Dans ve Müzik: Çerkes kimliğinin diasporada yeniden inşası

0
37

19. yüzyıl, döneminin en kanlı savaşlarından birine tanıklık etti. Rus İmparatorluğu ve Kuzey Kafkasya halkları arasında yüzyıllardır süregelen savaş 1864’te Rus güçlerinin Çerkesya’nın başkenti olarak kabul edilen Soçi’yi işgaliyle sonuçlandı. Bugün diasporada ‘Çerkesler’ olarak tanınan onlarca millet trajik bir sürgüne mahkûm edildi. Çoğu, sürgün yolculuğu esnasında kötü koşullara dayanamayarak hayatını kaybetti. Osmanlı limanlarına ulaşabilenlerden bir kısmı da salgın hastalık ve açlığa yenik düştü. Karadeniz’in limanları boyunca toplu mezarlar kazıldı, insanlar denizden geriye kalanları toprağa verdi. Koca bir coğrafyanın katledilişi sessizliğe gömüldü. Kimileri bu acı geçmişi hiç dillendirmedi. Yaşanmamış saymak mücadele etmenin bir yoluydu, geçmişi hatırlamak kaybettiğini hatırlamaktı çünkü, geride bıraktıklarını, sevdiklerini, değer verdiklerini…
Diğer yandan ise sürgünün hikâyesi nesiller boyu evlerde anlatılageldi… Çocuklar uykularından önce dinledikleri sürgün hikâyeleriyle büyüdü. Onların masallarındaki kahramanlar bir zamanlar Kafkasya için mücadele eden büyükleriydi. Tüm bu masalsı anlatı, kimileri için vatanın bir gün yeniden bağımsızlığına kavuşacağı ve hepsini kucaklayacağı inancını diri tutmaya yetti.
Bugün diasporada Çerkes kimliğinin kamusal alanda kendini var edişi dans ve müzikle gerçekleşiyor. Dünyanın dört bir yanına dağılan Çerkesler Suriye, Ürdün ve İsrail’in yanı sıra ABD’de kültürel faaliyetleriyle varoluş mücadelesi veriyor. Türkiye’dekiler ise en kalabalık Çerkes diasporasını oluşturuyor. Buna rağmen Türkiye siyasi tarihinin farklı etnik kimliklere tanıdığı hakların son derece sınırlı kalması, Çerkes kimliğinin asimilasyonunu da beraberinde getirdi. Dil ve Xabze (Yazılı olmayan toplumsal kurallar bütünü) çarpıcı oranda unutuluyor, isimler Türkçeleşiyor ve aidiyet hissi zamanla kayboluyor iken dans ve müzik tutunulan son dal olarak kaldı. Bir zamanlar sığındığı devlete ‘sadık bir vatandaş’ olmanın bedeli, bizlere anadilini bilmeyen, kültürüyle kuvvetli bir bağ kurmamış, ‘Benim de anneannem, dedem Çerkes’ diyen genç bir nesli miras bıraktı.
Bu noktada, Zexes geceleri (eğlence toplantıları), tüm bu iktidar mücadelesinin orta yerinde, müzik, dans, sohbet ve oyunlarıyla birlikte Çerkes gençlerine bir kaçış noktası sunuyor. Çerkes toplumunda sosyalleşmenin önemli bir yerinin olduğu ve yalnızca aile içinde değil toplumun kalanıyla da sağlıklı ve güçlü bir iletişimin kurulmasının şiddetle tavsiye edildiği göz önünde bulundurulduğunda, bu kültürel buluşmaların tarih bilinci aşılama ve kimlik aidiyetini güçlendirme rolünü büyük ölçüde üstlendiği söylenebilir. Bunun yanı sıra zexes kültürü geleneksel bir ritüelin devamlılığının sağlanması açısından da önemli. Özetle bu buluşmalar gençlerin birbirini tanımalarına, birlikte vakit geçirmelerine ve kimi zaman evlilikle sonuçlanan, kaşenlik diye adlandırdıkları, arkadaşlık ilişkilerini kurmalarına olanak sağlayan toplumsal bir mekân sunuyor.
Bu oluşturulmuş mekânın kendisi de alternatif temsillerle hafızayı yeniden kurguluyor. Pşıne, peçiç gibi Çerkeslere özgü müzik aletlerine aşina olmak, onların eşliğinde dans etmek, geleneksel oyunların bir parçası olmak, her birinin oluşturduğu bir ‘Çerkeslik’ var. Anavatanda yakın zamana dek unutulmuş ancak diasporada hâlâ oynandığı bilinen Tleperuj gibi danslar, alternatif bir Çerkesliğin de kuruluyor olmasına dair çok şey anlatıyor. Tüm bu ilişkiler ağı içinde diasporanın ‘Çerkes kimliği’ de toplumsal ve zamansal değişimlere tabi. Resmi tarihten dışlanmış bir halkın kolektif hafızası o kimliğin korunmasının mihenk taşı ve bu hafıza ancak Zexes geceleri gibi ortak mekânsal ve kurgusal paydalarla mümkün. Peki ya bu kolektif hafızanın inşası neden soykırım ve sürgün geçmişine değil de müzik ve dans gibi daha kültürel pratiklere dayanıyor? Bu, yeterince konuşulmayan soykırımın sorusudur. Tarihin trajedisi sorgulanmadığında ve siyasi otoritelerden hesap sorulmadığında kültürel bilincin yeterliliği muğlak kalacaktır. Bu anlamda soykırımı kamusal alanda konuşmak siyasi bir sorumluluk olarak görülmelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here