‘Hayat Ağacı: Yaşam ve ölümün sarmalı

0
18

“Sanat, en yoğun bireysellik biçimidir. Elin, bilincin, yüreğin bir aradalığında özgün bir yapıtla insanın kendini taşırmasıdır. Arsen Gushapsha’yı izlerken onun yapıtıyla nasıl bütünleştiğini gördüm. Kırk dereceyi bulan sıcağın altında taşa oyduğu zamanın çizgilerini gördüm. Onun yapıtını oluştururken nasıl bir kartala dönüştüğünü de. Hayat Ağacı onun ellerinde meyvelerini verecek, dallarını güneşli göklerin altında bütün insanlığa uzatacaktı. Onu yapıtıyla baş başa bırakıp oradan ayrılırken kendisine duyduğum saygı, onun yapıtına duyduğu saygıyla eşdeğerdeydi, Hayat Ağacı’nın güzelliğine ve sanatın tarihine eklemleniyorlardı” der ressam-şair Ruşen Eşref Yılmaz…   

Pek çoğumuzun Türkiye ziyaretinde tanışma fırsatı bulmaktan onur duyduğu, diasporanın en önemli hafıza mekânlarından biri olan Kartal Çerkes Sürgün ve Soykırım Anıtı’nın heykeltıraşı Gushapsha Arsen’e (Гъущlапщэ Арсен) 21 Mayıs vesilesiyle yaşamını sürdürdüğü Nalçik’ten telefonla ulaştık. Arsen, Surikov Moskova Devlet Akademik Sanat Enstitüsü bünyesindeki Moskova Akademik Sanat Lisesi’ni bitiren, Kabardey Balkar Cumhuriyeti doğumlu ilk kişi. İlk altın madalyasını daha eğitim hayatındayken, “Susuzluk” başlıklı teziyle, o dönem alanının tek sanat okulu olan SSCB Sanat Akademisi’nden almış. 2010 yılında Rusya Yaratıcı Sanatçılar Birliği’nce yine altın madalyaya layık görülen heykeltıraş Rus Sanat Akademisi’ne seçilmiş ender sanatçılardan. Prezantasyonu, ülkenin en prestijli sanat organı olan Rusya Sanatçılar Birliği’nde görkemli bir törenle yapılan “Muhacirler” adlı anıt müze projesi ise sanatçının hayat bulmasını en çok istediği hayali.
Gushapsha Arsen evli ve her biri anadiline son derece hâkim 3 çocuk babası. Kızı Dane ilköğretim öğrencisi, oğulları Kandemir ve İnarmas ise İstanbul Özyeğin Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu. Şu anda oğullarıyla beraber, Çegem’de, ünlü sanatçı Kishev Mukhadin adına yapılan müze projesi üzerinde çalışmakta. Sanatçı ayrıca orijinali 2004 yılında Nalçik’te yapılan ve 2012’de Kartal’da uyarlanan “Hayat Ağacı Anıtı”nın renovasyon projesine ilişkin çalışmalarını heyecanla sürdürmekte…

-Bize 21 Mayıs Anıtı’nın tasarlanma sürecini, “Hayat Ağacı”nın öyküsünü anlatır mısınız…
-İlk “Hayat Ağacı” prototipi, 60 cm ve bronz uygulama ile hazırlanmış ve 2001 yılında düzenlenen bir yarışmada birinci olmuştu. Akabinde 2004 yılında, 1763-1864 Kafkas-Rus Savaşı’nın tüm kurbanlarını simgeleyen bir anıt olarak, 7 m yüksekliğinde ve bronz uygulama ile Nalçik’te yapıldı.

Heykeldeki iki sıradan biri anne, diğeri de baba tarafını temsil eder, her iki daldaki 7’şer dal ise Çerkesler tarafından saygı duyulan 7 göbek nesli simgeler. En alttaki kollar, artık yitirdiğimiz atalarımızı… Ve altı ana dalın, ağacın gövdesinden çıkan ve yine aynı yere giren kolları, topraktan oluşan insanın, yaşamı sona erdikten sonra tekrar toprağa geri dönmesini anlatır. Heykelin diğer tarafından bakıldığında görülen 5 boğum ise eski inanışlara göre tüm vücudun sağlığından sorumlu görünen göbeği imgeler. Heykelin yukarıya doğru yönlenmesi ise yaşamın büyüme ve gelişme dinamiklerini temsil eder. Atalarımızın nesiller boyu verdiği mücadeleyi, savaş ya da silah imgeleri değil, kendi topraklarında en güzel şekilde yaşama amaçlarına istinaden “Hayat Ağacı” tasvir eder.

-Peki, İstanbul’daki “Hayat Ağacı” projesi nasıl gelişti?
-2012 yılında, Kartal Belediyesi önderliğinde, II. Uluslararası Taş Heykel Sempozyumu gerçekleştirildi. Toplamda 500’den fazla projenin başvurduğu bu çalışmada, finale kalan 10 eserden biri de “Hayat Ağacı”ydı. Heykellerimizi yapabilmek için 3 metreküp mermerle, çok iyi yaşam ve çalışma koşulları beraberinde 21 gün müsaade verildi. Bu süreçte mimar Osman Güdü ile çabamız, Kafkas-Rus Savaşları’nda yaşamını yitirenlere ait bir anıt yapmak yönünde oldu ve 18 Mayıs 2013’te, dönemin Kartal Belediye Başkanı Altınok Öz’ün de katılımıyla anıtın açılışını gerçekleştirdik.

“Muhacirler” anıt müzesi

Buradaki törenin akabinde, önce İstanbul’dan İsrail’deki Çerkes köyü Kfar-Kama’ya, ardından da Ürdün’e gittim ve belediye başkanları ile “Hayat Ağacı”nın buralarda da inşası için görüşmeler yaptım. Hemen sonra da İstanbul Beşiktaş’taki 21 Mayıs Anma Töreni’ne katılıp “Muhacirler” adını verdiğim anıt müze projesini sundum. Bu projeyi Samsun Belediye Başkanı ile de paylaştım.

-Hayalinizdeki bu anıt müzeyle hedeflenen neydi?
-21 Mayıs, dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Çerkeslerin toplandığı ve kaybettiklerini andıkları bir tarihtir. Bu anma törenleri, farklı yerlerde farklı şekillerde yapılabilir, zaten bunun tek bir senaryosu yoktur. İşte “Hayat Ağacı-Muhacirler” anıt müze projemin bir ideası/fikri vardır; Karadeniz’in Kafkasya yakasında bulunan anıt müze, yüzü güneye yani Türkiye’ye bakan ve vatanını koruyan “Atlı”, diğeri ise yüzü Kafkasya’ya dönük olan muhaceretteki anne ve çocuklarını imgeleyen “Ana” formunda olacaktır. İç kısımlarında Kafkas-Rus Savaşları’nın, sürgünün, yaşananların anlatıldığı, tarihi kanıtlar ve materyallerin sergilendiği bu her iki yapının minyatürü, bir diğerinin içerisinde sergilenecek birer müze olacak ve tören başlayınca insanlar önce, kaidenin dışındaki helezon biçimli basamaklardan dönerek yukarıya doğru çıkacak, sonra “Hayat Ağacı-Muhacirler” anıtının içine girip, yine helezoni bir şekilde aşağıya ineceklerdir…

Böyle bir ritüel*, bizi faydasız görüşmelerden, zaman kayıplarından ve başka ulusların törenlerinden alıntılar yapmaktan kurtaracaktır. Bir de düğün gününde anıta gelen yeni evliler çiçek bırakarak ve bu ritüeli yaparak, ölenlerini onurla anabilirler.

Çerkeslerin kalabalık bir şekilde yaşadığı ve imkân sağlanan her yerde, “Hayat Ağacı Anıtı”nı yaparak, bir anıtsal seri oluşturma ideam, hayalim var. Bu “Hayat Ağacı” anıtları, farklı şehirlerde, ülkelerde, hatta kıtalarda yapılabilir; farklı ebatlarda, farklı malzemelerle ve buna bağlı olarak farklı formlarda, değişik tasarımlarla yapılabilir ama özünde hep “Hayat Ağacı” olup onun anlamını taşımalıdır. Bu idea, şimdiye kadar heykel sanatında, aynı olay için aynı sembolün farklı boyut ve malzemelerden yapılıp, farklı yerlerde inşa edildiği hiçbir örnek olmaması nedeniyle, aynı zamanda bir ilktir.

Tüm bu düşünceler, ancak toplumun, diasporanın ilgisiyle hayat bulup, Çerkeslerin pozitif ve etkin karakterini daha fazla insana aktarmaya yardımcı olurken, aynı zamanda ulusal bilincimizi geri kazanma sürecimizde etkin olacaktır. İşte bu nedenle, birilerinden kopyaladığımız eylemleri değil; Xabze’mize, dilimize, binlerce yıllık yaşam tecrübemize dayanan “kendi yaklaşımımızı” geliştirmek daha da önemlidir. Bu aynı zamanda, geçmişten getirdiğimiz eşsiz bir kültürün, destanların, ulusal kıyafetlerin, özgün silahların, atçılığın, tarımın, kısacası gurur duyduğumuz tüm yaşam faaliyetlerinin yaratılmasına yol açan yaklaşımın ta kendisidir.

-Bizde genelde sanatçıların etnik öğelere yer vermesi beklentisi vardır, bu beklenti sizde bir sıkışmışlık hissi, bir sınırlandırılma haline neden oluyor mu, yoksa bir sanatçı olarak kendinizi her anlamda özgür hissediyor musunuz?
-Bana öyle geliyor ki her şey, kişinin “milliyet” kelimesinden ne anladığıyla ilişkili. Sanatçı, bir halka özgü imgeleri kullanmak zorunda kalarak tasvir etmenin gerekli olduğunu düşünüyorsa, bu üslup sanatçıyı kısıtlayacak, bağlayacaktır. Ama sanatçı, olaylara karşı tutumunu, bakış açısını sanat diliyle, sanatsal sembollerle ifade etmeye çalışıyorsa, o zaman sanatı “ulusal” sınırların dışına çıkar ve halkınızı tanımayan ama kültürünüze ilgi duyan herkes için anlaşılabilir eserler üretebilir.

Ruh Yolu – Geçiş

-Son yıllarda bir anıt çalışmanız daha oldu sanıyorum…
Evet, 2018 yılında, Psıhurey Köyü’nde, “Ruh Yolu. Geçiş” adlı, 3 metre uzunluğunda ve granitten bir anıt yaptım. Bu anıt, 10 Ekim 1779’da, içlerinde Rus topçu birliğinin, üstün askeri mühimmata sahip Kazak ve Kalmuk askerlerin de olduğu 300-400 atlı tarafından çepeçevre sarılan, buna rağmen silahlarını bırakmaktansa ölümü tercih ederek savaşmaya devam eden Kabardey prenslerine ve soylularına adanmıştır.

Bu anıt, onların, bir dünyadan diğerine geçerken ölüme karşı duruşlarını ifade eder. Anıtın etrafında, açılışa gelen insanlar tarafından dizilen çakıl taşlarının oluşturduğu 7 daire bulunmaktadır. Ayrıca bu anıta ilişkin tüm masraflar, arkadaşım Khonok’o Arsen tarafından karşılanmıştır.

– Verdiğiniz bilgiler ve toplumsal hafızamıza büyük katkılar getiren eserleriniz için teşekkürler Arsen. Hayalinizdeki projelerin gerçekleşmesini gönülden diliyor ve destekliyoruz…

*Ritüel videosu:

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here