Salda Gölü can çekişiyor

0
16

Oluşumunun 2.5 milyon yıllık geçmişi olan Salda Gölü, Göller Bölgesinde, Yeşilova merkezine 6 km uzaklıkta ve dünyanın 7 harikasından biridir. Deniz seviyesinden 1193 metre yükseklikte, 47 kilometrekare alanı ile dışa akışı olmayan, kapalı havza yapısındadır. 184 metreyi bulan derinliği ile, Türkiye’nin 3. derin gölüdür. Gölü özellikli kılan, yüzbinlerce yılda oluşan “Hidromanyezit” mineralidir. Göl; yeraltı su kaynakları, akarsuları ve yağış ile beslenir. Eksilmesi de buharlaşma ile olur. Gölün en güzel görselini sağlayan, turkuaz rengi ve temiz berrak suyudur.
14 Haziran 1989 tarihinde göl ve çevresi 1. Derece Doğal SİT alanı ilan edilmiştir. Göl çevresindeki yerleşimler nedeni il, 28 Temmuz 1992 tarihinde yapılan değişiklikle bazı yerleşim alanı içindeki mahalleler 1. Derece Doğal SİT alanından çıkarılarak, 2. Derece Doğal SİT alanına alınmıştır. Göl çevresi karaçam ormanları ile kaplı olup, barındırdığı endemik türü bitkileri, kuşları ve doğa özellikleri ile uluslararası bir üne sahiptir.

Millet Bahçesi Projesi
Ancak bu günlerde uygulanmakta olan Millet Bahçesi Projesi kapsamında, bu olağanüstü değer büyük bir tehdit altındadır. Prof. Dr. Doğan Kantarcı’nın ayak dahi basılmaması gerektiğini ifade ettiği alana yani göl ve çevresine ne yazık ki, iş makinaları ve kamyonlar girmiş, binlerce yılda oluşan göl çevresindeki beyaz kum diye tanımlanan “Huntit” (Göl tabanına çökelmiş fosiller) malzemesi kepçeler ile kazınarak kamyonlara yüklenip götürülmüştür. Kamuoyunda nereye gittiği tartışılırken, görsel ve yazılı basında, bu malzemelerin gittiği oteller ve bazı özel alanlar görüntülenmiş, büyük tepki üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığının organize ettiği Jeoloji ve Biyoloji profesörlerinden oluşan ekibin verdiği karar doğrultusunda, göl ve çevresinden alınan beyaz kumların tekrar yerine getirilerek serildiği haberleri basına servis edilmiştir. Tabii ki ne kadar malzemenin kepçelerle alınıp taşındığı ve ne kadarının tekrar alana serildiği ile ilgili detaylı bir bilgi olmamakla beraber; bu malzemenin üzerinde gezilmesi, iş makinaları ve kamyonların bu kumu ezmesi sonucu çok küçük minerallere tozun oluşması, bunun da solunum yolu ile akciğerlerde ciddi rahatsızlıklara sebep olacağı uzmanlarca belirtilmiştir.
Bölgede yapılmakta olan sulu tarım nedeni ile yer altından çekilen sular ve gölü besleyen akarsular üzerine inşa edilen bentlerden dolayı beslenemeyen göl, son 20 yılda kot seviyesinden 4-4.5 metrelik bir düşüşle alanındaki kıyılardan 5-6 metrelik çekilmeyle küçülmüştür. Göl tabanında bulunan hidromanyezit mineralleri bu çekilme ile göl çevresindeki beyaz kum görüntüsünü veren bir görsel yaratmıştır. Gölün zaman içinde su kaybetmesi, küçülmesi ile iklim değişikliğinden gelen tehditler yetmezmiş gibi, Millet Bahçesi Projesi kapsamında, göl kıyısındaki kumsal alana; 7 adet büfe, 6 soyunma kabini, 4 adet kafe, 3 mescit, 2 millet kıraathanesi, 2 yönetim birimi, bu alanlara hizmet verecek mutfak, bulaşıkhane, 8 adet tuvalet, 2 sağlık birimi, kapalı oturma alanları, satış birimleri ve halkın kullanacağı oturma alanları yapılacaktır. Bu alanların hizmet aşamasında nasıl büyütüleceğini, çevresini nasıl betonlaştıracağını tahmin etmemek mümkün değildir. Alan girişine imkân sağlamak için yapılmış olan yol üzerindeki tüm çam ağaçları kesilmiş, yol genişletilmiş, çevreden alınan malzemeler ile de otopark alanlarının inşasına başlanmıştır.

Giriş çıkışlar yasaklandı
Tüm bu uygulamaların Millet Bahçesi Projesi’nin iptali için açılmış olan davada, bilirkişi heyetinin, daha alana gelmemiş ve mahkemeye raporunu vermemiş olduğu bir zamanda yapılması ilginçtir. Ayrıca duyarlı vatandaşların ve çevre örgütlerinin yapılanları takip etmesini engellemek amacı ile bu alana giriş ve çıkışlar da koronavirüs bahanesi ile yasaklanmıştır. Bir dünya mirası olan ve özellikleri ile çok hassas bir şekilde korunması gereken göl, son yıllarda turizm acentelerinin ve göl çevresinde konaklamalı kalan turistlerin de hücumuna uğramıştır. Yetkili kurumların koruma konusunda pasif davranışı, göl ve çevresinde başlayan talanı arttırmış, gölün kirlenmesine de yol açmıştır.

Çalıştay kararları
Bu doğa cennetinin gelecek nesillere mirası için emek verenlerin bu konuda yaptığı Çalıştay kararlarında;
Kimyasal içerikli atık suların gölden uzak tutulması, göle yakın çevrelerde zehirli tarım ilaçlarının kullanılmaması, göle asla girilmemesi, gölü besleyen tüm akarsu kapaklarının açılması, bölgede susuz tarımın özendirilmesi, göl çevresinde hiçbir yapının asla yapılmaması ve göl çevresindeki doğaya zarar veren tüm maden ocaklarının ruhsatlarının iptal edilerek kapatılması kararları alınmıştır. Bu kararlar konunun bilime dayalı uzmanlarınca alınmış ve gölün kurtarılması için mutlaka uygulanması gerektiği de vurgulanmıştır.
Şimdi tüm bu gerçekler çerçevesi içinde; dünyada bu derece ender bir doğal yapıya sahip ve korunması için de 1. Derece Doğal SİT alanı ilan edilen Salda Gölü’nde, tüm bu tahribatlar neden yapılıyor? Millet Bahçesi Projesi’nin bu gölün sonunu yaratacağını bilmiyorlar mı? Çevrecilerin ve bölge halkının yaptığı hukuk mücadelesinin sonuçları dahi beklenmeksizin, hiçbir tedbir almadan alana sokulan iş makinalarının ve onlarca kamyonun, yüzbinlerce yılda oluşan göl çevresindeki o malzemeye zarar vereceğini bilmiyorlar mı? Salda Gölünün 2.5 milyon yıllık geçmişi ile bir dünya mirası olduğunu ve bunu da korumanın görev olduğunu bilmiyorlar mı?
Tüm bu soruların yanıtı elbette var. Ancak son 20 yıldır, doğaya ve kentlere karşı işlenen suçların yarattığı rant ile yaşamını sürdürenler, yarın yok olup gidecekler. Ama ne yazık ki, gelecek nesillere telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuran bu suçları işlemiş olarak gidecekler. Salda Gölü’ndeki Millet Bahçesi Projesi derhal durdurulmalıdır…

***

“O gün kazıdıkları şey beyaz kum değil, canlı organizma da değil, göl tabanına çökelmiş fosillerden huntit mineralidir. Hani şu İngilizlere ihraç ettiğimiz, yanmayan kıyafetler, ateşe yangına dayanıklı yalıtım malzemeleri üretiminde kullanılan, çok değerli maden. Kamyon ve kepçeler, çalışan işçiler o gün huntitin üzerine bastıkça ezdiler. Bu kadar ince toz haline gelebilen huntit mineralini kepçe ile kazımak, yığmak, yüklemek ve de üstünde kamyon dolaştırmak önemli miktarda çok ince toz oluşumuna ve tozumaya sebep olur. Huntit mineralini yol yapımı veya kaplaması olarak kullanmak oradan geçen insanlar için tehlikelidir. Götürdükleri yer de plaja inen yol. Yola dökmeyi düşünüyorlar. Ama bunun üzerine kamyonlar, arabalar ya da insanlar bastığında iyice ezilecek. Çok ince toza dönüşen huntit minerali solunum yollarında, akciğerde alveollerde birikip zarar verebilir. Kuru havada rüzgarla birlikte tozduğunda hem yörede yaşayan köylülerin ve hayvanların hem de gelen turistlerin akciğerlerine sıvanacak, yapışacak. Sonra da KOAH, silikozis gibi hastalıklara neden olacak.”

Prof. Dr. Doğan Kantarcı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here