Sırğoj Hayrettin Eren? Devlet 38 yıldır susuyor

0
23

Cumartesi Anneleri’nin 713. hafta eyleminde, 21 Kasım 1980’de kaybedilen Hayrettin Eren’in akıbeti soruldu.

Beyoğlu’ndaki İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi binası önünde, Çevik Kuvvet’le etrafları sarılı şekilde açıklama yapan kayıp yakınları, Galatasaray Meydanının kapatılıp kendilerine yasaklanmasını da protesto etti.

Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, “Hayrettin Eren’in faillerinden hesap sormak için 38 yıldır ses yükseltiyoruz. Devlet Cemal Kaşıkçı’nın akıbetini soruyor ama biz kayıplarımızın akıbetini sorduğumuz ve failleri yargılansın dediğimiz için terörist ilan ediliyoruz. Bu nasıl bir iki yüzlülük” diye konuştu.

Hayrettin Eren’in kardeşi Faruk Eren de eylemin yasaklanarak İHD önüne sıkıştırılmasını eleştirdi, “İHD bizim evimiz, Galatasaray meydanımız” dedi.

20 Kasım 1980. Hayri’nin arabası çizilmiş. Onu yaptıracak. Bir de arabasındaki elektrik yükselticisini satmayı düşünüyor. Havalar soğumuş. Kömür parası yaparız, diyor. Her günkü gibi çıkıyor. Anası da kardeşleri de onu bir daha göremeyeceklerini bilseler… Hayri’yi dört koldan aramaya başlıyorlar. Bir hafta her yere soruyorlar. Birileri, yakalandı herhalde, diyor. Elmas Hanım kalkıp 1. Şube’ye gidiyor. Binanın önünde Hayrettin’in zincirlenmiş arabasını görünce biraz ferahlıyor. Arabanın plakası sökülmüş ama renginden, içinden tanıyor. İçeri girip oğlunu sorduğunda aldığı cevap irkiltici. “Bilmiyoruz. Biz de onu arıyoruz, bulamıyoruz.”

“Arabası burada, oğlum da burada olmalı” diyor ana. Polisler şöyle bir bakışıyorlar. Bir tanesi bir kahkaha atıp dışarı çıkıyor. Arabaya bakmaya… “Senin oğlun burada yok” diyorlar. “Çek git.” Elmas Hanım perişan. Aşağıya iniyor. Dışarıda pis bir yağmur yağıyor. Arabanın yanına gidiyor. Hayri’nin arabasını okşamaya başlıyor. Bir polis yaklaşıyor, “Ne arıyorsun burada?” diye soruyor. Elmas Hanım derdini anlatıyor. Polis, “Def ol git buradan, yoksa seni de alırlar” diyor. “Alsınlar, ne yapayım alırlarsa. Çocuğuma ne olduysa öğrenmek istiyorum.” “Git diyorum sana” diye bağırıyor polis.

… Başvurmadıkları yer kalmadı o günden sonra. Oğullarının içeride olduğunu duydular resmi olmayan kaynaklardan. Sonunda bir basın toplantısı yapmaya karar verdiler. Başta Yeni Gündem dergisi olmak üzere çeşitli yayın organlarıyla görüştüler. Hayrettin’in arkadaşları bir araya geldi. İçlerinden biri Antalya’da bir yazlıkta çalışıyormuş. Elmas Hanım’ın halini görünce dayanamadı. Onlara destek oldu. Hayrettin’in birlikte tutuklandığı 8 arkadaşı bir araya geldi. Mahkemeye müracaat edildi. Sekizi de bir hafta içeride aynı yerde kaldık diye ifade verdi. Bir sonuç alınamadı. Savcılığa başvuruldu.

… Elmas Hanım, “Ne yaptıysak bulamadık, bulacağımız da yok” diyor. “Ölüsünü bulsam, yerini bulsam yetecek bana. Şurada deseler, bir dal çiçek alıp götürüp koysam, ne kadar mutlu olurum. Zaman geliyor, acaba diyorum; zaman geliyor, nereden gelecek diyorum.”
Kimsesizler mezarlığını duyunca Elmas Hanım’ın içi titremiş. Kimileri, “Öyle deme, 50 sene sonra çıkıp gelen var” diyormuş. Her şeye rağmen kör umudun güvencesine inanan, umudu iman belleyen insanlar vardır ya, işte onlar. Oysa umut insanı her zaman ayakta tutmaz. Umudun körü insanı zehirlemez mi?

Zaten Elmas Hanım da “Öyle çocuk değildi. Kardeşlerine çok bağlıydı. Öyle olsa ne yapar eder, bir yolunu bulur, bir haber yollardı” diyor. Yine de gözlüklü bir şoför gördü mü içi hop ediyormuş. “Sanki oğlum geziyor. Öyle hissediyorum.”

Elmas Hanım çok ağlamış, çok dövünmüş. Bir gün kayınpederi tarafından azarlanıncaya dek. Sert bir adammış. “Ağlayacaksan git başka yerde ağla, gözüm görmesin seni” diye azarlamış Elmas Hanım’ı. O günden sonra gözyaşlarını çocuklarına bile göstermemiş. Hayri’nin şimdi öğretmen olan küçük kız kardeşi, anasına çok destek olmuş. Ona oyalanabileceği işler çıkarırmış. Bir sabah evden çıkarken anasına, “Şu kazağımın lastiğini örer misin?” demiş. Maksat, anayı oyalamak.

… “Ben kendine bakan, kendini kollayan bir kadındım. Çok yıprandım” diyor Elmas Hanım. “Biri geliyor, ‘Oğlunu copla vura vura öldürdüler’ diyor. Biri geliyor, ‘Elektrik verip öldürdüler’ diyor. Allah kimseye evlat acısı göstermesin. Çok yıprandım. Eski Elmas değilim.”
Hayri’yi aramak için tek katlı evlerini satmışlar. Ablası işten çıkmış. Küçük kızın Ankara’ya tayini çıkmış. Faruk içeri girmiş. Kaç kere Köşk’e kadar çıkmışlar. Elmas Hanım, “O zaman iki lafı üst üste koyabiliyordum, şimdi sapıttım” diyor.

Babası kendini toparlayamamış. Her akşam içiyormuş. Bazı akşamlar, “Arabayı iyi ki almışız. Oğlumun içinde kalmadı. Almamış olsak şimdi yazıklanacaktık” diye ağlıyormuş.
… Elmas Hanım içini çekiyor. “Çok tatlı bir çocuktu. Fakat işte hayatı… gençliği böyle oldu…”

Yıldırım Türker’in ‘Gözaltında Kayıp-Onu Unutma’ adıyla yayınlanan ve röportajlardan oluşan kitabında ‘Afili Küçük Abim Hayri’ başlığıyla Hayrettin Eren’i anlattığı yazısından…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here