Seteney…

0
1155

 

Anne tarafından, Zığal Hacı Derviş’in torunuydu…

Baba tarafından, Pegbılat Mahmut’un torunu…

Babası asker, eşi asker…

 Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı’nı görmüş, Topal Osman ve adamlarının Merzifon’u ateşle imtihanına gözleriyle şahitlik etmişti.

Varlığı yokluğu, açlığı tokluğu, yaşam kavgasında dolu dolu tatmıştı.

Bir ölçek buğdayın birkaç altın liraya dahi alınamadığına üzüldüğü günler olmuştu; insanlar adına. “Şimdi, o kıtlık günleri fırsatçıları Havza’nın kimi zenginleri” derdi…

Bir gün olsun kötü söz, kem göz, beddua duymadık ağzından.

En kötü sözü “Allah iyiliğini versin”di, kötü söz sayılırsa eğer…

Tek keyfi, orta şekerli kahve ve yanında tüttürdüğü sigaraydı, başka zaman hiç içmezdi sigarayı.

Hafızdı, gençliğinde kadınlara Kuran okumayı öğretirmiş, ama bir gün olsun bizi cennet- cehennem, şeytan ile korkutmamıştı, giyimimize karışmamıştı.

87 yaşında bile, bulunduğu odaya, bir insan girdiğinde, yaşı, zenginliği fakirliği, ağalığı beyliği, ırgatlığı fark etmez, yüzünde mutlu bir çocuk sevinci, tatlı bir tebessümle hemen ayağa kalkardı: İnsana.

İnsanlığa…

Önceleri bir anlam veremezdik çocukluk aklımızla, sonra onun insana saygı biçimi ve Çerkesliğin kuralı olduğunu öğretti bizlere, yumuşak, sevecen davranışlarıyla; asla kızmadan, emretmeden…

“Sevin” dedi.

“Önce kendi insanlığınızı sevin, sevin ki insanı sevin…”

 Bir dil konuşuyordu, sokaktaki, okuldaki dilden farklı.

Annemle konuşurdu, sonra bizler de öğrendik.

Unutturulmaya çalışılan anadilimizdi o.

Onun varlığı sayesinde “Anadilimi” öğrendim, öğrendik…

 Onun sayesinde, “Çırkaza/yiğit” sözünü öğrendim. “Çırkatsra/ yiğitlik taslamak” ile “Çırkaza/ yiğit” arasındaki o ince farkı onun sayesinde öğrenebildim.

 “Çırkaza vumamzari fırkazagi vumazam / Yiğidin yok ise kahramanın yoktur” sözünü onun belleğinden damıttım.

Onun büyüklerinden duyduğu, ara sıra anlattığı yaşanmışlıklardan dizelere döktüm, “BÜYÜK ANNE DEDİ Kİ” (Tam’a Bahar Gelmeyecek): …

“Gençlerim kırıldı savaşlarda

Kaç ocağın söndüğünü

 Çit evler yapıldığını

Her yıl yeniden yakıldığını

Sürüler yetiştirildiğini

Alınıp götürüldüğünü gördüm”

 …

Geçmişimi önüme serip Çerkes kılan odur.

Boşuna denmemiş “ANADİL” diye…

Kadınlar…

Narin bir çiçektir onlar…

Tüm zorluklara, tüm yokluklara göğüs gerebilen, olabildiğince güçlü, gonca bir gül kadar narin…

Seteney…

Anamız…

Kırmızı gülün ta kendisi aynı zamanda…

Gelecekte var olacak, insan kalacaksak, kendimize sahip çıktığımızdan fazla kadınlara sahip çıkmalıyız.

Onları hor görenler bilin ki insanlığın düşmanıdır…

Onları hor görenler Çerkesliğin baş düşmanıdır…

Onları kaybettiğimiz gün, kendimizi, geleceğimizi kaybederiz.

Geleceğimiz kadınların elinde.

Bilin ki geleceğimize giden yolu onlar döşeyecek…

Seteney…

Düşüm değil sevgilim!

Ninem, annem, ablam, kardeşim, eşim, kızım, torunum…

Baş tacım…

Gülüm…

 İyi ki varsınız…

 

Sayı: 2019 03
Yayınlanma Tarihi: 2019-03-01 00:00:00

Önceki İçerik“APSNI” 100 YAŞINDA
Sonraki İçerikAlmanya: Genel Kurul
Jiy Zafer Süren
1951’de Samsun’da doğdu. Üniversite’yi terk etmiş ve muhasebeci olarak çalışarak emekli olmuştur. Çeşitli dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Kafkasya üzerine yayın yapan, As Yayın’ın kurucuları arasında yer aldı. “Çipxe, Kafkas Aile Armaları” (derleme) ve “Tama Bahar Gelmeyecek” (şiir) isimli iki kitabı vardır. Nisan 2008 itibariyle Jıneps gazetesi yazarları arasında yer aldı, Ocak 2011 tarihinden bu yana yayın kurulu üyesidir.