‘Bazen deniz kenarında gemi beklerken buldum kendimi, bazen de gölgeler arasında Kafdağı’nı aşarken’

0
383

İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde tam 35 yıl önce bir araya gelen gençler, “Bağlarbaşı Ruhu”nun kapsayıcı sıcaklığında hem dans yoldaşı hem de kültürel mücadelede yol arkadaşı olmuştu.
O gençlerden biriydi ressam Mahmut Faruk Kutlu… Faruk’un resimlerinde sürgünün hüznüyle yüzleşir, bir başka resminde pşine çalan kadının parmaklarındaki ayrıntıda katıldığınız köy düğünlerini hatırlar, Kafkasya kahramanlarından dansa ve ardından atlılara geçtiğiniz özel bir yolculuğa çıkarsınız.
Tecritte yaşadığımız bugünlerde, Tsitsekun’un (Çerkes Sürgün ve Soykırımı) 156. yılı için “Kafkasya’dan İzler” adıyla, 156 resimden oluşan bir sanat kitabı çıkardığını öğrenince peşi sıra dizildi sorular… Faruk biraz yorgun, hafif kırgın olsa da biliyorum ki hiç bitmeyecek Kafkasya sevdası…

-Diaspora açısından baktığımızda tamamı Kafkasya teması taşıyan eserlerle sergi açan ilk ve tek Kafkasyalı ressamsın. Hatta bu ilk olma durumuna belki anavatanı da katabiliriz. Kafkasya temalı eserler yapmaya ne zaman başladın? Seni buna iten neydi?
-Cevabı çok uzun, ne ben yazabilirim ne de okuyucular okuyabilir.
Kafkasya temalı resimleri ortaokuldan itibaren yaptığımı hatırlıyorum. Akademi’deki öğrencilik yıllarımda yoğun olmasa da Kafkasya temalı resimler çalışıyordum. Kafkasya temalı resimlerimi iki defa sınavda sergiledim. İlki, düğüne giden gençlerin üç-dört metrelik resmiydi. İkincisi ise 80×100 cm ölçüsündeydi ve yaralı bir savaşçıyı gösteren resimdi. Beni buna iten şey, Çeçen oynamaya iten şeyle aynıydı. Oynarken nasıl bir duygu denizindeysem, çizerken, boyarken de aynı duygu denizi içinde hissediyorum kendimi. Ancak burada dalgalar ara sıra çok yükseliyor, aşmak için çok yoruluyorsunuz.


-Sürgün temalı eserlerin çok biliniyor ve beğeniliyor. Çizme sürecin ve hislerin?
-Sürgün konsepti birden oluşmadı. Küçük küçük birikti. Önce göçler ilgimi çekti. İnsanların varoluşundan bu yana göç olgusu canlılığını koruyor. Bugün yaşandığı gibi yarın da yaşanacak. Ancak insanları göçe iten şeyin ne olduğuna bakmak gerekir.
Bizim sürgün edilişimizin ardındaki nedenlere inmeye başladım. İndikçe, kafamda şekillenmeye ve taşlar yerine oturmaya başladı. Günümüzdeki gibi ekonomik sebeplerden kaynaklanan süreçlere elbette benzetilemezdi.
Öncelikli olarak bir işgalci güce karşı üç yüz yıldır yaşam mücadelesi veriyorlardı.
İşgalci güç, direnen halkları topraklarından söküp atmadıkça kendini güvende hissetmeyecekti.
Harekete geçip yaşam alanlarını daralttı.
Yaşam alanları daraltılan insanların, kendilerini bir deniz kıyısında sıkışmış bulmaları çok dramatikti. Dağlık bölgelerde kuşatılıp tüketilen insanlar da aynı durumdaydı. Onlar da dağların zirvelerine kaçarak gökyüzüne doğru sıkışmışlardı.
Deniz kenarına sıkışanlar denizin öbür tarafına, dağların zirvesine sıkışanlar da dağın diğer tarafına gitmek zorundaydılar.
Süreç benim için bu noktalarda başladı. Resimler gözümün önünden akmaya başladı. Bazen deniz kenarında gemi beklerken buldum kendimi, bazen de gölgeler arasında Kafdağı’nı aşarken. Yolculuğa dayanamadan ölen yaşlıları gördüm. Karadeniz’in sularına ölülerini bırakanlarla aynı gemilere bindim. Aç sefil onlarla kıyılarda dolaştım. Anadolu’nun ayazında, sıcağında beraber yol alıp bu günlere geldim.

-Kafkasyalı bir ressam olarak diasporadaki ve anavatandaki Kafkasyalıların ilgisi konusunda gözlem ve duyguların? Sürgüne ve Çerkeslerin tüm hallerine diasporadan bakarak çizimlere döküyorsun. Peki nasıl görünüyor Çerkeslerin halleri sana?
-Resimlerimi diaspora ve anavatanda gönüllerince paylaşıyorlar. Konularına göre uygun bir resmimi buluyorlar. Bulmalarını istiyorum ama resmimin altında ismimi bulamıyorum.
Çerkeslerin hallerine gelince; kapitalist sistem bütün halkları nasıl modern kölelere dönüştürmeye çalışıyorsa, aynı sistem Çerkeslerin de peşinde. Aynı şekilde virüs de…

-Bir başka ilke imza atarak sürgünün 156. yılına özel “Kafkasya’dan İzler” adını verdiğin özel bir albüm hazırladın ve “Bu özel sanat kitabı, tamamı resimlerimden oluşan 240 sayfa olarak basıldı. 156 adet baskıyla sınırlı tutulacak kitap, istek adedine göre basımı yapılıp, numaralandırılarak isme imzalı olarak gönderilecektir” dedin. Bu kitabın oluşma sürecini anlatır mısın?
-Uzun bir süreç oldu. İlk ne zaman başladım, hatırlamıyorum. Resimlerimin arşiv düzenlemesini yaparken, “Bunları neden bir kitapta toplamıyorum” diye düşündüm. Sonra bölümlere ayırdım. Dans resimleri, atlılar, mızıka çalan kızlar, sürgün resimleri gibi. Sayfa tasarımını yaptım, sonra teker teker resimleri yerleştirdim.

-Bazı görselleri hikâyelerle beslemişsin.
-Öncelikli fikrim, bir resim albümü yapmaktı. Kafkas Ailesi resmime ‘Altın Oran’ şablonu tam oturunca, durumu açıklama gereği duyup bir şeyler yazmıştım. Sonra o yazıyla birlikte şablonlu resmi kitaba koydum. Bu durumda diğer resimlerin altına da bir şeyler yazmak gerekiyor diye düşündüm. Resimleri yapma süreçlerini anlattım. Sonra ulaştığım bazı tarihi belge ve bilgileri eklemeye başladım. Yazılı-resimli bir kitap oldu çıktı. Sıradan bir kitap değil, benim için bu bir sanat kitabı.

-Bu esere nasıl ulaşabileceğiz?
-Sanat kitabı olduğu için kitapçılarda olmayacak. Bu kitap 156 adetlik bir edisyon. Talep üzerine tek tek basılacak. İsteyenler, Facebook hesabım üzerinden mesaj gönderebilir.

***

Mahmut Faruk Kutlu

Ressam ve grafik tasarım sanatçısı Mahmut Faruk Kutlu, 1962 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. 1984’te Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun oldu.
Hürriyet Gazetesi’nde ‘İnfografik şef’ olarak görev yapan Kutlu aynı zamanda İstanbul Gelişim Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tasarım Bölümü’nde illüstrasyon, İç Mimarlık Bölümü’nde ise temel sanat eğitimi dersleri veriyor.

Sergiler

-Önce İstanbul’da sonrasında da Çerkeslerin yoğunluklu yaşadığı farklı şehirlerde sergilerin gerçekleşmişti 2011 yılında. İzlenimlerinden bahsetsen biraz…
-Tam bir hayal kırıklığı. Söyleyecek söz bulamıyorum. Sergilerime gelenler belliydi, öncelikle Bağlarbaşı’ndan kadim dostlarım ve varsa civardaki akrabalarım…

Klasik anlatımla belgelemek

-Kafkasya temalı çizimlerinde klasik anlatımı seçme nedenini anlatır mısın? Araştırmalarında nelerden besleniyorsun?
-Kafkas resminin bir klasik temeli olsun istedim. Klasik anlatım aynı zamanda belgesel anlatımı destekleyecekti. Çünkü belge anlamında beslenme kaynaklarımız yok denecek kadar az. Kimsenin dedesi bir sürgün güncesi tutmamış ya da ben rastlamadım. Ben hep sorup cevap bulamadığım konuları işlemeye çalıştım. Biz nasıl geldik, yolculuğumuz nasıldı, neler yaşadık, neler gördük vs… Bunun çok net görüntüleri yoktu. Önce o görüntüyü ortaya çıkartmam gerekiyor diye düşündüm. Klasik anlatımla Kafkasyalıların sürgününü bir anlamda belgelemiş oldum. Derdim sanat yapmak değil sürgün hikâyeleri anlatmaktı.
Araştırmalarımda internetten besleniyorum. En büyük kaynak o.

Bir paket sigara fiyatına masallar

-Çocuklar için, çizimlerini yaptığın Nart masalları kitabın basılmıştı. Yeniden yayınlamayı düşünüyor musun?
-Hiç düşünmüyorum. Bir paket sigara fiyatına kimse çocuğuna 4 minik kitap almadı. Düşünebiliyor musun, 80-100 Çerkesin dışında hiç kimse çocuğunun kitaplığına Nart masalları kitabı koymadı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here