“Kooperatifçilik siyasi bir anlayıştır”

0
5

Bilgi Üniversitesi Pertek dil çalıştayı nedeniyle Dersim’e gitmeyi planladığımızda ilk aklımıza gelenlerden biri, önceki dönem Ovacık şimdiki Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ile kooperatif deneyimi üzerine bir röportaj yapmaktı. Bu yöndeki girişimlerimizin sonucu henüz bize ulaşmadan kendimizi Tunceli Belediyesi’ne ait salonda, Maçoğlu’nun da izleyici olduğu “Munzur Projeleri: Ekoloji ve Kültür Konferansı”nda bulduk. Röportaj için yanına gittiğimizde randevu girişimlerimizin henüz kendisine ulaşmadığını anladık. Buna rağmen, günün yoğun programında Jıneps’e zaman ayırıp sorularımızı içtenlikle yanıtladığı için kendisine teşekkür ederiz.

-Bütün Türkiye’nin konuştuğu bir kooperatif uygulaması gerçekleştirdiniz. Ne yaptınız da bu kadar konuşuldu ve örnek gösterildi?
– Kapitalizmi reddediştir yaptığımız. Sistemin içine girme, sadece duygularımıza hitap edecek inanç ya da kutsiyet, dogma ya da başka bir şey, “ideoloji”… Kendi bakış açımıza göre bunun bütününe dokunamasak da -ki tam da burada sorun yaşıyoruz… Sistem öyle bir çalışıyor ki; önce sizin yoksullaşmanız için uğraşıyor, sonra sizi yoksullaştırmamak adına bazı bölgelere toplamaya çalışıyor, büyük şehirlere; sonra o bölgeleri kıraçlaştırmaya, boşaltmaya çalışıyor; sonra oralara müdahale etmeye çalışıyor. Bunu “Aklıma geldi, şuraya gideyim, Kayseri’nin, Sarız’ın şu köyünde bir yer varmış, bakayım” diyerek değil, yüz yıllık planla yapıyor, kapitalizm böyle çalışıyor.

Biz tüccarla tefeciye müdahale etmek istedik…

Biz devrimcilerin ufku, teorik yanı, kitabi yanı çok güçlüdür; ama planlama söz konusu olduğunda; doğayla, kendimizle, insanlarla, hayvanlarla ilgili, bütünü planlamayla ilgili bir çalışma yapmıyoruz. Söylüyoruz ama planlamayı yapmıyoruz. Siz köyde üretim araçlarını geliştirmezseniz, üreticileri örgütlemezseniz, onları güç haline getirmezseniz, orada birileri 5 bin lira verip o tarlayı ekmek istediğinde, sadece kendi özel mülkü için uğraştığında karşı çıkamazsınız. Sistem böyle. Biz buna müdahale etmek istedik, biz tüccarla tefeciye müdahale etmek istedik. Tek derdimiz, orada bizim için sorun olan tefeci ve tüccardı. Sorunları burada onun üzerine kurmak lazım.
Sosyalistlerde şöyle bir şey var ya; “Yoldaşlar siz yapın, işçi ve köylü olursanız biz de size kendimizi dayatarak devrim yapacağız”, öyle bir şey yok. Bizim bu yaşam alanında, yaşamımızın ihtiyacı olanı kadar üretmek ve doğayla barışık yaşamamız lazım. Daha çok kazanmak için doğayı talan etmemek lazım, ağacı kesmemek lazım, buradaki denge şöyle olmalı; biz bütün her şeyi, ağaca, hayvana, kedi-köpeğe, börtü böceğe göre yapıyoruz derken “Biz insanlar” merkezli siyaset oluşturup, onlarla beraber, onların da bizim de ihtiyaçlarımızı karşılayacak şekilde düşünmeliyiz ki onlar da sömürülmesin.

Diyoruz ki üretici olmayan yönetemez, yönetime gelemez

Bizde kooperatifçilik meselesi biraz da buna benziyor, bu yönde. Kooperatifçilik siyasi bir anlayıştır. Netiz bunda. Biz sosyalistler ve komünistler; AVM’lerin, doğayı tahrip eden, yok eden, büyük betonlaşmaya giden, sömürünün merkezi haline gelen, kapitalizmi besleyen, bankalarla beraber o büyük AVM’lerin yok olması için uğraşıyoruz. Kendi halk marketlerimizi kurmak istiyoruz, kendi üreticilerimizi örgütlemek istiyoruz ve bunu yaparken biz de hukuk kuruyoruz. Diyoruz ki üretici olmayan yönetemez, yönetime gelemez, yani hem üretiyoruz hem yönetiyoruz. “Ben halkın adamıyım, üreticiler, gelin siz bir kooperatif kurun, 7 kişi oluşturun, sonra ben yönetici olayım”, bu olmaz, bu durumda ben kooperatifin yöneticisi olamam. Üreteceksin kardeşim, yönetime öyle geleceksin. Geldikten sonra da para istemeyeceksin. Ürettiğini o kooperatife sattığın için zaten ihtiyaçlarını karşılıyorsun.
Doğayı seveceksin, kirletmeyeceksin, çöp atmayacaksın, ağaç kesmeyeceksin… İhtiyacını belirle, ihtiyacını karşılamayan bir durum olursa toprağın bir başka alanda başkalarının üretimine açılır.
Kooperatifçiliği, üreticilerimizi şöyle örgütlüyoruz: Tüzüklerimize doğayı koyuyoruz, parayı çok koymuyoruz, kâr koymuyoruz, tefeci-tüccarı kaldırıyoruz. İnternet türü iletişim araçlarını da kullanıyoruz. Sonra büyük şehirlerde tüketim kooperatiflerimizi kuruyoruz, buradan orayı tarifliyoruz. Orada da elektriği, suyu, kira parasını, çalışanın ücretini koyuyoruz, ondan sonra fiyat koyuyoruz. 20 kuruş, 30 kuruş, 40 kuruş kâr koyduğumuzda yine bu toprağa geri gönderiyoruz. Ya tohum olarak geri gönderiyoruz, ya yerinde büyüterek makineleşmeye gidiyoruz, bir bölümünü çocukların ihtiyaçlarına, eğitim ihtiyaçlarına ayırıyoruz.
Bizler aslında bulunduğumuz bölgedeki ihtiyaçları belirleyerek planlama yapıyoruz. Tek dert bu! İhtiyacımız ne? Bu ihtiyacı nasıl karşılayacağız? Bu iki soru zaten sizi nereye götürür, görülüyor.

***

Ovacık Kooperatifi

Sınırlı Sorumlu Ovacık 94 Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi daha önce Ovacık Belediyesi’nin sürdürmüş olduğu doğal tarımsal üretim çalışmalarının üretimdeki örgütlü alanıdır.
Öncelikli amacımız emeği ve doğayı değersizleştiren devlet ve sermayenin tükettiği kolektif bilinci üretim aşamasında yeniden diriltmek, dayanışmayı sağlamak ve doğayı koruyarak insanları sağlıklı gıdayla buluşturmaktır.
Bu sistem içinde gıda egemenliğini tek başına kapitalizme bırakırsak sağlıklı gıdanın hayal olacağını bilmemiz gerek. Çünkü kapitalizm üreticilere kullanması gereken tohumu, ilacı, kimyasal gübreyi, fiyatı dayatır ve de çiftçiyi kendine bağımlı hale getirir. Biz gıdada ki endüstriyel üretim tarzına karşı geleneksel üretimi savunuyoruz ve sisteminin merkezine üretici ile tüketiciyi koyuyoruz. Aracı ve tüccarları aradan çıkarıyoruz, üreticiden tüketiciye ulaştırıyoruz.
Tüketici tükettiği gıdanın hangi şartlarda, nasıl ve nerede üretildiğini bilmesi gerektiğini savunuyoruz. Endüstriyel tarımda maalesef bu mümkün değil ve zaten endüstriyel tarımın böyle bir derdi de yok ve asla da olmayacak. Kooperatif olarak yalnızca kendi bölgemizdeki üreticilerin ürünlerini, yerinde denetimlerini yaparak alıyoruz.
Endüstriyel üretim karşı kolektif üretimi, endüstriyel pazarlamaya karşı dayanışma odaklı pazarlamayı savunuyoruz. Gıdalara ilişkin mevcut hijyen yasa ve yönetmelikleri, çiftçileri gıda zincirinin üretim halkası haricindeki tüm halkalarından dışlamayı amaçlıyor. Çok uluslu süpermarket zincirlerinin tercihlerine göre düzenlenen bu hukuk sistemi, çiftçilerin kendi ürünlerini işlemesini pratikte imkansız hale getirmenin yanında dağıtım kanallarının varlığını tehdit etmek suretiyle kasap, manav, bakkal gibi diğer küçük ölçekli alternatif işletmeleri de çok uluslu tarım şirketleri ve süpermarketlerin boyunduruğuna sokuyor. Günümüzde tüketici, besin değil ambalaj satın alarak, güzel ambalajlar içerisinde yer alan ancak sağlığı son derece tehlikeye atan, besleyici değeri neredeyse kalmayan ürünlere mahkum hale geliyor. İnsan ömrü, raf ömrüyle ölçülüyor. Endüstriyel tarım bunu gıda güvenliği ve hijyeni adı altında pazarlama ve reklam hileleri ile yapıyor.
Kapitalist fiyat politikalarına karşı adil fiyat politikasını savunarak sağlıklı, organik gıdaya ulaşımı temel bir hak olarak görüyor ve üst sınıfların tekelinden çıkarıyoruz. Ürünlerimizin alış ve satış fiyatını üreticilerimizle beraber belirliyoruz. Asla sermaye oluşturma amacı taşımıyor, gelirimizi yalnızca kooperatif fonlarına aktararak toplumla paylaşıyoruz.
Emeği sömürü alanı olarak değil örgütleme alanı olarak görüyor, ağır işler hariç kadınlarımızı istihdam ediyoruz ve insanca bir yaşam için çalışanlarımızın haftalık çalışma saatlerini 39 saatle sınırlandırıyoruz. Mevsimlik çalışan işçilerimizin SGK girişlerini yaparak sosyal güvenliklerini sağlıyoruz. Hasadımızı, ürün eleme ve paketleme işlerini mümkün olduğunca elde yaparak iş imkanı yaratıyoruz.
Bir bitkiyi ekerken diğer canlıların da o toprakta yaşam hakkı olduğunu savunuyoruz.
Toprağımızı asla kimyasal gübre ve ilaçlarla kirletmiyoruz. Bakliyat paketlemede ambalaj olarak bez torba kullanıyoruz. Bez torbalarımızı Pülümür ve Ovacık ilçemizde kadınlarımıza yaptırıyoruz.

***

– Jıneps bir Çerkes gazetesi. Bir yandan da bir kooperatif düşüncemiz var, daha doğrusu pratik olarak hayatta bu çıktı karşımıza. Dolayısıyla sizin söyleyeceğiniz, kuracağınız her cümle bizim için yol gösterici olur. Belki bir iş birliği… Ne dersiniz?
-Sizinle çalışmak bizim için büyük bir onurdur. Biz şu anda Elazığ’da, Urfa Bozova’da, Diyarbakır’da, Mersin Mut’ta, birçok kentte kooperatiflerle çalışıyoruz zaten. Kriterimiz ne? Toprağı kirletmeyeceksin, suni gübre ve ilaç atmayacaksın, sağlıklı ürün üreteceksin. Analizini yaptıracaksın. “Sağlıklı gıda, iyi gıda, güzel gıda, …” ne dersen de, biz böyle kelimelere takılmıyoruz. Ama “organik” deme çünkü organiğin kendisi organik değil. Yani 500 Euro verirsen sertifika alıyorsun. Peki, ben kötü niyetliysem, para kazanmak istiyorsam, gelip senin topraklarına ya da senin üretimine organik sertifikası verirsem ne olacak? 500 değil de 5 bin Euro versem… Onun için doğal üretim diyoruz, iyi üretim de, sağlıklı üretim de, temiz üretim de, hepsi olur ama sertifikalaştırma hariç! Üç sene sonra göreceksiniz, eğer bir terslik olmazsa biz kendi laboratuvarlarımızı kuracağız.

-Bütün bu akışta, en başından itibaren aslında ekonomik bir ilişkiden bahsediyoruz. Kent ekonomisi… Doğayı korumak tüzükte var dediniz ya, peki burada başka bir akış oldu mu?
-Belgeseller yapıldı, makaleler yazıldı. Marmara Üniversitesi’nden bir hoca kent ekonomisi ve iktisadı kalkınması diye Avrupa’da Ovacık’ı bir makale haline getirdi. Çok iyi bir destek verdi. Asıl mesele şu; burada oluşturacağınız durum, onun kültüründen, üretim biçiminden, doğasından, doğayla barışıklığından, ikliminden, suyundan ve toprağından gayrı bir şey değil bu… Bunların hepsini, geçmişten gelen kültüre dayalı olarak yapıyoruz. Bunu yapmadığınız takdirde teknik kısımla uğraşmak zor.
Mesela bir köyle şöyle bir hukukumuz oldu: Bu köyde ilaç kullananın ürününü almadığımızda, o köylünün tamamının ürününü almadığımızda… İlk başta bir köyde böyle bir uygulamaya gittik. Bir köy üretimini yaparken bir başka kişi de suni gübre kullandı, bu tespit edildi, köyün tamamını cezalandırdık; çünkü dedik “Sizin suyunuz da oradan kirleniyor, onun buharıyla oradan oraya geliyor, siz doğanızı kirletiyorsunuz ve size para kazandırmak için uğraşamayız, tüccar olun o zaman. Eğer bu bütünlüklü işin içindeyseniz biz varız” dedik. İki sene köyün üretimini almadık ve sonrasında köylüde birbirini denetleyen bir anlayış ve örgütlenme başladı. Çünkü diyor ki; “Senin yüzünden ben sıkıntı yaşıyorum.”
Bunlar şirinlik yapma meselesi değil, toplumda hukuku işleteceksiniz. Toprağı koruyanla toprağı korumayanı ayıracaksınız. Net! Onu da örgütlemek lazım. Orada sendika da olabilirdik, köy koop da olabilirdik… Rusya’da olsaydık kolhoz derdik, başka bir şey derdik, ya da imece denebilir. Her şeye varız, hiç önemli değil ama sistematiktir ve ideolojiktir bu duruş. Sosyalizmdir. Tüm doğa ve doğa üstündekilerini koruyan, refleks geliştiren ama ortaklaşabileceğimiz ve ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz bir örgütlenme. Yoksa biz hiç kimseyi zengin etmiyoruz. Herkes üretiyor, kışlık ihtiyacını karşılıyor.

-Çok teşekkür ediyoruz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here