan 393 kişi daha kaydedilmiştir.25 1881 yılında Abhazya’ya 13 bin 258 kişi geri dönmüştür ki, bu rakam Abhazya’nın o zamanki toplam nüfusunun yüzde 21’ine tekabül etmektedir.26 K.D. Kudryavtsev, bölge nüfusunun yüzde 60’nı oluşturan 1877 yılı Abhaz muhacirlerinin toplam sayısının üçte ikisinin Osmanlı’ya gidiş-dönüş yolunda ve Osmanlı’da öldüğünü iddia etmektedir.27 1883 yılının başında Abhazya’nın nüfusu 64 bin 189 kişiye ulaşmıştır.28
1877 olayları sırasında “Golos” gazetesinin özel muhabiri olan ünlü Gürcü yazar ve gazeteci G.E. Tsereteli’nin sürgünler konusundaki tavrından yukarıda söz etmiştik. Makaleleri ve notları mültecilere samimi acıma duygularıyla, Abhaz halkının yaşadığı trajediyi kamuoyu ile paylaşma arzusuyla doludur. 1869 yılından itibaren 10 yılı aşkın süre “Droeba” gazetesinin editörü olan Gürcü aydınlar kesiminin bir diğer ünlü temsilcisi S.S. Meshi de, “Abhaz halkı’nın ulusal felâketinden” bahsetmiştir.29 Kendisi Abhaz ve Çerkes göçmenlerin yurtlarına geri dönüşlerini memnuniyetle karşılamıştır. Meshi, Çar hükümetinin sömürgeleştirme amacıyla Kafkasya’nın Karadeniz sahilindeki yeni bölgeleri boşaltma politikasını şiddetle eleştirmiştir.30

1Gürcistan SSC Merkez Tarih Arşivi Tiflis (CGİAG) f.545, l.1880, d.2069, s.8-10, 34-35
2CGİAG, f.545, l.1880, d.2200, s.27-32
3CGİAG, f.545, l.1, 1880, d.2073, s.3 arka sayfa
4CGİAG, A.g.e. s.4 arka sayfa
5CGİAG, A.g.e. s.12
6CGİAG, A.g.e. s.17 arka sayfa
7“Golos”, № 219, 10 Ağustos 1880
8CGİAG, f.545, l.1, 1880, d.2069, s.40-42
9“Golos”, № 224, 15 Ağustos 1880
10CGVİA, f.400, l.259/909, 1880, d.85, s.9 arka sayfa-10.
11“Golos”, 7 Eylül 1880
12CGİAG, f.545, l.1, 1880, d.2069, s.73
13CGİAG, A.g.e. s.121
14“Golos”, 7 Eylül 1880
15CGİAG, f.545, l.1, 1880, d.2069, s.116-117 arka sayfa
16“Golos”, № 261, 21 Eylül 1880
17Sohum’da yaşanan benzer durumu “Golos” gazetesi muhabiri yazmıştır: “Gemi Abhazların tıka basa dolu olduğu tek yelkenli tekneye birkaç adım mesafede durdu: teknede 120’den fazla kişi bulunuyordu. Bu zavallılar iki gündür kaderlerine terk edilmiş vaziyette demirleme yerinde bekletiliyordu… Abhazların sahile inmelerine izin verilmiyordu. Daha sonra yönetimin kararı ile aynı tekneyle Batum’a geri gönderildiklerini öğrendik (№ 219, 10 Ağustos 1880)
18“Çernomorskiy vestnik”, № 254, 14 Kasım 1899
19CGİAG, f.545, l.1, 1880, d.2069, s.152
20CGİAG, A.g.e. s.156
21CGİAG, A.g.e. s.165
22CGİAG, A.g.e. s.168, 172
23CGİAG, A.g.e. s.193
24CGİAG, f.545, l.1, 1880, d.2417, s. 9 ve arka sayfa.
Bir tek Lıhnı köyünde 1880 yılına ait kayıtlara göre 198 “Türkiye’den geri dönen hane geçici ikamet etmekteydi” (a.g.e., d.3103, s.213)
25CGİAG, f.545, l.1, 1880, d.2069, s.236, 240, 243, 245
26KK, 1882, s.246
Diğer verilere göre (D.A.Maçavariani) 10 Haziran 1880 tarihine gelindiğinde “majestelerinin izniyle” ülkeye toplam 15 bin Abhaz dönüş yapmıştır (bkz. Ş.V.Megrelidze. 1877-1878 Rus-Türk savaşı tarihinde Transkafkasyı. Tiflis, 1969, s.36-37
27K.Kudryavtsev. Abhazya tarihine ilişkin belgeler. Sohum, 1925, s.184
28İKORGO, 1883, C.VIII, № 1, s.92
29Gürcüce – G.S. 1964, s.20-21
30Gürcüce – G.S. 1903, s.493-494

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz