“Coğrafyayı kaybedince kültür de eksiliyor”

0
14

Bu röportaj, Adıyüf Grubu’nun Kuban Vakfı’nın davetlisi olarak Amman’da olduğu süre içerisinde, serginin yapıldığı salonda gerçekleştirildi ve Nart TV tarafından Ürdün’de yayınlandı.

Circassian Charity Association

-Öncelikle bu röportaja zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Amman’da olsak da ben size Jıneps adına ‘hoş geldiniz’ demek istiyorum.
Bize kendiniz tanıtır mısınız lütfen.
Zühtü Canbek: Siz bizim çok kıymetli misafirimizsiniz. Xabze, ‘’misafir evin sahibidir’’ der. Siz bana hoş geldin diyebilirsiniz, ben de size derneğimiz adına ‘’hoş geldiniz’’ diyorum.
Circassian Charity Association’ın (CCA) başkanıyım. CCA, 1932 yılında kuruldu. Dün 87. kuruluş yıldönümünü kutladık. CCA 87 yıldır Çerkes toplumunun meseleleri ile ilgileniyor. Jıneps’in mükemmel bir gazete olduğunu duydum. Ne yazık ki okuma fırsatım olmadı. Bundan sonra okumaya çalışacağım. Böylece Türkiye’deki ailemizle insanlarımızla dostlarımızla temas halinde olma imkânı bulacağımızı düşünüyorum. Size tekrar Ürdün’e ve CCA’ya ‘’hoş geldiniz’’ diyorum ve bana verdiğiniz bu fırsat için teşekkür ediyorum.

“1940-1950 yıllarında Ürdün Çerkes toplumundan bir başbakanımız oldu”

-CCA Başkanı olarak Ürdün’deki Çerkes toplumunu, kültürel, politik, sosyal olarak nasıl tanımlarsınız? Dün nasıldı, bugün nasıl?
-Ürdün’deki her Çerkes 19. yüzyıldaki büyük soykırımın kurbanları olduğumuzu bilir. Soykırım sonucunda ülkemizi terk etmek zorunda kaldık. Ürdün’e gelir gelmez kendi toplumumuzu oluşturduk. Aslında 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında başkent Amman dahil birçok kentin kuruluşunda ya da yeniden kuruluşunda bizler temel irade, kurucu irade olduk. Bu anlamda krallığın hem kuruluşunda hem sonrasında mükemmel bir rolümüz oldu.
Krallık öncesinde buradaki insanlarımızın Osmanlı İmparatorluğu koşullarındaki varlığı ile ilgili meseleleri çözümlemekte idik. Krallığın kuruluşunda önemli rolümüz vardı ve sonrasında da krallığın inşa edilmesi ve politikalarının oluşturulması sürecinde bu rol devam etti. 1928’den itibaren Çerkes kimliğimizle parlamentodaydık. Daha sonra bakanlık görevlerimiz oldu.
1940-1950 yıllarında Ürdün Çerkes toplumundan bir başbakanımız oldu. Parlamentoda, birçok resmi pozisyonda, orduda, poliste, istihbaratta Çerkesler vardı. Çerkeslerin o günlerdeki gücünden onur duyuyoruz. Aslında; bugünkü durum da aynıdır. Rakamsal olarak daha küçük bir azınlığız artık ama hâlâ aynı güçteyiz. Kültürel varlığımızla ya da meselelerimizle ilgili her konuda aynı saygıyı görüyoruz.

‘Friends of North Caucasians’

-Ürdün’de CCA dışında başka Çerkes kurumları da var mı?
-Türkiye’de KAFFED ve yanı sıra diğer federasyonlar var. Ürdün’de 1932’de Amman’da CCA kuruldu. 1958’de ilk şubesi açıldı. 1960’larda beş şube olduk. 1970’lerde iki şube daha açıldı. Toplam yedi şube olduk.
Circassian Women Association da bu şubelerden biridir. Bu süre zarfında bir sivil toplum örgütü olarak, hayır kuruluşu şeklinde insanlarımıza destek olmak temel hedefimizdi. Bu arada gençleri spor alanında geliştirmek üzere bir kulüp ihtiyacı doğdu. Ardından Çerkes kültürünü desteklemeye, geliştirmeye yönelik olarak ‘Akademi’ organizasyonu ortaya çıktı.
Sonrasında bir grup insanımız CCA’nın politika yapmayacağını ve politik tutum belirleyebilmek adına farklı bir örgütlenmenin olması gerektiğini düşündü ve ‘Friends of North Caucasians’ örgütlenmesi ortaya çıkmış oldu. Şimdi bu yapıların her biri birbiriyle işbirliği içerisinde sorumluluklarını yerine getirmektedir.

-Anavatanla veya diğer diasporalarla ilişkileriniz var mı?
-Kesinlikle evet. Merkezi Nalçik’te olan Uluslararası Çerkes Birliği üyesiyiz. KAFFED de bu yapının bir üyesi. Yılda dört kez toplantılarımız oluyor. Bu toplantılar bütün diasporayı bir araya getiriyor. Türkiye, Ürdün, Nalçık, Avrupa, İsrail, ABD, Maykop, Karaçay-Çerkes’ten temsilciler Çerkes toplumunun anavatan ve diasporadaki meselelerini tartışıyor.

“Coğrafi ve demografik değişiklikler Çerkes kurallarına göre yaşama yeteneğimizi azalttı”

-Bize Ürdün’deki günlük hayattan bahseder misiniz? Kültür Çerkes kültürüne, Xabze’ye yakın mı, uygun mu? Çelişkiler varsa nerelerde ortaya çıkıyor?
-Çelişki elbette var. Diğer bütün toplumlarda olduğu gibi. Toplumun geri kalanı ile ilişki kurmamaktan bahsetmiyorum ama görece kapalı yani kendi coğrafi alanı olan, birlikte yaşayabilen toplumlarda hayat tarzını, dili, kültürü korumak daha mümkün. Çerkes olarak yaşamak daha mümkün. Coğrafyayı kaybettiğinizde kültürünüze ait birçok şeyi de kaybediyorsunuz. Ürdün’de, 19 yy. sonlarında, bütün Çerkesler bir arada yaşıyordu. Xabze’ye göre ve dili koruyarak yaşamaları daha kolaydı. Şimdi ülkeye yayıldık. Coğrafi ve demografik değişiklikler bugün hem kültürümüzü hem de Çerkes kurallarına göre yaşama yeteneğimizi azalttı. Bu her şeyin unutulduğu anlamına gelmiyor tabii.
1974’te yeni bir okul kurduk. ‘Prince Hamzah bin al Hussein School’. Bu okul Adige dilini yeniden öğretme iznini ve fırsatını edindi. 1974’ten bu yana çalışmalarına devam ediyor. Anaokulu olarak başladı ama bugün lise eğitimine kadar uzandı. 1070’den fazla öğrencimiz var. Adige dili tüm öğrenciler için zorunlu ders. Dil konusunda çalışma yapan başka örgütlerimiz de var. Akademi’nin bu konuda çalışmaları var. CCA olarak biz de yetişkinlere dil eğitimi veriyoruz. Sonuç olarak; kültürü Ürdün’e ilk geldiğimiz günlerdeki haliyle koruduğumuzu iddia etmiyorum ama iyiyiz.

“Çerkes toplumundaki kadınların 1971’den beri kendi örgütleri var”

-Ürdün’de kadının durumu hakkında neler söylemek istersiniz? Genel olarak Ürdün’de kadın, Çerkes toplumu içinde Çerkes kadınının durumu… Sizce benzer mi farklı mı?
-Bu biraz nazik bir soru. Ortadoğu’daki diğer ülkelere göre Ürdün’de kadın çok eğitimli ve daha iyi durumda. Çerkes toplumundaki kadınların 1971’den beri kendi örgütleri var ve tüm yöneticileri Çerkes kadınlar. Toplumda son derece saygı duyulan işler yapıyorlar. Eğer ülkedeki kadınların konumunu karşılaştırmak istiyorsanız; bir karışım olduğunu söylerim, Çerkes kadınını renklerden biri olarak tanımlarım ve renklerin bir araya gelişinin bütünün parlaklığını oluşturduğunu söylerim. Çerkes kadını Ürdün’de hem kamu sektöründe hem özel sektörde birçok önemli görev almıştır, almaktadır.

-Bu hafta Türkiye’den bir grup Çerkes kadını, Adıyüf grubu olarak, bir sergi için buradaydılar. Ev sahibi olarak kendileriyle tanışma fırsatınız oldu mu?
-İyi şans mı, kötü şans mı demeliyim bilmiyorum, geçtiğimiz haftalarda Kafkasya’daydım. Adigey’de resmi ve Nalçik’te özel ziyaretlerim oldu. Ürdün’e dün sabah döndüm. Türkiye’den gelen güzel Çerkes hanımlarının ziyareti ile ilgili hazırlıklarda Basel Hajtas ile temas halinde olduk ve ben Kafkasya’ya gitmeden önce bazı düzenlemeler yaptık. Dün geldiğimde her biri ile tek tek tanışma fırsatım olamadı çünkü Prince Hussein Mirza’nın katılımıyla yapılacak olan CCA’nın 87. yıl kutlamalarının hazırlıkları vardı. Kıymetli misafirlerimizin sergisinin açılışı da Prens tarafından gerçekleştirildi. Prens sergiyi gezerken benim de misafirlerimizle karşılaşma imkânım oldu ancak biraz önce Basel’in tanıştırması ile her birine ‘hoş geldiniz’ diyebilme fırsatım doğdu. Amman’da kalacakları üç-dört gün içerisinde birbirimizi daha iyi tanıma fırsatını mutlaka bulacağız.

“Yayın hayatı devam eden iki dergimiz var”

-Anlatmış olduğunuz gibi, Ürdün’deki okul çok önemli bir gelişme, bunun dışında hangi kültürel aktivitelere yoğunlaşıyorsunuz? Çerkes kültürünün yaşamaya devam etmesi adına başka planladıklarınız da var mı?
-Evet, CCA’nın kültürü koruma gibi bir görevi var ancak tek elin sesi çıkmaz, iki elin çıkar. Yapılması gerekenleri tek başımıza yapamayız, desteğe ihtiyacımız var ve bu desteği de buluyoruz. Bütün kurumlar bir arada çalışıyoruz. Mesela folklor konusundaki çalışmalardan bahsedersek…

-Aslında dans tarafını kastetmedim. Çünkü biliyorum ki birçok ülkede bu konuda çalışmalar var. Belki daha popüler olduğu için, belki gençler için daha çekici olduğundan, kastım daha çok dans dışındaki alanlar idi.
-Bu da biraz zor bir soru çünkü çok yönü var. Sanatı desteklemekten bahsediyorsak dans ve müziği desteklemenin yanı sıra mesela bu günlerde Türkiye’den sergi için gelen ve hem sergileyen hem teknikleri paylaşan misafirlerimizden de öğrenmeye çalışıyoruz. Yüzyıllardır devam eden bu sanatı taşıyan, paylaşan, öğretmeye yönelik çalışmalar organize eden bu kıymetli misafirlerimiz aslında bir örnektir. Çok sık yaptığımız çalışmaların bir örneğidir. Sadece yurtdışından gelen misafirlerle değil, Ürdün Çerkes toplumundan kişilerle de yaptığımız çalışmalar var ve bu adımlar kültürü desteklemeye yöneliktir. Öte yandan; yayınlarımızdan bahsedersek, yayın hayatı devam eden iki dergimiz var. Biri CCA tarafından, diğeri CCA’nın Vadi es-Sir şubesi tarafından yayınlanıyor. Çerkes kültürü üzerine çalışan yazarlarımız var ve CCA olarak, bu tür kitapların basımında ve duyurulmasında işbirliği içerisinde oluyoruz. CCA’da büyük bir kütüphanemiz var. 23 binden fazla kitabımızın birçoğu Çerkes kültürü, dili, ‘Xabze’si üzerinedir. Bu yollarla kültürü desteklediğimizi düşünüyoruz.

“Dili koruyarak Xabze’yi de korursunuz”

-Xabze ve dilden bahsettiğiniz için sormak istiyorum; Xabze’nin Ürdünlü bir Çerkesin günlük hayatında nasıl bir önemi var? İsterseniz bu soruyu yaş gruplarına göre de yanıtlayabilirsiniz.
-Bu yasadır. Xabze yasa demektir. Adige Xabze, Adige yasaları anlamına gelir. Aynı yasaları korumak için eskiden beri elimizden geleni yapıyoruz. Yasaya saygı duyuluyor. Örneğin, kadına saygıdan söz edersek; bir kadın tarafından kavganın ortasına fırlatıldığında bütün çatışmaları sona erdiren o beyaz örtünün anlamı değişmemiştir. Kadına saygı devam etmektedir ve umarım hiç değişmez. Aynı şekilde yaşlılarımıza, ‘thamate’lerimize saygı da devam etmektedir. Saygı gösteririz ve kimsenin saygısızlığına izin vermeyiz. Çocuklarımızı da bu şekilde yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu bizim için kutsaldır. Dilini kaybedersen, ruhunu da kaybedersin. Aslında dilin kendisi toplumsal kuralların birçoğunu barındırır. Dili koruyarak xabze’yi de korursunuz. Oturuşumuzda, kalkışımızda, soframızda misafirin yeri özeldir, thamate’nin yeri özeldir.

-Bir kez daha bu güzel sohbet için teşekkür ediyorum. Umarım bir sonraki sohbeti ve röportajı İstanbul’da yapma fırsatımız olur.
-Teşekkür ediyorum.

Önceki İçerikHalklar Kendini Anlatıyor
Sonraki İçerikAnnemin köyünde kısa bir gezi
Birgül Asena Güven
1959 yılında Fethiye’de doğdu. Adigelerin Şapsığ boyundan. 1984 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitirdi. İş hayatına özel sektörde 1985 yılında başladı. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans programına katıldı. Uzun yıllar global şirketlerde Finans Yönetimi yaptı. Kafkas derneklerinde çalıştı, yayın organlarında yazdı. Halen Jıneps yayın kurulu üyesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here