Karantina günlerinde ne yaptılar?

0
376

Mart ayının ikinci haftasına geçerken alınan koronavirüs salgını önlemleri kapsamında ilk kapanan yerlerden biriydi lokanta ve restoranlar.
İlk paniği atlattığımızda aklımıza onlar geldi: Acaba nasıl ayakta kalacaklar; kira, çalışanların maaşı, ellerindeki ürünler ne olacak?

Salgından en çok etkilenen İstanbul’daki ikinci adreslerimizi,

Fıccın, Sılaşara, Nâre, Ritsa, Hayal Mutfak ve Guşef’i merak ettik. Bir kısmının sesini sosyal medyadan duysak da izolasyon dönemini nasıl geçirdiler, normalleşmeye geçiş planına dair ne düşünüyorlar diye sorduk. Sizin için birer de tarif istedik…


“Depolarımızı ihtiyaç sahiplerine açtık”

Çiğdem Kelemet Türk – Hayal Mutfak

Kendimize ve misafirlerimize karşı koronavirüs endişesi taşımaya başladığımızda ilk adım olarak mart ayı etkinlik programlarımızı iptal ettik ve sonrasında 16 Mart’ta lokantamızı geçici olarak kapattık. “Sorumluluk hissediyoruz” başlığıyla koronavirüs konusunda taşıdığımız endişeleri içeren videomuzu sosyal medya hesaplarımızdan takipçilerimizle paylaştık. 3 gün sonra da İçişleri Bakanlığı kafe ve restoranların geçici olarak kapatılmasıyla ilgili bir genelge yayımladı.

Hayal Mutfak yaklaşık 2 yıl önce açıldı. Toprağa şükran duyan, iyi tarımla üretilmiş ürünlerin peşine düşen, bilmediği ve doğallığından şüphe ettiği hiçbir ürünü mutfağına almayan bir çizgisi oldu. Bu iz sürüşümüz hayatımıza çok önemli bilgiler ve değerler kattı. Çok öğretti, geliştirdi bizi. Bunun için bile minnettarım Hayal Mutfak’a.

Karantina günlerini Hayal Mutfak’a vefa borcumuzu ödemek için dayanışma ve sosyal sorumluluk çalışmalarını destekleyerek geçirme kararı aldık. Önce depolarımızı ihtiyaç sahiplerine açtık. Gerçek ihtiyacı olan insanları tespit edip 22 aileye hazırladığımız kolileri ulaştırdık. Perşembe günlerini Numune Hastanesi sağlık çalışanlarına ayırdık ve o gün sadece onlar için ikramlar hazırlıyor, onlara notlar yazıyor ve hazırladığımız paketleri keyifle ulaştırıyoruz. Tespit ettiğimiz ihtiyaç sahibi aileler için ekmek yapıyor, belirttikleri ihtiyaçları temin etmeye çalışıyoruz. Karantina günlerinde çocukların evdeki malzemelerle yapacakları etkinlikleri içeren bir kitabın basımını destekledik ve kitabı önümüzdeki günlerde çocuklara ulaştıracağız. 16 Mart – 1 Haziran arası gelen tüm siparişlerin gelirleri ile dört ailenin kiralarına destek oluyoruz.

Biz bu süreci nasıl geçirdiğimizi her ayrıntısından bahsetmeden #coronagunlerindehayalmutfak etiketiyle sosyal medya hesaplarımızdan paylaşıyoruz.

1 Haziran’da yeniden merhaba demeye hazırlanıyoruz. Heyecanlıyız. Bahçe, iç mekân masa düzeni, koronavirüs önlemleri, neler yapıp yapmayacağımız gibi bir dizi yeni düzenlemelerimiz olacak. Bu süreç tabiatın dengesini nasıl altüst ettiğimizi ve bunun karşılığında nasıl bir savunmayla tabiatın geri döndüğünü de gösteriyor. Diliyorum üretimden çekinmeyen, daha az ve gerekmedikçe tüketmeyen gerçek üreticiyi destekleyen ve sağlıklı gıdaya ulaşmak için çaba gösteren, kıymet bilen bir anlayış, bakış açısı hâkim olur.

Cevizli Ege

Topladığımız Ege otlarını zeytinyağında bol kuru soğanla diriliğini kaybetmeyecek şekilde kavuruyoruz. Küçük bir tavada zeytinyağı, doğranmış ceviz ve mavi haşhaşı birkaç dakika çeviriyoruz. Servis tabağına aldığımız otların üzerine önce yoğurt ve hazırladığımız bu sosu ekliyoruz. Afiyet olsun.


“Rutini özlemeye başladık”

Gülay & Haluk Salcan – Sılaşara Restaurant

Restoran işletmeciliği, mutfak ve mekân ile özellikle müşteri yoğunluğundan yaşanan koşuşturmadan dolayı temposu yüksek bir sektör. Salgın ile birlikte tedbir amaçlı evlere çekildiğimiz bu dönemlerde, biraz da olsa bu tempoyu özlüyoruz. Biz Sılaşara olarak misafirlerimizin ve tabii ki kendi sağlığımızı tehlikeye atmamak için herkes gibi karantina sürecinde evlerimizde kaldık. İlk haftalarda evde kalmanın tadını çıkarsak da sonrasında rutinimizi özlemeye başladık. Belirsizliğin artmasıyla endişelerimiz de yavaş yavaş artmaya başladı. “Ülkemizi ve dünyayı neler bekliyor, gelecekte neler olacak ve bu sürecin hayatımızda kalıcı etkileri olacak mı” gibi soruları herkes gibi kendimize sormaya başladık.
Bu uzun zaman diliminde ne kadar zorluk çeksek de sağlığımızı tehlikeye atmamak ve bu salgının daha da yayılmasını önlemek için servisimize bir süre ara verdik ve ileride neler yapabileceğimizi düşündük. Tedbirli şekilde paket servisleriyle bu dönemi geçirmeye çalıştık ve dükkânımız kapalı olmasına rağmen düzenli şekilde virüse karşı ilaçlamasını yaptık.


Yaşadığımız sancılı günlerin bir an önce geçmesini diliyoruz ve eski yaşantımıza, eski tempomuza dönmeyi umut ediyoruz. Ancak biliyoruz ki bu beklediğimiz kadar çabuk ve kolay olmayacak. Yasakların kalkmasıyla her şeyin bitmeyeceğinin farkındayız ve Sılaşara’nın tekrar faaliyete geçmesiyle birlikte gerekli tüm önlemleri alarak tekrardan sizlere en iyi şekilde hizmet vermek için çalışacağız.

Temizlik ve hijyen tabii ki her zaman uymaya özen gösterdiğimiz ve bu süreç sonunda da dikkat edeceğimiz bir etken olacak. Sılaşara olarak sizleri çok özledik. En kısa zamanda umarız sağlıkla görüşürüz ve hoş sohbetlerimize devam ederiz.

Akudusızbal

Akudusızbal yapmak için en önemli malzeme acıka. İlk önce tavukları haşlayıp parçalara ayırıyoruz. Bir yandan sosunu hazırlamaya başlıyoruz. Sosuna karıştırmak için biz abıstayı tercih ediyoruz ancak abısta yerine ekmek içi de kullanılabilir. Abısta, ceviz, tavuk suyu ve acıkayı blender yardımıyla karıştırarak sosumuzu hazırlıyoruz. Son olarak parçaladığımız tavukları sosumuza ekleyerek “akudusızbal”ı servis edilebilir hale getiriyoruz.


“Bundan sonrası için ne olacağını kestirmek çok güç”

Yeme-içme sektöründe faaliyet gösteren tüm firmalar, karantina süreci ve yasaklardan etkilendi. Düzenli giderlerin fazlalığı bizim tarzımızdaki işletmelerin ortak problemi. İş akışının birdenbire kesilmesi, özellikle bizim gibi yeni açılmış, nakit dengesi günlük harekete endeksli olan firmalarda ticari hayatı zorlaştırdı.

Bundan sonrası için ne olacağını kestirmek çok güç. Gerçekten yeni bir hayat tarzına geçecek miyiz? Maske kullanımı, sözgelimi bazı Uzak Asya ülkelerinde olduğu gibi bir rutine dönüşecek mi? Tokalaşmak, sarılmak gibi hareketler eskiden olduğu gibi nezaket ve sevgi göstergeleri değil, kabalık ve düşüncesizlik olarak mı görülecek? Eğer gerçekten tüm alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gereken bir dönemin başlangıcındaysak, bu geçişin etkileri neo-liberal toplumlarda daha az hissedilecek. Bizim gibi henüz bu döngüyü tamamlamamış; kendisini kökeniyle, ailesiyle, diniyle, klan ve kabilesiyle, tuttuğu takımla tanımlayan insanlar ne kadar çoğunluktaysa, yeni normalle olan hesaplaşma o denli çetin geçecek gibi görünüyor. Başlı başına bir oksimoron olan “sosyal mesafe” kavramı hayatımıza girdi ve bir süre hayatımızda kalmaya devam edecek. Bizim gibi işletmeleri doğrudan etkileyecek konu bu olacaktır. İnsanların birbirine yakın vakit geçirmesini azaltmak için yeni standartlar devreye sokulacaktır.


Yeni bir hayat tarzına geçişle ilgili kritik parametre, mevcut gündemin ne kadar daha devam edeceği… Salgın hastalık konusu birkaç ay daha tek gündem olarak kalırsa, bu durum hiç şüphesiz toplumun ruhunda ve zihninde kalıcı değişikliklere sebep olacaktır. Bu noktada, işletme şeklini eski tip yaşam tarzımıza göre konumlandırdığımız restoranımızda da paradigma değişikliğine gitmemiz gerekecektir. İkinci senaryo ise virüsün daha önceki benzer örneklerde olduğu gibi mutasyona uğrayarak saldırganlığını azaltması ya da süratle ilaç-aşı gibi çözümlerin devreye girmesidir. Bu durumda bizim gibi işletmeler mevcut tarzlarında hizmet vermeye devam edebilecektir.


“Mülteci ailelere her gün yemek yolluyoruz”

Leyla Kılıç – Fıccın Restaurant

Bizim için karantina süreci bitmiş değil maalesef. Dükkânlar kapalı, personel izinli. 16 Mart’ta bir mutfak hariç tüm dükkânları kapatmıştık. Mart ayı maaşlarını ödedik, nisan ayı itibariyle de kısa dönem çalışma ödeneğine başvurduk, bugünlerde çalışma arkadaşlarımızın hesaplarına göndereceklerini umuyorum. Bir mutfağımızdan 23 Nisan tarihine kadar, dayanışma amacıyla çevremizdeki pandemi hastanelerinde çalışan sağlıkçılara yemek ve aperatif yiyecekler yapıp gönderdik. 23 Nisan tarihi itibariyle mutfak çalışma arkadaşlarımızın birkaçının gönüllü katılımıyla, mülteci ailelere her gün yemek yapıp yolluyoruz. Aynı zamanda dayanışmak isteyen dostlarımız adına da hastane emekçilerine yemek yapıp gönderdik.

Tüm bu çalışmaları yaparken, gerek yakın dostlarımızın telkiniyle gerekse bize yön göstermesi için evlere paket servisini açtık. Zaten işimiz olan bir organizasyonda zorlanmadık ama normal düzene geçişin çok zaman alacağını da anlamış olduk. Dolayısıyla restoranda servis ekipmanlarının hemen hepsini kaldırdık ve paket servis malzemelerine daha çok yer verdik. Paket servisinin bizim genel giderlerimizi karşılaması mümkün değil ama motivasyon için, işin bir ucundan da olsa tutunmak elbette bize daha iyi geldi. Aslında baştan itibaren sağlık çalışanlarıyla kurduğumuz duygu bağı ve müdavimlerimizden gelen özlem mesajları bizi daha çok motive etti. Ancak bu yeni hayata pratikte nasıl uyum sağlayıp dayanabiliriz onu kestirmek mümkün değil. Bilinmezliği çok fazla olan bir süreç bizi bekliyor.

Yakın zamanda normalleşme öngöremiyorum. Bir yılı bulacağını tahmin ediyorum.
Kısıtlı da olsa faaliyete geçtiğimizde can dostlarımız müdavimlerimizle derhal kavuşacağımıza şüphemiz yok. Şu ana kadar dahi ısrarla gelmek isteyenleri, gelmemeleri için mecburen ikna ediyoruz.

Sektör olarak en büyük sıkıntımız, işyerlerimiz kapalı olmasına rağmen, kira ve genel gider ödeme zorunluluğumuz. İşyerlerimiz yönetmelik gereği kapatıldı ama bu konularda kolaylaştırıcı bir yönetmelik bugüne kadar sunulmadı. Birçok konuda olduğu gibi bu da sorun olarak önümüzde duruyor. Uzun yıllardır beraber üretip paylaştığımız çalışma arkadaşlarımızla, yine beraber götürmek şüphesiz en büyük arzumuz. Fakat işlerin en iyi ihtimalle yarı yarıya düştüğünü düşünürsek, istihdamı nasıl sağlayacağımız konusunda endişelerimiz çok fazla. Buna rağmen, umudu yitirmeden, yeni döneme ilişkin, “spesiyal yemeklerimizin lezzetini koruyarak evlerde nasıl servis ederiz”in çalışmalarının yanı sıra zaten her zaman yüksek puanlarla tescillendiğimiz hijyen şartlarımızı daha fazla yaygınlaştırma çalışmalarımıza ve hazırlıklarımıza yoğun şekilde devam ediyoruz.
Önceliğimiz sağlıklı ve güvenli ortamda lezzetlerimizi sunmak ve dostlarımızla sağlıkla buluşmak.

Fıccın (4 kişilik)

Hamur için:
500 gr un (tercihen zerun buğdayından)
1/2 kibrit kutusu kadar yaş maya
1/2 çay bardağı sıvı yağ
1 yemek kaşığı yoğurt
1 tatlı kaşığı tuz
1 yumurtanın akı (sarısı üstüne sürülecek)
Ele yapışmayacak kıvamda yumuşak bir hamur için yeterince un

İç malzeme için:
500 gr tek çekim, az yağlı dana kıyma
1 orta boy kuru soğan
3 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber
1 su bardağı dolusu su (tercihen et suyu)

***

Hamuru yoğurup ılık ortamda 20-25 dk. mayalanması için bırakıyoruz.
İç harcı için kıymaya çok ince doğranmış veya rendelenmiş soğan ve sarımsağı, tuz, baharat ve suyu ekleyip karıştırıyoruz.
Mayalanan hamuru, biri diğerinden biraz daha büyük iki parçaya bölüyoruz.
Yuvarlayıp, büyük parçayı 30-35 cm tepsiye uygun açıp, kenarları sarkacak şekilde tepsiye yayıyoruz. İç malzemeyi üzerine eşit yayıp, diğer hamuru da tepsi boyunda açıp, harcın üzerine kapatıyoruz. Alt yufka kenarlarını üstteki yufka kenarlarıyla birleştirip sıkıca kapatıyoruz.
Ortasında ceviz kadar bir delik açıp (hava alarak pişmesini sağlayacak), üzerine yumurta sarısını sürüp, önceden 200-220 derecede ısıtılmış fırında 25-30 dk. pişiriyoruz.
Afiyet olsun!


Gastronominin korona sınavı

Nemyisjan Çiçek – Nâre

Tüm sektörler gibi yeme içme sektörü korona ile büyük darbe aldı, bir daha eski ritmini tutturabilir mi bilmiyorum. Gastronomi denince geleneksel lokantaların ve kafelerin yanında aşçılık okullarının açılmasına paralel olarak sayıları gittikçe artan hayli prestijli restoranları da kastediyorum.

Tüm ününe ve yapılan yatırımların büyüklüğüne rağmen maalesef gastronomi işi İstanbul’da biraz körler sağırlar birbirini ağırlar şeklinde gidiyordu. Arkadaş meşhur şefler birbirini ağırlar, gurme isimlerin çoğu hep belli hamili kart usulüyle çalışır. Reklam için influencer isimleri ağırlamanız gereklidir ama o isimlere ulaşmak için yine o klanın içinde olmanız veya büyük bütçeler ayırmanız gerekir. Büyük isimli şeflerin aksine asıl operasyonu yöneten aşçılar, bulaşıkçılar en az maaşı alarak çalışırlar. Mesai ücreti almazlar, soyunma odaları ve dinlenme alanları çoğu yerde yoktur. Çok meşhur mutfaklarda profesyonel aşçılık yaptım, o şaşaalı, manzaralı devasa restoranların arka tarafında mutfakları, personel alanları o kadar küçük, yetersiz ve içler acısıdır ki inanamazsınız. Kimse bunu konuşmaz niyeyse. Çoğu meşhur lüks mutfaklarda (isimlerini saysam çok şaşırırsınız); stajyerler parasız çalıştırılır ve “CV’ne burayı ekleyeceksin, daha ne istiyorsun” diye azarlanırlar. İtiraz edene derhal kötü referans verilir ve bir daha iyi bir yerde çalışması engellenir. Kısacası kendi çapınla, kendi emeğinle bir yere gelmek uzun ve yorucu bir süreçtir ki siz bir yandan da sık değişen Türkiye gündeminde deprem, seçim, bayram tatili, doların yükselmesi gibi pek çok şeyden ilk etkilenen olursunuz. Sevmeden yapılacak iş değildir, deli işidir, hep çok riskidir ama bu pandemi ile bu kadar dibe vuracağını da hiç akıl edemezdik açıkçası.

Koronavirüsü duyduğumuz ilk zamanlar biz Nâre’nin açılışını yapıyorduk ve deli gibi çalışmaktan endişelenmeye vaktimiz olmadı. Derken ilk vakalar ve ölümler açıklandı, biz kendimizi ve misafirlerimizi nasıl koruyabileceğimizi bilmediğimiz için kapatmak zorunda kaldık. Şubat sonu açmıştık, Mart 15’te tekrar kapattık. Bir hafta önce paket servis için açtık, uzun sokağa çıkma yasaklarında yine kapandık.

Hizmet sektörü diğer tüm sektörler gibi durumdan negatif etkilendi ve uzun süre de böyle geçecek, bu belli oldu. Tüm prestijli “fine dining” restoranlar bile paket servisi yapıyor ama ahtapot paketleyemeyecekleri için modernize dürüme döndü her şey. Büyük ölçekli yemek sipariş işi yapan kuruluşlar medyada emekçi dostu gibi görünse de aldıkları pay oranını azaltmayı bırak, artırdılar bu süreçte. Zaten öyle büyük bir talep var ki kendilerine, kurye sayısını çok artırmadan iş yüklerini neredeyse 5 katına çıkardılar. Gözümüz yok elbette, ekmek yiyen ve düzenini devam ettirmeye çalışan birçok işletmenin can suyu şu an bu hizmetler. Ama yemekli sepetli şeyler, söyledikleri gibi küçük esnafın yanında değil, hani ben duyurmuş olayım.

Nâre’yi her koşulda açık tutabilmek için elimizden geleni yapacağız ama restoran ve kafeler için süreç oldukça belirsiz. Birçok işyeri kapanacak mecburen, istihdam için önemli bir kalem olduğundan yeme içme sektörü, ekonomiyi de sosyal düzeni de sarsacak. Özellikle kayıtsız çalışan göçmen işçiler bu süreçte en büyük yarayı alacak ki hizmet sektöründe önemli bir rolleri vardır. Haziran gibi açılması planlanan kafe ve lokantaların ağırlayacakları kişi kısıtlaması ile çalışacağını tahmin etmek zor değil. Artan maliyetler de sacayağının diğer kalemi. Büyük ihtimalle daha kalitesiz ürünle daha yüksek fiyatlarla ayakta kalmaya çalışacak işletmeler. Özellikle otel gibi yerlerin mutfaklarının kalitesinin daha da düşeceği bir sır değil.

Bu süreçte Nâre olarak günlük yaptığımız 20 küsur kalemi 5-6 ile sınırlandırmak, tedarikçilerimizle kurduğumuz bağı aynen devam ettirmek, öngörebildiğimiz zamlar için stok yapmak gibi naif önlemlerimiz var. Ne kadar ve nereye kadar idare edilebilir bilmiyoruz ama sevdiğimiz ve bildiğimiz işi yapmaya devam edeceğiz. Özellikle bizim bulunduğumuz Moda civarında lokal esnafı desteklemek adına insanlar sipariş vererek, uğrayıp moral vererek ellerinden geleni yapıyorlar. Sağlıklı kalmak ve dikkatli olmak önceliğimiz şu an. Hepimiz gibi değişen koşullara adapte olup ilerlemeye çalışıyoruz; sanırım insanlığın evrimsel kabiliyeti bu: durumu değiştiremiyorsak içine uyumlanmak.
Yol uzun, güzergâh zorlu. Rastgele…*

* Birhan Keskin


“Paket servisine ağırlık vereceğiz”

Aytül & Hayati Makara – Guşef Mantı Evi

Kayseri mantısı, psıhalive, şebit denince akla ilk gelen mekânlardan biri olan Guşef Mantı Evi’nde İstanbullulara, bilhassa mantı meraklılarına 10 yılı aşkın bir süredir hizmet veriyoruz. Kapılarımızı açtığımız günden bu yana burası bizim yuvamız haline geldi ki, yalnızca Çerkeslerden değil pek çok milletten oluşan güzel bir dostluk çemberi oluşturduk. Ailece severek işlettiğimiz mekânımızın 20 Mart’tan itibaren tedbirler kapsamında kapılarını kapatmış olması severek çalıştığımız işimizi yapmamıza engel oldu. Dostlarla yemek sonrası bir çay-kahve içemediğimiz, aklımızın hayalimizin almayacağı türde sosyal mesafeli günler yaşıyoruz ki sosyalliği seven bir millet olarak bizim için zor bir durum bu.


Herkes gibi hükümetin aldığı kararlar doğrultusunda pandemi sürecindeki tedbirlerimizi sürdürüyoruz. Guşef Mantı Evi’ni ilk günlerden itibaren düzenli aralıklarla dezenfekte ediyor, çalışanlarımızı sağlıkları konusunda uyararak önlemler alıyoruz. İşimiz gereği her zaman temiz bir ortamda, temiz ellerle çalışmamız gerektiğinden, bu anlamda pek bir şey değiştiğini söyleyemeyiz. Ancak tabii temizlik aralıklarını sıklaştırdık. Fırsat buldukça stokumuzu artırabilmek adına mantı yapmayı sürdürüyoruz. Bunu yaparken ise çalışanlarımıza işe sırayla gelmelerini, en ufak bir hastalık durumunda bizi önceden ve hemen bilgilendirmelerini, ellerini en az 20 saniye süreyle ve sıkça yıkamalarını söylüyoruz. Elbette maske ve eldiven kullanımımıza ve müşterilerle aramızdaki sosyal mesafeyi korumaya da özen gösteriyoruz.

İçinde bulunduğumuz süreç ve öngörüler öyle gösteriyor ki COVID-19 herkesi bir şekilde etkiliyor. Restoranların da içinde bulunduğu durumun ileriye dönük planlar gerektirdiği aşikâr. Önümüzdeki dönemde dışarıya yemek servisi, paket satışlar ve kiloyla mantı satışlarına ağırlık verilen bir düzen oluşturmak ilk planlarımız arasında. Devamlı müşterilerimiz bazen telefon açarak restoranımıza gelmeyi ne kadar özlediklerini söylüyorlar. Yasakların kalkması ve hayatın normale dönmesiyle birlikte ziyaretçi sayısında artış olacağına inanıyor ve öyle olmasını da umuyoruz. Tedbirler doğrultusunda masa sayısında ve düzeninde ufak değişiklikler olacaktır, ama yine de bir araya gelebileceğiz. Guşef Mantı Evi, önümüzdeki süreçte sosyal koruma mesafesini de dikkate alarak, çalışmalarını sürdürecek. Kiloyla patatesli psıhalive, peynirli haluj, kıymalı Kayseri mantısı satın alabilir ve gubate, çerkestavuğu gibi diğer özlediğiniz lezzetleri sipariş vererek hazırlatabilirsiniz. Hep birlikte, sosyal açıdan mesafeli ama destek anlamında birbirimize yakın durarak bu zorlu dönemi de atlatacağımıza inanıyoruz. Önceliğimiz sağlığımız ve ailemiz. Gelen konuklarımızı her zaman ailemizin bir parçası olarak gördük, bu yazıyı okuyan herkese içten sevgi ve selamlarımızı gönderiyoruz. Umuyoruz herkesin sağlığı yerindedir. Güzel günlerde, insana huzur ve neşe veren sofralarda görüşmek üzere…

Lezzetli bir mantıya dair öneriler

● Suda haşlanma süresi en fazla 10 dakika olmalı
● Tereyağı iyi seçilmeli ve doğru yerden alınmalı
● Kıymanın yağ oranına dikkat edilmeli
● Üzerine taze sumak ve nane serpilmeli
● Sevdiklerinizle paylaşarak tatlı bir muhabbet eşliğinde yenmeli

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here