‘Eski danslarımızı danslarımızın karakteristiğini unutmamamız gerekiyor’

0
81

Kabardinka, Nalmes, Lezginka, Şeratın gibi hayranlıkla izlediğimiz profesyonel dans gruplarının çalışma yöntemlerini, dansçıların seçimini, beslenmesini, bir günlerini nasıl geçirdiklerini hep merak etmişizdir. Anavatana dönüp yerleşen, yeni bir yaşam kuran, önce İslamey, sonra Sindika dans grubunun üyesi olan Meretuk Zübeyr Tümer ile Maykop’ta tanışıp iki akşam buluştuk; yaşam üzerine, danslarımız üzerine sohbet ettik. 

-Gül Yılmaz (G.Y.): Kendinizi anlatır mısınız bize…
-Çorumluyum. 1982’de Kırıkkale’de doğdum. Babamın mesleği gereği birkaç il değiştirdik. Tokat Erbaa, Samsun, sonra da Çorum’a, memleketimize döndük. Liseyi Çorum’da bitirdikten sonra Kayseri Erciyes Üniversitesi’ni kazandım, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda beden eğitimi öğretmenliği okudum. Bu arada çocukluğumuzdan beri derneklerin içerisindeydik, dans ekiplerinde olsun, etkinliklerde olsun sürekli bulunuyorduk, sonrasında üniversitede de bu aynı şekilde devam etti. Aşemez dans grubunda dört sene dans ettim.

“Burayı hep merak ediyordum, buraya ait olduğumu hissediyordum”

-Erdoğan Yılmaz (E.Y.): Çalıştırıcınız kimdi?
-Kabardinka’nın eski eğitmeni Dumaniş Avledin ile çalıştık. Nalçik’ten, Kabardinka’dan hocalar da geldi bize: Bitok Anzor, Zamirbek Bijou. Üniversite bitince askerliği hemen yapalım dedik. Bu zaman zarfında dönüş hep aklımızdaydı, hissiyatım şu yöndeydi: Bana nerelisin diye sorduklarında takılıyordum çoğu zaman ve ne diyeceğimi bilemiyordum, bu çocukluğumdan beri böyledir. Kendimi ait hissedemedim. Bunu Türkiye kötüydü anlamında söylemiyorum kesinlikle, hissiyat olarak söylüyorum. Burayı hep merak ediyordum. Bilirsiniz çocukken masallar anlatılır Kafdağı’nın arkası şu bu… Büyüklerimizden duyduğumuzda böyle bir istek hep vardı. Buraya ait olduğumu hissediyordum. Askerlik sonrası profesyonel iş hayatına atılmak zorundayız ekonomik olarak; büyük bir firmada bölge yöneticisi olarak işe başladım, üç sene kadar çalıştım, daha sonra birkaç firmada daha yönetici olarak görev üstlendim. Bir dönem de sigorta acenteliği yaptım. Bu arada, bu sene gitmeliyim dönüş için, bu sene gitmeliyim, diyordum hep. Baktım ki bu benim yaşantımı da etkiliyor.

-G.Y.: Gezmek için anavatana gelme fırsatınız olmuş muydu?
-Evet, aynı öyle oldu, önce gezmek için bir gitmeliyim, dedim ve bir ay kadar kaldım. Dönünce, bir plan program çizip öyle gitmem lazım, diye düşündüm. Bu arada işin yanı sıra derneklerde ekip hocalığı da yapıyordum. Çorum Kafkas Derneği’nde ekibimiz Hatti vardı, gençlerden oluşan bir gruptu, onları çocukluktan yetiştirmiştim. 2014 yılında KAFFED’den bize davet geldi, “Maykop’ta yapılacak müzik festivaline ekibinizi götürmek istiyoruz” dediler. Tabii çok memnuniyetle karşıladım. Yaş aralığı 15-17 arasında bir gruptu, özellikle o çocukların anavatanı görmesini çok istedim. Organizasyonu yaptık, geldik, bir hafta kadar kaldık, cumhuriyet kutlamalarına da denk geldik. Bir yarışma sisteminde yapıldı festival. Benim hem şarkı solistim hem de dans grubum vardı. Dans grubumuz ikincilik ödülü aldı. Epey güzel geçti, çocuklar da gezmiş, burayı görmüş oldular, insanlarla tanıştılar, iç içe oldular. Sonra Çerkes Dili ve Edebiyatı bölümünde yüksek lisans açıldı. Ailemizde sürekli Adigece konuşulur ama dışarıyla çok bağlantımız olduğu için gerek okul gerek iş vs. dili geliştiremedik. Kapalı bir köy ortamında yetişmiş olsaydık belki çok daha iyi konuşacaktık. O yüzden yüksek lisansa başladım ve tez konusu için buraya yine geldim.

-E.Y.: Tezinizin konusu neydi?
-Adigelerdeki silah ve savaş aletleri ve giysileri üzerineydi. Adigey televizyonundan epey yardımcı oldular. Uzun süre önce vefat etmiş bir thamademizin, Pçıhatlıko Madin adlı kılıç ustasının videolarını verdiler bana. Ayrıca savaş aletleri, kılıç-kama konusunda usta sanatçı Düzceli Açumıj Sami’den birebir pek çok bilgi aldım. Doküman topladım. Tezi üç arkadaş ortak hazırlıyorduk, bunları diğer arkadaşlara devrettim; çünkü dönüş kararı almıştım. Burada evlilik için bir tanışma ortamımız oldu evdekiyle. Tanıştık, görüştük, düğünümüz planlandı, önce burada yaptık, sonrasında Türkiye’de. Ben buradaki düğünden sonra oturuma başvurdum. Oturumum çıkınca da yerleşmiş oldum. O zaman aklımdaki soru şuydu: Ekonomik olarak ne yapmalıyım? Bilmediğim bir ortam, bilmediğim insanlar, bilmediğim bir pazar; her şey için zaman gerekiyor. Riskliydi, onun için herhangi bir iş yatırımı girişiminde bulunmadık. Zaten ekip ve dansın içinde olduğum için İslamey’de işe başladım. Sonra da Maykop Belediyesi’ne bağlı Sindika grubuna geçtim.

-G.Y.: Eşinizin Maykop’ta yaşaması nedeniyle mi burayı tercih ettiniz?
-Yok, ben zaten Adigey’de yaşamak, buraya yerleşmek istiyordum. Bizim için daha bağlayıcı oldu böylesi. Şimdi iki yaşında bir kızımız var, ismini Dane koyduk.

-G.Y.: Güle güle büyütün… Eşiniz de İslamey’deydi galiba…
-Evet, Adigey Cumhuriyeti Devlet Halk Dansları ve Halk Müzikleri Topluluğu İslamey’de “Onurlu Halk Sanatçısı” unvanıyla solist olarak görev yapıyor. Krasnodar’daki konservatuvardan mezun. Aldığı eğitim gereği hem müzik eğitimi verebiliyor hem de opera. Krasnodar Filarmoni’de de çalıştı, sonrasında İslamey’e davet edildi. Burada İslamey’in programlarında da opera programlarında da çalışıyor.

-G.Y.: İsmi…
-Tığuj Asiyat. Tığuj sülalesinden…

-E.Y.: Biga’da da var Tığujlar… Şimdi Sindika grubundasınız. Repertuvarınızda hangi danslar var?
-Şu anki repertuvarımız genelde Adige dansları üzerine. Zafaq, wuıc, islamey, zğathlet, baraban (doliyle) dansı. Bir önceki repertuvarda Kabardey qafe de vardı. Eski repertuvarda Adige dansları dışında danslar da mevcutmuş; dagistanski (gorski tarzı dağlı dansı), lezginka gibi… Danslar gösteriye göre değişkenlik gösteriyor, eklenip çıkarılabiliyor, repertuvarımız epey geniş. Bizimki şöyle bir grup; belediyeye bağlı Aşad isminde bir şirket aslında. Aşad’ın bünyesinde Sindika büyükler dans grubu var, Aşad isminde çocuk dans grubu var, Aşemez adlı koro var, artı Bağağuç adlı orkestramız… Onun dışında Tşeva Zara şarkı solistimiz.

-G.Y.: Yetişkin dans grubunuzda dansçılar hangi yaş aralığında?
-Biz zaten profesyonel olarak, belediye bünyesinde memur olarak çalışıyoruz. Daha çok fiziğine göre değerlendiriliyor ama 17 yaş altı, gençler grubuna dahil edilmez diye düşünüyorum.

-G.Y.: Üst limit ne?
-Dans gruplarında emeklilik 18-20 yıl arasında. 18 yaşlarında başlayıp maksimum 40 yaşına kadar devam ediyorlar.

-G.Y.: Siz kaç yaşındasınız?
-36 yaşındayım. İnsanın maksimum dans edeceği seviye bence 39-40. Ondan fazlasını bünye artık fiziksel olarak kaldırmıyor.

-Şınahko Hüsamettin (Ş.H.): Kaç gün çalışıyorsunuz haftada?
-Biz zaten memur olduğumuz için resmi çalışma saatlerimiz var. Hafta içi her gün, toplam 5 gün çalışıyoruz. Konserler olduğunda bazen cumartesileri de çalıştığımız oluyor, ama pazarları mutlaka tatil oluyor.

-G.Y.: Dansçıların seçiminde kriterler neler?
-Bale eğitimi almış olması büyük bir artı çünkü bizim çalışma sistemimiz şu şekilde: İlk bir saatimiz klasik bale, sonra Adige danslarının yürüyüş çalışmaları, sonrasında da koreografi. Plan program bu şekilde ilerliyor. Benim artım, Kayseri’de Aşemez grubunda aldığım eğitim oldu; gerek Anzor gerek Zamir, bunların çok büyük katkısı oldu bize bale anlamında çünkü öncesinde bilmiyorduk, daha amatörce çalışıyorduk, orada bir profesyonel sisteme girmiş olduk. Buraya geldiğimde de hiç sıkıntı yaşamadım; klasik bale olsun, Adige danslarının karakteristikleri olsun, bildiğim şeylerdi.

-G.Y.: Boy ya da kilo belirleyici oluyor mu?
-Elbette ama şöyle bir şey var, boy ve kilo orantısı kesinlikle olmak zorunda çünkü sahnede görüntü çok önemli. Bizim danslarımızda uzun boylu olmak tabii ki çok büyük bir avantaj ama bu demek değil ki kısa boylular dans etmez, böyle bir şey yok. Kısa boyluların da kullanıldığı, avantajlı olduğu yerler var tabii, tempo sololarda olsun, pürvetlerde olsun, kısa boylu insanların fiziksel yapıları çok daha seri olduğu için uzun insanlara göre, ekiplerde de dikkat ederseniz pürvetleri yapanlar genelde hep kısa boyludur ama kafe solo, islamey solo, ağır danslar ve sololarda daha gösterişli durduğu için sahnede genelde uzun boylular tercih edilir.

-G.Y.: Beslenmenizle ilgili uymanız gereken bir reçete var mı?
-Yılların getirdiği bir alışkanlıkla kendimiz oluşturuyoruz. Zaten kilo alan biri kesinlikle uyarı alır, olması gereken kiloya düşmek zorunda. Genelde herkes buna dikkat ediyor.

-G.Y.: Peki, balerinlerdeki gibi dansçılara özgü hastalıklar var mı?
-Var, hep parmak ucunda durmaktan ayak parmaklarımız zamanla yamuluyor. Ayak tırnakları deforme oluyor. Pürvet dizde olduğunda dizlerde menüsküs ağrıları yaşanıyor, bel ağrısı çekiyoruz. Öyle bir alışkanlığa dönüştü ki çalışma dışında da hep dik duruyoruz, o da belli bir zaman sonra bele ciddi bir baskı yapıyor, yük bindiriyor, o yüzden bel ve sırt ağrıları oluyor.

-G.Y.: Dansların bir kısmı anavatanda oynanırken Türkiye diasporasında oynanmıyor ya da tam tersi oluyor. Grubunuzun bu tür dansları derleme, araştırma ve yazılı basılı hale getirme hedefi var mı, yapıyor musunuz böyle bir çalışma?
-Çok güzel bu soru oldu, tam denk geldi çünkü biz şu an leperüş koreografisi çıkarıyoruz. Leperüş Türkiye orijinli olduğu için, daha doğrusu çok eski zamanlarda Türkiye’ye gidip unutulmadığı için, burada da varmış aslında ama unutulmuş, koreografi çıkarırken ben çok ciddi katkılarda bulunuyorum çünkü onların bilgi seviyeleri açıkçası çok yeterli gelmiyor. Tamam, zamanında Nalmes gitti, Düzce, Adapazarı, Eskişehir, belli bölgeleri gezdiler, koreografize ettiler, çok güzel bir koreografi oturttular. Bizim grup içinde de sığ bir şekilde de olsa biliniyordu, yüzeysel bir bilgi vardı; bizim yeni çıkardığımız koreografide benim ciddi etkilerim oluyor, onların bilmedikleri, hem senkronize hareketler olsun hem oyunun karakteri anlamında… Bunlar tam yansıtamadıkları için karakteri… Kendileri de bana söylüyorlar, mesela çalıştırıcımız da söylüyor, kendisi yıllarca Nalmes’te de dans etmiş, Yediç Viktoriya, tam profesyonel, çok iyi bir dansçıydı zamanında, “Bu sizin oraların dansı olduğu için senden yardım bekliyorum” diyor; örneğin kadın ve erkek dansçının hareketleri, müzik seçimi konularında…
Diğer sorunuza gelince… Şu an herhangi bir kitaplaştırma vs. yok. Tabii bizim grup için yok ama Adigey’de böyle çalışmalar var.

“Ekiplerde çalışmama rağmen hiçbir düğünde ekipteki gibi dans etmemişimdir”

-E.Y.: Eskiden düğünlerde herkesin bir oyun stili, o çıktığında çalınan kişiye has bir müziği vardı. Son yıllarda gerek diasporada gerekse anavatanda, biraz da ekiplerin etkisiyle olsa gerek, gençlerde özellikle hep çok dik durmaya, elini kolunu benzer şekilde tutmaya yönelik bir eğilim belirdi, kısaca bir ekip gösterisi gibi tektip dans biçimi oluştu adeta. Bir dansçı olarak bu yoruma katılır mısınız?
-Çok doğru, özellikle belli bir dönemde sonra. Ekiplerde çalışmış olmama rağmen hiçbir düğünde ekipte dans ettiğim gibi dans etmemişimdir. Ekiplerin katıldığı bir ceug ise tabii serbest bir şekilde pürvet de atarsın, havaya da uçarsın, o çok ayrı bir şey.

-Ş.H.: Mahalli danslarla sahne danslarını birbirine mi karıştırıyoruz? Mahalli dansları nasıl koruyacağız? Gösteri sanatlarına mahalli dans öğelerini taşımayı düşünür müsünüz?
-Örneğin leperüş koreografisinde “Zübeyr, şurada şöyle bir şey yapmak istiyoruz, şurada şöyle bir solo nasıl olmalı” diye soruyor veya “Viktoriya şu koreografinin şurası oyunun karakterine uymuyor, o oyunun otantiğinin dışında bir şey” diyoruz. Bu önerileri kesinlikle dikkate alıyorlar. Viktoriya zaten böyle düşünüyor; oyunun özünü bozmadan sahneye uyarlayalım. Tabii değişen dünyada danslarımız da değişiyor, modernizasyon adı altında oyunlar, müzikler farklılaştırılıyor, farklı enstrümanlar ekleniyor, şov yönü daha da güçlendiriliyor.

-G.Y.: Bazen çeçen gibi, şımd gibi oyunların temposunun artırıldığına şahit oluyoruz. Şımd müziğinin insana yaşattığı özel bir duygu var, ondan uzaklaşılıyor gibi geliyor, ne dersiniz?
-Kesinlikle, bunu birebir ben de gözlemledim. Mesela Nalmes’in diaspora dansında bizim diasporadan alındı oyunlar, tamamen Uzunyayla’daki çeçen karakterinde bir oyun oluşturuldu, eskiden çok hızlıydı, son halinde epey düşürüldü temposu. Özellikle sololarda çok başarılı olduklarını düşünüyorum. Oyuncunun üst tarafının hiç hareket etmemesi, ayaklarının keskin ve çeçenin temposunda hareket etmesi, ellerin hareketi, tamamen bunlar eklenmiş ve benim çok hoşuma gitti.

-E.Y.: Temalı danslarınız, gösterileriniz oluyor mu?
-Evet. Örneğin nısaşe dansımız var. Mesela bir düğün koreografisinde ‘ceuguago’nun, ‘hatiyako’nun, ‘düğün thamade’sinin olması… Bu öğelere tamamen yer veriliyor. Sahne ışığı da oyunun karakteristik özelliğine göre kullanılıyor.

-G.Y.: Seyircinin katılımı ya da coşkusu konusunda ne söylersiniz, her konsere, atmosfere göre değişse de…
-Diasporada ağıtlarda hüzünleniriz, duygulanırız, coşkulu oyunda coşarız, dolu dolu yaşarız. Ancak burada o duyguyu çok gözlemleyemedim açıkçası. Belki şundan da kaynaklanıyor olabilir; sürekli konserler, bayramlar oluyor, bu hem gösteriye gelen kişi sayısını etkiliyor hem de o coşku yok. Örneğin bu yıl Dubai’ye gittik gösteriye, danslarımız diğer halkların çok ilgisini çekiyor, çok anlamlı ve güzel buluyorlar, dışarıda o coşkuyu görebiliyoruz. Seyircideki bu duygu, sahnede bizim psikolojimizi de olumlu etkiliyor.

-E.Y.: Gösterilerde olsun konserlerde olsun canlı müzik yerine kayıtlar kullanılıyor. İnsanlardaki coşkuyu, duygu durumunu etkileyen unsurlardan biri de bu. Neden bu yöntem izleniyor?
-Büyük gösterilerimizde orkestramız canlı çalıyor ama bunların her yere taşınması mümkün olmuyor, daha ufak gösterilerde müzik altyapısı mevcut, onun üzerine çalıyorlar ya da canlı şarkı söylüyorlar, danslar kayıttan oynanıyor. Bütçesine göre karar veriliyor buna. Bizim müzik direktörümüz, pşınawa aynı zamanda, Nalçik’te bu alanda eğitim almış, çok başarılı bir arkadaşımız.

“Danslarımızın dışarıdaki insanlar için ciddi bir çekiciliği var”

-E.Y.: Diasporadaki dans gösterileri genelde çok dışa açık olmuyor, biz oynuyor, biz seyrediyoruz. Sizin izleyici profiliniz nasıl?
-Bazı profesyonel gruplar, örneğin Çin’e gidip iki ay kalıp gösteriler yaptı. Avrupa’ya da gidiyorlar. Bizim dansların dışarıdaki insanlar için ciddi bir çekiciliği var. Bizim grup da dediğim gibi Dubai’ye gitti, iki-üç kez davet edilerek Polonya’ya gittik. Önümüzdeki yıl için planlar var, Almanya, İsviçre, Türkiye gibi birkaç turne düşünülüyor. Gittiğimiz yerlerden çok pozitif dönüşler alıyoruz.

-G.Y.: Ekipler eski Sovyet cumhuriyetlerinde nasıl karşılanıyor?
-Danslarımız beğeniliyor, çok çok olumlu dönüşler oluyor. Rostov’da, Kalmıkya’da, Rusya’nın pek çok yerinde gösterilerimiz oldu. Kendimizi daha çok tanıtmalıyız, dışa açılmalıyız.

-E.Y.: Söyleşimizi bitirirken sizin eklemek istediğiniz şeyler var mı?
-Eski danslarımızı, danslarımızın karakteristiğini, özelliklerini unutmamamız gerekiyor. Bunu bir sonraki nesle de bu şekilde aktarmak lazım. Artık diasporada büyüklerimizden gördüğümüz ceug ortamını görememeye başladık. Thamade var gibi ama yok, bir düzen yok. Biz bütün kuralları büyüklerimizden görerek öğrendik. Hatta bazı büyüklerimiz bilerek bazı hatalar yaparlardı, mahkeme kurulurdu, savunmalar yapılır, ceza kesilirdi. Böylece pek çok şeyi yaşayarak öğrendik ancak şimdiki nesil göremiyor, yaşayamıyor. Bunda televizyonun, internetin, kentleşmenin, pek çok şeyin etkisi var. Artık global bir kültür oluştu; Amerika’daki, Avrupa’daki bir çocukla Türkiye’deki, başka bir ülkedeki çocuk hep aynı.
Dönüş için de şunu söylemek istiyorum; imkânı olan insanlarımız kesinlikle buraya dönmeliler. Pek çok ortamda bana şunu söyleyen yaşlılarımız oldu: “Oğlum, söyle, sizin gençleriniz, diasporadaki akrabalarımız buraya daha çok gelsinler. Bizim gençlerimize örnek olsunlar. Unutulmuş olan özelliklerimizi, xabze’mizi buraya aktarsınlar.” Dönmeliyiz, buraya katkıda bulunmalıyız. Diaspora ile kesinlikle bilgi alışverişi içerinde olmalıyız. Ortak çalışmalar yapmalıyız, birbirimizin eksiklerini tamamlamalıyız.

-Jıneps okurları adına, gazetemize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here