‘Abkhazia Timeless Country’

0
93

“New York, İstanbul, Sohum ve Moskova’da kendi disiplinlerinde işler üreten 7 görsel sanatçı olarak üretimlerimize devam ettiğimiz uzak coğrafyalara rağmen 20 Kasım tarihinde kişisel hikâyelerimizde bizi ayıran, bizi birleştiren ve ilham veren Sohum şehrinde bir araya geldik. Dostluğumuz ve dayanışma duygumuzla attığımız bu sanat adımının heyecanıyla November20 Collective adı altında bir aradayız” duyurusuyla bir araya gelen sanatçılardan Denef Huvaj’ın “Abkhazia Timeless Country” başlıklı sergisi Fotoğrafevi’nde 7 Mart’taki açılışla fotoğrafseverlerle buluştu.

Bir köşede öylece duran bir ülke, bağı olmayan çoğu kişi için anlamsızdır.
İsmini duymadığınız belki duyup bir anlam yüklemediğiniz herhangi küçük bir ülke.
Aslında sınırlarla birbirinden ayrılmış her kara parçasının bir diğeri için anlamı vardır. İnsanlığın kurulduğu günden beri birbiri ile etkileşip, gelişip kalabalıklaşan bu yaşlı dünyada her topluluğun birbirine benzeyen, bir ucundan değen, eken büken bir hikayesi olmuştur. Bu hikayeler anlatılabilirse bastırabilir ancak yalnızlığın o dinmeyen hali.
Tek başına yaşanılan yalnızlıklardan daha derin bir yalnızlıktır topluluklar halinde bir köşede bırakılır olmak. Kalabalıklaştıkça çözülemeyen türden bir yalnızlık. Belki de evrendeki tüm hikayeler bu yüzden vardır. Bir ateşin başında anlatılıp paylaşılıp bölüşülebilsin diye. Ve bir süreliğine bile olsa tüm sınırlar silinip o ateş ve çevresinde bir çemberde kalınabilsin diye.

İlk arşiv hevesi insanın, içine türlü oyuncağını, düşen ilk dişini, ilk parasını biriktirildiği eski teneke bir kutudur. Bir şekilde kendini biriktirir. Baktıkça hatırlar kendisi olmanın tarihini. Bunun gelişmiş halidir fotoğraflarla biriktirmek. Çoğul ama aynı zamanda tekil. Başkalarına bakarak kendini okumak, bir tarihten kendi öykünü çıkarmak, neye baktığını göre göre, gelişe gelişe ilk günden bugüne büyümeyi anlamak.
Ki yeniden inşa edilen bir ülkeyse baktığınız yer, bir ülke çocukluğunuz kadardır ve sizin keşfinize denk düşer kendini keşfi. Ağır aksak yalpalayarak büyüyen bir ülke, siz olur. Tüm diri zamanlarında kendi topraklarından, kendisi olmaktan mahrum edilmiş.
Sınırları icat edenler aynı zamanda o sınırları tanımayanlardır da aslında. Dışında bırakmak için var sayılan sınırlar, dahil olunacağı anda yok sayılır. Yok bir ülke olursunuz. Ama varsınızdır. Var olduğunuzu ispata soyunursunuz.
‘Hey dünya ben buradayım! İşte önünüzde serilmiş şu haritada tam parmağımı koyduğum yerde kuytu bir bahçedeyim. El sallıyorum sizlere! Dağ eteklerinde beslenen atların izleridir o patikalar. Göremediğiniz o ulu ağaçlar asırlardır oradalar. Birbirine teyellenmiş yamalı bir örtü gibi serilen yeryüzünün sınırlarının içinde sadece bir ülkeyi diğerinden ayırmakla kalmayan kim olduğumuzu belirleyen ruhsal sınırlar! Buradayım. Üst üste dizilmiş kültürel sınırlar, sosyolojik sınırlar, ekonomik sınırlar… Etrafa yayılan olmaktan ziyade bir bina gibi yükselen katman katman sınırlar! Buradayım. Tam o bahçenin ortasındayım. Bütün yakıştırmalarınızı, tanımlarınızı, tüm katmanlarımı tek tek soyarak buluyorum kim olduğumu.
Fotoğraflarla kanıtlıyorum varlığımı, işte buradayım.
Bu zamansız ülkenin göbeğindeyim. Yıllar önce bir savaş ile kaybettiğim çocukluğumu geri alıyorum. Zamanı yeniden yazıyorum, şimdiye koyuyorum. Kendimi yeniden tanıyorum. Bir ülkeyim, elimde eski teneke kutum biriktirerek büyüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here