Korona sonrası nasıl bir dünya…

0
176

Aniden hayatımıza giren bir virüs bizi evimize hapsetmekle kalmadı, üretimden tüketime kadar bütün alışkanlıklarımızı değiştirmeye zorladı. Şimdi herkes şu soruyu soruyor: Bundan sonra nasıl bir dünya olacak?
Tarihte bu tür salgınlarda bugünkünden çok daha fazla insan öldü. Ama o zamanlar bu kadar yoğun bir şekilde “Nasıl bir dünya bizi bekliyor?” sorusu sorulmadı. İnsanlar sadece bir an önce salgından kurtulup hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeyi düşündüler. Peki, şimdi ne oldu da bütün dünya böyle bir soruyu soruyor? Yoksa o zamanlar var olan yaşam biçimimizin yerine koyabileceğimiz başka bir hayat tarzını düşünemiyor muyduk?
İnsanlar olanakları el veriyorsa kendi yaşam biçimlerini istedikleri gibi değiştirebilirler; ama bütün bir dünya yeni bir gelecekten, yeni bir hayat tarzından söz edebiliyorsa, en azından hemen değilse de en azından öngörünür bir gelecekte bunun olanakları var demektir. İşte bu yazımızda biz de bu öngörünür gelecekteki dünyadan söz etmeye çalışacağız.
Öncelikle şunu belirtelim ki, çok kısa sürede sihirli bir dokunuşla eski hayat tarzımızı bırakıp yeni bir hayat tarzına geçecek değiliz. Alışkanlıklarımız ise yaşam biçimimizle kazandığımız davranışlardır. Yaşam biçimimizi değiştirmeden onları değiştirmemiz mümkün değildir.
Salgın sonrası siyasi ve ekonomik alanda en çok gündeme gelecek ve tartışılacak konular şunlar olacaktır: Milliyetçilik-halkların kardeşliği; ulus devlet-uluslararası dayanışma; korumacılık-liberalizm; Batı tipi demokrasiler-otoriterlik; çevre sorunları-sınırsız, sorumsuz üretim; küreselleşme-çok merkezli dünya ve de hem tüm bu bileşenlerle bağlantılı hem de bu bileşenlerden temelden ayrılan bir başka yaklaşım: Kapitalizm-Komünizm tartışması…
Kuşkusuz bütün bunlara tek tek irdeleyip yanıt aramak bu yazının boyutunu oldukça aşar, o nedenle biz bu yazımızda bu vahşi kapitalist sisteme temelden karşı çıkış olan ‘Kapitalizm- Komünizm’ ikilemini ele alıp tartışacağız. Diğer konulara belki ilerideki bir yazıda değinme olanağı buluruz.
Sosyalistler, bu günlerde daha bir sıklıkla Marx’ın dönüşünden söz ediyorlar. Komünist Manifesto’da dendiği gibi (Bugün Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti) şimdi bütün dünyanın üzerinde komünizm hayaletinin dolaştığını söylüyorlar. Aslında yeni bir dünyanın ve yaşam biçiminin ayak izleri çoktan beri sokaklarda dolaşıyor, hatta biz onların işaretleri (nimetlerini de külfetlerini de) günlük yaşamımızda da görüyoruz: Yapay zekâ, Endüstri 4.0, robotlar, 5G teknolojisi, e-ticaret, nano teknoloji vb…
Bir kısmı halihazırda üretimde kullanılan, bir kısmı ise kısa sürede üretime aktarılacak olan bu teknolojilere Marksist literatürde acaba ne diyoruz? Bunu yanıtlamadan önce üretici güçleri tanımlayalım. Marksist literatürde Üretici Güçler; insanın emek gücünü ve üretim araçlarını kapsar (mesela alet ve edevat, binalar, her türlü teknoloji, materyaller ve toprak). O zaman yukarıda saydığımız yeni teknolojik ürünlere rahatlıkla Yeni Tip Üretici Güçler diyebiliriz.
Marx, Felsefenin Sefaleti adlı kitabında şunları söylüyor: “Toplumsal ilişkiler, üretici güçlere sıkı sıkıya bağlıdırlar. İnsanlar, yeni üretici güçler sağlamak için mevcut üretim biçimlerini değiştirirler; kendi üretim biçimlerini değiştirmek, yaşamlarını kazanma yollarını değiştirmek için de, bütün toplumsal ilişkilerini değiştirirler. Yel değirmeni size feodal beyli toplumu verir; buharlı değirmen ise, sınai kapitalistli toplumu.”
Bunu yazdıktan sonra şimdi ister istemez şu soruyu sorabiliriz: Peki; fabrika yapan fabrikalar, robotlar, yapay zekâ ve nano teknoloji hangi toplumu verir? İşte yanıtlamamız gereken soru budur. Bundan dolayı Üretici Güçler tanımlaması, Marksist teoride yalnızca ekonomik bir tanımlama değil, tüm bir Marksist teorinin belirleyici nitelikteki tarih ve toplum açıklamasının dayanaklarından birisidir.
İsterseniz buna daha net yanıt verebilmek için Marksist teorideki üretim biçimi ve üretim ilişkileri kavramlarına kısaca daha yakından bakalım…
Marksist teoriye göre Üretici Güçler gelişmesinin belli bir aşamasında, Üretim İlişkilerinin de zorunlu olarak değişmesini dayatırlar ve bunun sonucunda da tüm bir Üretim Tarzı (Biçimi) belirli bir şekilde değişime uğrar. Üretici güçler burada sosyal değişimin maddi gücü anlamına gelmektedir.
İnsanlık gelişiminde her yeni üretim tarzı yeni bir toplum biçimine denk gelir; çünkü üretici güçlerin gelişip değişmesi zorunlu olarak üretim ilişkilerinin ve üretim biçiminin de değişimine yol açıyordu. Ancak bütün toplum biçimlerinde (ilkel komünal, feodal ve kapitalist) üretici güçler ne kadar gelişir ve çeşitlenirse çeşitlensin, gelişen ama her durumda varlığını koruyan tek üretici güç insan emeğiydi. Bütün bu süreç içerisinde üretici güç olarak insan emeği bir yandan yeni üretici güçler yarattı, bir yandan da kendini daha da geliştirip yetkinleştirdi; ama bu gelişme ve değişim görece bir değişimdi. Çünkü içinde bulunduğumuz kapitalist üretimin eşitsiz gelişim yasası bir kısım insanın gelişimini sağlarken (kendi ihtiyacı gereği), büyük bir kısmını ise üretim dışına, dolayısıyla da toplum dışına atıyordu. Bugüne kadar sırasıyla, önce kol gücü, sonra fazla uzmanlık gerektirmeyen işlerde çalışanlar, küçük çaplı üretimde bulunanlar, bilgili ve yeterince donanımlı olmayanlar -ya da bu imkânı bulamayanlar- devre dışı kaldı.
Önümüzdeki süreçte gelinen nokta çok daha trajik olacak. Artık üretici güçlerin (bir üretici güç olarak teknolojinin) ulaştığı bu noktada üretimin temel işlevini yapay zekâ ürünü robotlar ve bilgiişlem makineleri üstlenecek. Bu durumda da insanlar yığınlar halinde işsiz kalacak. Eskiden yel değirmeninin yerini buhar gücü alırken sonuçta ikisi de insan emeğine ihtiyaç duyuyordu. Şimdi ise makineyi kullanmak için artık insan emeğine ve dolayısıyla insana ihtiyaç kalmayacak. (Burada Marx’ın ünlü sözünü şu şekilde değiştirmeden geçmek istemedim: İnsan emeği kendi kendinin mezar kazıcısı mı olacak?) Yani üretici güçlerin gelişiminin bu aşamasında insan devre dışı kalacak.
O zaman da Marksist teorideki temel çelişki, bizatihi insanın kendi varlığıyla, üretim araçlarının mülkiyetini (yapay zekâyı ve robotları) elinde tutan sermaye (tekelci-oligarşi) arasında olacak. Yani bu anlamda temel çelişki daha da şiddetlenip keskinleşecek.
“Peki, bunların koronavirüs ile ne ilgisi var” derseniz, doğrudan bir ilgisi yok tabii, koronavirüs sadece kapitalist-emperyalist sisteme bu yapılanmayı daha rahat gerçekleştirme olanağı tanıdı. Evde kalma ve üretimden kopma aslında sistemi sıkıntıya sokarken, aynı zamanda insan emeği yerine ikame edilecek yeni üretici güçlerin devreye alınmasının hızlandırılması hususunda da bir nevi laboratuvar işlevi görmüş oldu.
Kuşkusuz bu işler tereyağından kıl çeker gibi öyle kolay olmayacak, tabii ki önce insanların kontrol edilmesi, her hareketlerinin izlenmesi ve kısıtlanması, yani tam anlamıyla fişlenmesi de gerekiyor. İşte koronavirüs sisteme bu imkânı da sağlamış oldu. Sağlık ve ileride oluşacak yeni salgınlar gerekçesiyle (her şey sizin iyiliğiniz için) insanlar çok daha rahat izlenip kontrol edilebilecek. Bu da ister istemez otoriter rejimlerin güçlenmesine yol açacak. Zaten halihazırdaki teknolojiler de buna müsait.
Tabii bu saydıklarım madalyonun bir yüzü ve bu yüzü, dar bir grup dışında din, dil, ırk ve cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm insanlık için cehennem. Bir de öbür yüzü var madalyonun. O yüzün aydınlığını da geniş halk yığınlarının dayanışması ve mücadelesi belirleyecek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here