Абазаа Рбжьы – Abazaların Sesi – Mart 2020

0
340

‘Dilleri yaşatmak için devletin samimi ve gerçekçi olması gerekir’ 

Anadiline ilişkin bilgisini hem seçmeli ders kapsamında açılan sınıfta hem de Halk Eğitim Merkezi’nde öğrencilerine aktaran, ayrıca Sakarya Kafkas Kültür Derneği’nde 10 yıldır Abhazca kursları veren, geçen ay KAFDAV Yayınları’ndan “Türkçe-Abhazca, Abhazca-Türkçe Sözlük” çalışması yayımlanan eğitimci İrfan Okuyucu (Ahocba) ile internet kanalıyla 30 yılı aşkın meslek hayatının yanı sıra anadili üzerine sohbet ettik.

-Anadilinizi nasıl öğrendiniz?
-Anadilimi nasıl öğrendiğimi bilmiyorum. Her çocuk gibi annemin, ailemin, çevremin (köyümün) konuştuğu dili, farkına varmadan, başka bir dilin varlığını bilmeden öğrendim. Türkçenin varlığını ve Türkçeyi okulda öğrendim. Hatta bununla ilgili ilginç bir anım var; 5 yaşındayım, evimizin önünde oynuyorum. Köyümüzün öğretmeni Salih Beşoluk babamla sohbet ediyor, bir ara şaka olsun diye bana da, “Kerata sen evli misin bekar mısın?” diye takılmak istiyor. Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum. Bir tek “ev” kelimesi geçen “evli misin” cümlesini “evin var mı” diye yorumladım ve evet (evliyim) anlamında başımı salladım. Cevabım karşısında öğretmenimiz “Ne zaman evlendin kerata” deyip gülmeye başladı. Bunun üzerine babam Türkçe bilmememi ayıplayarak öğretmene ricada bulundu, okula gidip gelsin Türkçe öğrenir diye. Öğretmenimiz de babamı kırmadı, ben kayıtsız olarak okula gitmeye başladım. Yılsonunda öğretmenimiz beni başarılı bularak kaydımı yapıp sınıf geçirdi, dolayısıyla 5 yaşında okula başlayıp 10 yaşında mezun oldum.

-Meslek hayatınızı bize biraz anlatır mısınız…
-Emekli öğretmenim. 1974 Bolu Erkek Öğretmen Okulu mezunuyum. 1974-76 yıllarında Urfa/Suruç/Karahöyük Köyü, 1976-1980’de Hendek Camili Köyü’nde öğretmenlik yaptım. Bu arada 1976 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi bölümünü kazanıp (Daha sonra Marmara Üniversitesi’ne bağlanmıştır) yaz kursları ve dışarıdan bitirme sınavlarıyla 1980 yılında mezun olarak Adapazarı Ali Dilmen Lisesi’nde göreve başladım. 1992 yılında aynı ilin Anadolu meslek lisesine geçtim. 2005’te de emekli oldum.

-Seçmeli anadili ders eğitmenliğine nasıl başladınız?
-Emekli olduğum yıl KAFFED’in Ankara’da açtığı anadili eğitmen kursunu bitirdim. O dönemden beri, aralıksız 10 yıl Sakarya Kafkas Kültür Derneği bünyesinde, son beş yıldır da Samek (Sakarya Belediyesi Meslek Edindirme) bünyesinde anadilim “Abhazca” kursları veriyorum.
2014-2015’te Hendek Beylice İlköğretim Okulu’nda açılan seçmeli ders sınıfında Abhazca öğretmenliği yaptım. Adapazarı’ndan üç vasıta değiştirerek gitmenin zorluğu nedeniyle 2015-2016 yılında Abhazya’da eğitim alan Yeliz Argun öğretmenimize görevi devrettim. Yeliz Hanım da bir yıldan sonra devam edememiş, o zamandan beri de “Abhazca” seçmeli sınıfı açılmamıştır.

-Görev süreniz 30 yılı aştı sanırım…
-Evet. 1974-1980 yıllarında ilköğretimde, 1980-2005 yılları arasında da ortaöğretimde olmak üzere 31 yıl çalıştım. Emekli olduğum 2005’ten itibaren de 15 yıldır anadili öğretmenliği yapmaktayım.

-Ders kitabı ve yardımcı ders kitabı, görsel-işitsel malzeme temininde sıkıntı yaşadınız mı?
-Elbette sıkıntılar var. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bastırdığı, benim editörü olduğum Modül-1, 2, 3 kitapları dışında, anavatandan kendi çabalarımla getirdiğim görsel-işitsel yardımcı kitapları çoğaltarak çocuklara yardımcı olmaya çalıştım.

-Peki çocukların anadili dersini seçmelerinde ailelerin tutumunun etkisi nedir? Neden bazı ebeveynler çocuklarının seçmeli ders olarak anadili tercih etmesini istemiyorlar?
-Ailelerin anadili seçmemesinin çok nedeni var…
* Öncelikle ülkemizde iyi bir okul, iyi bir meslek, iyi bir gelir, iyi bir yaşam diye bakıldığı için, “anadili öğrenip de ne olacak, ne getirisi var” diyen hâkim düşünce.
* Okullarda çocuğuma şovence yaklaşan, bölücü gözüyle bakan öğretmenlerin varlığı ve çocuğuma zarar verir endişesi.
* Soydaşlarımızın bilinç noksanlığı, asimilasyonun etkisi.
* Taşımalı sistemle beraber aynı dili konuşan köy okullarımızın dağıtılması.
* Şehirlerde aynı sınıfta 10 kişiyi bulmak çoğu zaman mümkün olmuyor.
* Veliler talep etse bile bu derse girecek öğretmen yetersizliği, ücret yetersizliği. Örneğin ben ilk yıl açılan seçmeli anadili sınıfında, ayda 60 lira ücret alıp, ayda 120 lira yol ücreti ödeyerek derse devam ettim. Benden sonra gelen Yeliz Argun öğretmenimiz de bir yıl devam edebildi. Devletin dilleri yaşatmak için samimi ve gerçekçi olması gerekmekte.

-Seçmeli ders başvuru süreci konusunda neler söylemek istersiniz?
-Duyurunun zamanlaması bence doğru değil. Önümüzdeki yılın başvurularının şimdiden yapılması, sürenin kısa oluşu olumsuz etkiliyor. Eğitim-öğretimin başında yapılabilmesi daha doğru olur kanaatindeyim.

-Bir eğitimci olarak çift dilli/çok dilli eğitimin sizce avantaj/dezavantajları neler?
-”Bir dil, bir insan” dendiğine göre, keşke daha çok dil bilseydim. Hele anadilinde okuyor, yazabiliyor olmanın hazzını herkese şiddetle tavsiye ederim. Bu haz olmasa hiçbir maddi getirisi olmayan, şu anda basımda olan, 21 Şubat Dünya Anadili Günü’ne yetişen, 30 bin kelime içeren “Türkçe-Abhazca, Abhazca-Türkçe Sözlük” (KAFDAV Yayınları) ve yine mobil telefonlarda da kullanılabilen dil programına ilişkin çalışmalarımı başaramazdım.
Bence anadili bilmemin hiç dezavantajı yok. Sadece diasporada anadilde okur-yazar insanın az olması nedeniyle, anavatanla yapılan yazışmalar, gelen yazıların tercümesi vs. konularda yalnız kalıyorum ama severek yaptığım için şikâyetçi değilim.

-Jıneps okurlarına zaman ayırdığınız için minnettarız. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
-Herkesin anadilini konuşabildiği, bütün dillerin, dolayısıyla kültürlerin yaşadığı bir dünya diliyorum.

***

Apheartsa Topluluğu, şarkılara hayat veriyor(2. Bölüm)

Nart, Adige halk enstrümanı üretiminde tanınmış bir sanatçı ve zanaatkâr olan Zamudin Guçev tarafından fark edilmiş.
Genç adamı davet etmiş ve yapabildiği her şeyi öğretmiş. Nart’ın Facebook’taki çalışmalarını görmüş ve onunla tanışmak istemiş. Ve müzisyenin hayatındaki ana öğretmeni olmuş.
Nart, “İletişimimiz hemen ilerledi çünkü büyük olduğunu vurgulamaya çalışmadı, sadece sabırlı oldu. Bu beni bağladı” diye anlatıyor.
Zamudin, Nart’a “Enstrüman bir arkadaş, bir kardeş ve bir annedir, enstrüman sana sevinçte ve üzüntüde yardım edecek şeydir” demiş.

“O zaman sadece şömineye atıyorum”
Kısa sürede öğrenci yüksek ustalığa ulaştı. Nart dünyanın farklı köşelerinden sipariş almaya başladı. Adige ve Abhaz-Abaza diasporası temsilcileri, halk enstrümanları koleksiyoncuları, çeşitli halk grupları için enstrümanlar yaptı. Aylarca çalışmalarını geliştirerek ürünlerini daha iyi hale getirdi.
Müzisyen, “Mükemmel, düzgün, pürüzsüz bir enstrüman ortaya çıkıyor ama sesi kötü oluyor. Bu enstrümanın üzerinde üç ay boyunca çalışmış olabiliyorum, ancak ses çıkmadıysa, saklamak mantıklı değil. Bu meslekte öğretmenimin bana, onun hocasının da ona öğrettiği birçok nüans bulunmakta. Bunlar yüzlerce yıllık zanaatkârların sırları. Örneğin, bu apapşina (balalaykaya benzeyen bir tür Adige yaylı çalgısı) üzerindeki teller at kılından yapılmıştır. Ve eski ustalar için bu atın kaç yaşında olduğu, hangi renkte olduğu, nerede büyüdüğü, nasıl beslendiği önemliydi. Genç ve yaşlı atın yelelerinden yapılan tellerin sesleri farklı geliyor” diye belirtiyor.
Nart, Maykop’tan Çerkesk’e taşınarak yerel müzik okuluna girmiş. Giriş sınavında, birkaç parça çaldığında komisyon üyeleri şaşırmış ve okula girmeye mi yoksa iş başvurusunda bulunmaya mı geldiğini sormuşlar. Kısa zaman sonra genç adam evlenmiş, Adige ve Abaza müzik enstrümanlarını yaratmaya devam ettiği kendi atölyesini açmış. Bu genç adamın olağanüstü ve şaşırtıcı kulağını, Suriye’den taşındıktan hemen sonra, hiç bilmediği Rusçayı pazarda kendi başına öğrenmesi de doğruluyor.
Nart, “Her sabah yerel pazara geldim, bir köşede dikildim ve dinledim. İnsanlar konuşuyorlar, tartışıyorlar, muhabbet ediyorlar, kendilerini anlatıyorlardı. Tepkileri, jestleri, yüz ifadelerini takip ettim ve dili dinledim. Rusçayı kulaktan dolma öğrendim” diyor.
İyi zanaatkârlara bugün nadiren rastlanıyor. Bu nedenle, Abazinskiy bölgesinin yönetiminin sonunda enstrüman üretimi ve yeni bir halk enstrümanları topluluğuna liderlik etmesi önerisiyle Nart’a başvurması şaşırtıcı değil. Kendisi de hiç düşünmeden kabul etmiş.
Nart, “Tüm hayatım boyunca bunu hayal ettim. Suriye’de sahnede olduğuma dair rüyalar görürdüm” diye itiraf ediyor.

Müzik bir ilaç
İnjiç-Çukun’daki topluluk, adını eski Abhaz ve Abaza müzik aletinden almış. Apheartsa, kahramanlık şarkılarının eşlik ettiği yaylı bir çalgı. Eski günlerde, her askeri müfrezenin kendi Apheartsa ustaları varmış. Hep birliklerin önünde giderlermiş. Bu nedenle, kelimenin tam anlamıyla enstrümanın adı, “ilerlemeye teşvik edenler” olarak tercüme edilir. Abhazların ve Abazaların ataları da Apheartsa’nın müziğinin şifa olduğuna ve hastaların onun şarkılarıyla iyileştiğine inanıyorlardı. Bugün, ileri teknolojiler çağında, apheartsa tıpta kullanılmamaktadır. Ama hiç kimse müziğin iyileştirici gücünü de inkâr edemiyor.
Abaza müzik aletlerinin çeşitliliği, 19. yüzyılın yazılı kaynaklarında zaten belirtilmiştir. Eski Abaza enstrümanları: en başta “мышIкъвабыз” (mıçkeabız) – balalayka tarzında telli bir çalgı, “Apheartsa” – iki telli keman, andu – arp tarzında bir enstrüman, “кIыжкIыж” (kıjkıj) – silah namlusundan yapılmış fifre, “пхарчIакь” (pharçaki) – ahşap mandallar. Abazaların en eski enstrümanı olarak “zurna” kabul edilmektedir – fifre ve flüt “ацIарпIына” (atsarpına).
İnjiç-Çukun’daki enstrüman topluluğunda ayrıca Adige halk enstrümanları da bulunmakta: telli «apapşina», Rusların balalaykasını anımsatmakta ve pnömatik klavye “Adige pşine” ya da diğer bir tabiri ile Adige akordeonu.

Mücevheri korumak
Abaza halkının müzik kültürü yüzyıllar içerisinde bilenmiştir. Şarkılar, geçmiş yüzyılların görkemli başarılarını, düşüncelerini ve isteklerini anlatıyor. Tüm ulusal şarkı sözleri türüne göre sınıflandırılabilir. Bunlar ritüel şarkıları ve dans, destan, lirik, komik, tarihi-kahramanlık ve ağıt şarkıları. Bu şarkılar kulaktan kulağa geçerek günümüze kadar geldiler. Bu melodileri kağıda aktarmaya yönelik ilk girişimler nispeten yakın bir zamanda, Sovyet döneminde yapıldı.
Bugün Abazaların evlerinde artık halk enstrümanları bulunmuyor, ancak yüzlerce yıl önce olduğu gibi, tek bir kutlama bile geleneksel müzik olmadan yapılmıyor. Ve bu nedenle müzisyenler her evin onur konukları olmayı sürdürüyorlar.
Halk müziği çalmak ve daha da fazlası ulusal müzik aletleri yapmak karmaşık bir sanat. İnjiç-Çukun köyünde bunun unutulmaması gerektiğine eminler.Ve bu nedenle, çocuklar için müzik kursları açılması üzerine daha fazla düşünüyorlar. “Apheartsa” Abaza halk enstrümanları topluluğu katılımcılarının düşüncesi sadece korumak değil, aynı zamanda genç nesle aktarmak doğrultusunda.
(abaza.org) (Bitti)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here