‘Halklarımızın dayanma gücünü ve umudunu yansıtmak istedim’

0
90

Abhazya’nın başkenti Sohum’da bulunan, bazen eleştirilen ama çokça beğenilen sürgün anıtının mimarı Abhaz sanatçı, heykeltıraş Gennady Lakoba (Геннадий Лакоба) ile konuştuk. Her yıl 21 Mayıs’ta kalabalıkların önünde toplanarak, denizin öte yakasına sürülen ve birçoğu yollarda yitirilen atalarını andıkları sembol anıtın hikâyesini anlattı bize…

-Abhazya’nın başkenti Sohum’daki sürgün anıtının mimarısınız. Anıtın yapılması fikri sizde nasıl oluştu ve nasıl ilerlediniz, anlatır mısınız?
-Halkımın, sayısı az ama kahramanı çok insanlarının hikâyesi bende her zaman merak uyandırmıştır. Sürgün konusunda bir kompozisyon oluşturma fikri de bende, Abhazya Sohum’daki sürgün anıtının yaratılmasından çok önce oluşmuştu.
18. yüzyılın sonunda ve 19. yüzyılda Abhazlar ile diğer Kafkas halkları yok olmanın eşiğindeydi. Kafkas savaşını başlatan Çarlık Rusyası, tarihte büyük sürgün olarak bilinen trajediye ve insanların Osmanlı’ya zorla göçüne sebep oldu. İnsanlar yanlarına çok az eşya alarak, evcil hayvanlarını ve çok sevdikleri atlarını ölüme terk ederek doğdukları evlerinden ayrılmak zorunda bırakıldılar. Gemilere bindirilerek göçe zorlanan insanların eğitimli atları ve evcil hayvanları, onların ardından denize atlayıp bir süre peşlerinden yüzerek birlikte gitmeye çalıştılar. İnsanların o anlarda yaşadıkları korku ve acıyı tarif etmek imkânsız. Bu halkların yaşadığı dram kesinlikle gelecek nesillerin belleğinde ölümsüzleşmelidir.

Sürgün olayının dramatik yönünü sanatsal tekniklerle ön plana çıkarmak

Bir heykeltıraş olarak bu duygularımı en iyi yansıtabileceğim etkileyici teknikler ve kompozisyonlar aradım, bunu yaparken herkesi memnun edecek bir eser ortaya çıkarmak gibi bir amacım hiç olmadı. Sıradanlığın üstesinden gelmek ve yüzyıllar sonra da kalplere dokunacak, insanların trajedisini, kahramanlıklarını ve soykırımın gelecekte tekrarlanmasının kabul edilemezliğini hatırlatacak bir çalışma yaratmak istedim. Bu hassas konuda edebi yaklaşımlarla ilerleyip insanların perişanlığını anlatmak yöntemi bana ilkel ve kabul edilemez geldi. Benim düşünceme göre bu tür bir eylem, sizi zamanın dışında tutan güce sahip değildir.
Sürgün olayının dramatik yönünü sanatsal tekniklerle ön plana çıkarmak istedim. Anıtta kullandığım malzemenin ölçü ve hacmini iyi düşünülmüş bir kompozisyonda bir araya getirmeye çalıştım. Sürgün anıtının projesi dört ayrı değerlendirmeden geçti ve aynı zamanda mimari bir değerlendirmeden de geçerek birinci oldu. 3х4 metrelik bronz heykelin yapımı bir yıldan az bir sürede tamamlandı, ancak eskizinin yapılması 20 yılımı aldı diyebilirim.
Sürgün anıtının açılışı, 2010 yılında anıtın yapıldığı Sohum sahilinde gerçekleşti. Törene katılan, dönemin Abhazya Cumhurbaşkanı Sergey Bagapş bana şunları söylemişti: “Gena, harika bir iş çıkardık. Ve eğer bunu şimdi yapmasaydık, muhtemelen asla yapamayabilirdik…” Bu, Sayın Cumhurbaşkanı’nın söylediği çok kısa ama benim için çok anlamlı olan bir cümleydi.

Gennady Lakoba

1948 yılında Abhazya, Sohum’da doğdu. Tiflis Sanat Akademisi’nden mezun oldu, daha sonra eğitimine St.Petersburg Sanat Akademisi’nde devam etti. Sanatçı Vasily Şuhaev, Merab Tsintsabadze gibi ünlü ustalarla çalıştı.
Çalışmalarında, yaşamı ve çalışmaları ile Abhazya ile yakın bağları olan sanatçı Pyotr Kulçitski, ünlü sanat eleştirmeni P.N. Filonov ilişkisiyle sanatçı Varvara Bubnova’nın önemli etkisi oldu.
1986’dan beri SSCB Sanatçılar Birliği üyesidir. Halen Uluslararası UNESCO Sanatçılar Derneği, Abhazya Sanatçılar Birliği, Belarus Sanatçılar Birliği üyesi ve Rus Sanat Akademisi fahri üyesidir. Çok sayıda uluslararası sergiye katılmıştır.

-Anıtın kompozisyonundan bahseder misiniz, neler anlatmak istediniz, bilmemiz gereken özellikleri var mı, örneğin eleştirilen bir görüntü olarak, at figürünün kesilmiş ayakları gibi…
-Sürgün anıtı yere düşen at üzerinde onun üzerindeki binicisinin insan figüründen oluşuyor. Görüntülerdeki masif formlar birbirini dengeliyor. Kompozisyonun tamamı üç noktadan oluşuyor. Heykele hangi açıdan bakılırsa bakılsın sadece iki destek noktası görünüyor ve böylece atın hacimli gövdesi dünya yüzeyinin üzerinden yükseliyor gibi duruyor. Bu, eserin görsel etkisini güçlendiriyor. Atın başı, gergin uzun boynu üzerinde yukarıya bakan dirençli görünümüyle, Kafkasya’nın tüm halklarını temsil ediyor. Binicinin havaya kaldırılmış sıkılı yumruğu ise halkların birliğini, kararlılığını, gücünü ve yenilmezliğini sembolize ediyor…

‘Bu eserde, geçmişte yaşanan ve gelecekte yaşanacak olaylar bir arada hayat buluyor’

Anıttaki atın görüntüsü, kesilmiş uzuvları ile sergileniyor. Bununla figüre bakan kişinin güç, umut ve ıstırap duygularını bir arada içeren genelleştirilmiş bir imaj görmesini istedim. Bunu yaparken detaylardan uzaklaşmaya ve kompozisyonu dağıtmamaya çalıştım, düşündüm ki insanlar heykel formundaki eksik uzuvları zihinlerinde tamamlayabilirlerse, merkez noktada konsantre oldukları bir enerji hissedeceklerdir.
Atın devasa gövdesinde, plastik çözümleme yöntemine yoğunlaşarak halkın dayanma gücünü, zor şartlara uyumlarını, hayatta kalma mücadelesi ve umutlarını aktaran enerjiyi kalıcı olarak yerleştirmeye çalıştım. Bu bir konsantrasyon tekniği olarak, karmaşık kavramları özlü bir biçimde ifade etmeye ve daha fazla miktarda bilgi aktarmaya izin veriyor. Sonuç olarak da, yaratılmış olan bu eserde, geçmişte yaşanan ve gelecekte yaşanacak olaylar bir arada hayat buluyor. Bu sanatın gücüdür…
Ayrıca, eğer yavaşça etrafında dönerek anıta bakacak olursanız şeklinin nasıl değiştiğini görebilirsiniz. Girintilerin yerini yüksek dağlar ve dalgaları çağrıştıran çıkıntılar alır. Kompozisyon adeta hareket ederek, güneşin sembolik bir işaretine dönüşür.
Atın üstündeki binici ise yenik değildir, güçlü ve zafer kazanma arzusuyla doludur. Duruşuyla halkımızı, yaşam arzusunu ve kendi devletlerinin yeniden canlanması ümidini sembolize ediyor. Binici erkek figürü, ata sırtı dönük izleyen kişiye yüzü dönük bakacak şekilde yerleştirilmiştir. Bu oldukça dramatiktir. Sanatın hayatta olduğu gibi yasaları yoktur ve farklı şekillerde ifade edilir.

-Çalışmalarınıza devam ediyor musunuz?
-Sürgün teması ile ilgili çalışmalarıma devam ediyorum, bu konu benim için çok enteresan. Aynı temalı, bronz ve mermerden birkaç heykel çalışmam var. Bu projeyi yakın gelecekte uygulamayı ve farklı ülkelerdeki sergilerde göstermeyi umuyorum.
Ve özellikle belirtmek istiyorum; bir anıt da dahil olmak üzere, herhangi bir mimari yapı sürekli bakım gerektirir. Şu anda sürgün anıtın etrafında bulunan lambalar kullanılamaz hale geldi. Aydınlatma eksikliği, akşamları kompozisyonun tam olarak algılanmasına engel oluyor. Ayrıca anıttan, hemen önündeki denize doğru yönlendirilmiş iki güçlü projektör kurulması gerekiyordu, kurulmadı. Projektörlerden gelen ışınlar yavaş yavaş denizin derinliklerinde zayıflamalı ve erimeliydi. Anavatanlarından sürülen insanların, hiç bilmedikleri Osmanlı’ya doğru çıktıkları yolu aydınlatan ışıklardı bunlar. Umarım bir gün yetkililer bu eksikleri tamamlayacaklardır.

-Teşekkür ediyoruz, ek olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
– Aynı topraklardan doğduğumuz sevgili kardeşlerim, yaptığım anıtla ve enteresan bazı özellikleriyle ilgili size bilgi vermeye çalıştım. Seyahatlerim sırasında bazen Türkiye’de, İstanbul’da bulunuyorum ve antik anıtlar üzerine incelemeler yapıyorum, bilgi topluyorum. Benimle konuşmak isterseniz, düzenleyeceğiniz her etkinliğe katılıp sorularınızı içtenlikle cevaplamak ve sizinle tanışmaktan memnun olurum. Hepinize sevgiyle sarılıyorum ve sizi seviyorum…
İletişim için:
www.genalakoba.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here